Yeni kaynana, yeni hayat – ve hiç endişe yok
– Can, hafta sonuna kadar “Ballı Pasta” ve bol meyve almayı unutma, diye hatırlattı kocasına Ayşe, buzdolabına şöyle bir göz atarak.
– Ne için? Bir şey mi kutluyoruz? diye şaşırdı Can, elindeki kahve paketini evirip çevirirken.
– Yine mi unuttun? Cumartesi annem geliyor! Yeni kocasıyla birlikte. Artık burada, bizim şehirde yaşayacaklar! diye üsteledi Ayşe.
– “Burada yaşayacaklar” derken? İki odalı dairemiz var, diye afalladı Can, kahveyi bir kenara koyarak.
– Tabii ki bizim evde değil, diye ellerini çırptı Ayşe. Annem emekli oldu, evlendi ve bize yakın olmaya karar verdi. Torununu görmek, yardım etmek için.
Can başıyla onayladı ve her şeyi alacağına söz verdi ama içinde garip bir huzursuzluk büyüyordu. Kayınvalidesi, Gülten Hanım, ona her zaman içini ürpertirdi. Kadın değil, kaya gibiydi – beton kadar sert. Kibar, soğuk, mükemmel saçları ve patronvari ses tonuyla bir ömür demiryollarında çalışmış, astlarını demir yumrukla yönetmişti. Ve ne zaman Gülten Hanım, çalışanlarına nasıl disiplin uyguladığını anlatsa, Can sessizce onun altında çalışmadığı için şükrederdi.
Şimdi ise – tam yanı başlarında. Acaba o devasa kuvvetini onların ailesine mi yöneltecek? Ya çocuğun eğitimine karışır, emirler yağdırır, neyin nasıl yapılacağını dikte ederse?
Ayşe ise çok heyecanlıydı. Kerem’le ilgilenmek, okul işleri, ödevler – artık işten koştura koştura eve gelmek zorunda kalmayacaktı. “Annem her şeyi halleder,” diye güvence veriyordu. Ama Can, huzurlu günlerinin bittiğini hissediyordu.
Ve cumartesi sabahı geldi çattı. Kapı çaldı.
– Canım, annem geldi! diye sevinçle bağırdı Ayşe ve kapıya koştu.
Kapıyı açtı… ve donup kaldı. Eşikte iki kişi duruyordu. İri yarı, samimi bir adamın yanında – kısa, sarı saçlı, tatlı gülümsemeli zarif bir kadın. Can şaşkınlıktan küçük dilini yuttu. Bu, tanıdığı o Gülten Hanım olamazdı!
Ama sonra kadın, tanıdık ama alışılmadık derecede sıcak bir sesle konuştu:
– Çocuklar, sizi çok özledim! Can, Ayşecik, Keremcik, merhaba canlarım!
Can, karısıyla göz göze geldi. Adam ise canlı bir şekilde elini sıktı:
– Merhaba damat! Ben Vedat Bey. Umarım iyi anlaşırız! diyerek kocaman bir gülümsemeyle ağır çantasını mutfağa taşıdı.
Gülten kızını, sonra torununu sarıldı, hatta Can’a bile sıkı bir kucak verdi. O ise olduğu yerde donmuş, olanlara inanamıyordu.
Mutfta Vedat Bey çantadan turşu kavanozları, pastırmalar ve tabii ki şeffaf bir şişe çıkardı. Can’ın şaşkın bakışını görünce güldü:
– Ne o, artık aileyiz! İstersen, senin Gülten’le nasıl tanıştığımızı anlatayım?
Meğer Vedat, yakındaki bir depoda ustabaşıymış. Bir gün denetleme için Gülten gelmiş. Sert, otoriter. Ona gerçekleri olduğu gibi söylemiş. Gülten üste çıkmaya çalışmış ama başaramamış. Vedat ona “göz alıcı kadın” diye takılınca, Gülten yıllar sonra ilk kez kızarmış.
Böyle başlamış her şey. Sonra bir buluşma, sonra kahve, tekne gezisi, mantar toplamalar ve aşk. Vedat, Gülten’in sadece bir kadın değil, sıcakkanlı bir anneanne olduğunu da ortaya çıkarmış. Şimdi birlikte Kerem’i okuldan alıyorlar, köye gidiyorlar, Gülten balık tutmaya merak salmış ve geçenlerde internetten tekne bile bakmışlar.
– Siz de bir hafta sonu köye gelin, Can, dedi Gülten bir gün. Sürekli çalışmak… Hayat ne zaman yaşanacak?
Can’ın arkadaşı Burak, kayınvalidesinin nasıl değiştiğini duyunca iç çekti:
– Vay canına, şanslısın sen. Bizim kaynana ailemi neredeyse dağıttı, seninki ise altın gibArtık Can da Gülten Hanım’ın farklı bir insan olduğunu anlamış, ailecek birlikte geçirdikleri her anın tadını çıkarıyordu.




