Püre, Tavuk ve Olmayan Boşanma

İstanbul. Sonbahar akşamı. Nemli rüzgar, yorgun gözler ve daha da yorgun bir kalp. Aylin, süpermarketin satış alanında geçen on saatin ardından eve dönüyordu. Kafasında sadece bir düşünce vardı:

“Keşke Deniz patates kızartsa…”

Ev, lezzetli bir yemeğin kokusuyla karşıladı onu. Aylin montunu çıkardı, botlarını çıkardı, mutfağa girdi – masada buharı tüten püre ve fırında tavuk dolu tabaklar duruyordu. Yanında kaşıklar, tuz, ekmek ve demlik vardı. Deniz sessizce sandalyeyi işaret etti:

“Otur.”

“Vay canına, bugün özel bir gün mü?” diye zoraki gülümsedi Aylin. “Bu yeni bir şey mi?”

“Her zamanki yemek,” diye omuz silkti. “Ama seninle konuşmam var.”

Sessizce yediler. Tavuk yumuşacıktı, püre ise tam kıvamında tuzlu. Aylin çaydanlığı koydu, ıhlamur demledi. Kocasının karşısına oturdu.

“Hadi, söyle. Bir şeyler seni kemiriyor belli ki.”

Deniz uzun süre pencereye baktı. Sonra bakışlarını eşine çevirdi.

“Dedem ile ninem cumartesi günü altın yıllarını kutlayacak. Bizi de davet ettiler.”

“Ha, bize düğünümüzde elli bin lira hediye edenler mi? Peki oraya nasıl gideceğiz? Boşanmayı konuşuyorduk sonuçta.”

“Gidelim işte. Sadece birlikte. Yaşlı insanlar, mutlu olurlar. Hâlâ resmiyette evliyiz.”

Aylin ona şüpheyle baktı. Ne kavga edecek ne de barışacak hali vardı.

“Tamam, hadi. Belki son kez birlikte bir yere gideriz.”

Deniz’in babasının arabasıyla yola çıktılar. O ve babası önde, Aylin ise kayınvalidesiyle arka koltukta. Sessizlik.

“Kavga mı ettiniz?” diye fısıldadı kayınvalide.

“Hayır,” dedi Aylin zoraki bir gülümsemeyle.

“Bak, yıldönümü için onlara ne yüzükler aldık. Altın, çok güzel.”

“Güzel,” diye başını salladı.

“Barış içinde yaşayın. Bundan elli yıl sonra çocuklarınız da size böyle hediye alır.”

Aylin gözlerini indirdi. Ellinci yıl mı? Sonsuzluk gibi bir şey…

Yıldönümünde herkes neşeliydi: gençler, yetişkinler, yaşlılar. Yemekler, kahkahalar, kadeh kaldırmalar. Aylin ise kocasından uzak durdu. Deniz’in ailesindeki kadınlar hemen onu eğlence programının hazırlığına dahil ettiler. Hepsi otuzlu yaşlarının başındaydı, tıpkı Aylin gibi. Tartışıyor, kocalarına takılıyorlardı ama… birbirlerini sevdikleri belliydi.

Aylin kendine şu soruları sorarken buldu:

“Ben onu seviyor muyum? O beni seviyor mu?”

Belki bir zamanlar sevmişti. Ama şimdi… Ev sıcak değil. Para sürekli tükeniyor. Üç yıldır yeni bir mont alamıyor. Çocuklar mı? Deniz onlardan hiç söz etmedi. Düzgün bir iş bile bulamıyor. Oysa bir zamanlar hayaliydi…

Parti geç saatte bitti. Misafirler evlerine dağıldı. Nine Emine genç çifte yaklaştı:

“Bizde kalın. Sabaha kadar dinlenirsiniz. Biraz da temizlikte yardım edersiniz.”

Aylin ve Deniz sessizce masaları toplamaya başladı. Uyum içinde, tek kelime etmeden çalıştılar. İki saat sonra ev yine tertemizdi.

Nine çay koydu.

“Hadi Ahmet, bak elli yılı devirdik,” dedi dedeye gülümseyerek.

“Kaç kere boşanmanın eşiğine geldik,” diye mırıldandı dede. “Neredeyse nikâhı kıydıracaktık.”

“Ama geri döndük.”

“O zaman işsizdim, param yoktu,” diye hatırladı dede.

“Unuttun mu herkes bana bakardı? Prenses derlerdi bana. Sen de ampul gibi parlardın.”

“Öyle ya… Prenses,” diye burun kıvırdı ama gözleri sıcacıktı.

Aylin onlara baktı ve içinde bir şeyler burkuldu. Tartışıyor, birbirlerinin sözünü kesiyorlardı ama… sevgi vardı. Gerçek bir sevgi.

“Biz de böyleydik,” diye düşündü. “Genç, ateşli, kırgın. Hep haklı olduğumuzu sanıyorduk. Şimdiyse neredeyse boşanacakları şeylere gülüyorlar.”

Nine Emine cebinden bir zarf çıkardı:

“Alın, kendinize bir şeyler alın. Sonbahar için. Sakın itiraz etmeyin. Biz dedeyle fakirleşmeyiz.”

Aylin reddetmek istedi ama Deniz aldı.

“Teşekkürler, nineciğim.”

“Hadi, dinlenmeye gidin. Oda hazır.”

Oda tanıdıktı – Deniz’in çocukluğu burada geçmişti. Ama şimdi yatakta iki kişi vardı. Uzandılar. Sessizdiler.

“Aylin…” diye fısıldadı.

Ona sarıldı. Sıcacık, tanıdık bir omuz. Servet değil, kürk değil. Sadece o.

Deniz uykuya düştü. Aylin ise tavana bakıyordu.

“İyi ki boşanmadık. Yarın bana bir mont alırız. Sonra belki… Bir çocuk. Sonra torunlar. Ve kırk dokuz yıl sonra da altın yüzükler. Tıpkı onlarınki gibi.”

Gülümsedi. Uzun zamandır ilk kez. Ve uykuya daldı. Huzurla. Onun yanında…

Rate article
Lifequest
Püre, Tavuk ve Olmayan Boşanma