30 Yıl Sonra Eski Aşk ile Karşılaşma, Mağaza ve Kasa

Otuz yıl sonra eski sevgilimle bir markette, kasada karşılaştım. Elimi rafa uzatıp kefir, pastırma ve sigaramı koyarken, kaserdaki kadın başını bile kaldırmadan hızlıca selam verip, “Başka bir şey?” diye sordu. Saçlarını savururken o tanıdık hareketi yapışı beni çarptı. Öylece gidecektim ki gözüm kasaların üniformalarında asılı olan isimliklere takıldı. **Margarita Averina** değil, **Suna Demir** yazıyordu.

— Suna, sen misin?

Sonunda gözlerini bana kaldırdı:
— Evet… Ne oldu?.. Aman Tanrım! Levent?
— Aynen benim. Seni böyle göreceğimi hiç düşünmezdim.

…1988 yazı. Pazar günü, Suna’yla İstanbul’da geziyoruz. Siyah mini eteğiyle, incecik bedeniyle. Bacakları güzel, hafiften sallana sallana yürüyor, yüzünde hep o belli belirsiz gülümseme. Sanki elimden kayıp gidiyor, ben de tutmaya çalışıyorum. Suna öyle seksi ki etraftaki erkekler dönüp bakıyor. Hem gururlanıyorum böyle bir kızla olduğum için, hem de sinir oluyorum çünkü sarılmama bile izin vermiyor.

Ona gazeteci olmak istediğimden bahsediyorum, Suna gülüyor:
— Bence sıkıcı. Ben şarkıcı olacağım, eminim.

Yirmi yaşındayız. Suna konservatuarda piyano bölümünü bitiriyor, ama şimdi yaz tatili, uzun tırnaklarını kırmızı ojeyle boyamış. O eller, o tırnaklar beni deli ediyor.

Suna sertçe konuşuyor:
— Acıktım! Şu kafeye girelim!

Cebimde sadece yirmi lira var. Annem bırakmıştığı parayla bir hafta geçirecektim. Bu kafe ne kadar tutar bilmiyorum, ama masum bir ifade takınıyorum: “Tabii, hadi!” İçimden, “Yirmi liraya yetmezse ne yaparım?” diye düşünüyorum.

Kafede Suna pizza ve şampanya sipariş etti. İçtik, artık umurumda değildi, onu gece evime götürmek istiyordum. Derken **”Grup Vitamin”** çalmaya başladı. Suna fırladı, tek başına coşkulu bir şekilde dans etmeye koyuldu. Etraftaki adamlar şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Suna bir yandan da mırıldanıyordu: *”Aşkın gözü kördür, her şeyi görür…”* Sanki kendini bir yıldız sanıyordu.

Param neredeyse yetmeyecekti ki Suna umursamazca bir kağıt parayı masaya attı:
— Boşver, eğleniyoruz! Hadi, şimdi nereye?

Ve evime gittik. Sanırım hayatımın en uzun, en güzel gecesiydi. İki kişilik muhteşem bir aerobik. *”Aşkın gözü kördür…”* diye şarkı mutlu, sarhoş kafamda çınlıyordu.

Ama üç ay sonra, sonbaharda, ayrıldık. Suna beni terk etti:
— Bak, çok harika biriyle tanıştım, kusura bakma. Üstelik bana bir plak şirketinde tanıdığı olduğunu söyledi. Albüm yapmak istiyorum, adını bile buldum: *”Mutluluğum.”*
— Aptalca bir isim, dedim.

Ve çekip gittim. Uluyasım geliyordu. Ona bir şekilde acı çektirmek istiyordum. Ama bir yandan da tekrar geceyi beraber geçirmek için deli oluyordum. Genç ve aptal kafanın içindeki duygular işte…

Şimdi otuz yıl geçti. Tanrım, otuz yıl. Karşımda şişmanlamış Suna var, market kasasında çalışan Suna.
— Hatırlıyor musun, şarkıcı olacaktın? diye gülümsedim.

Suna sinirli bir gülüşle cevap verdi:
— Hepimiz bir şeyler hayal ederdik… Ama senin gazeteci olduğunu biliyorum. Bazen yazılarını okuyorum, aferin.

Marketten çıktım. Suna’yı düşünüyordum. İntikamımı almıştım, otuz yıl sonra da olsa. Bilerek para üstünü almadım. İroniktir, tam yirmi liraydı. Ama bugünün yirmi lirası o zamanınkiyle aynı değil, artık kafede şampanya içmeye yetmez. Müzik sustu, Suna şişmanladı, hayatı kasada barkod sesleriyle bitiyor. Hüzün.

Birkaç gün sonra aynı markete gittim. Nadiren uğrarım, ama gittim. Sebepsizce.

O yine oradaydı. Beni görünce sevindi:
— Sigara içiyorsun değil mi? Hadi çıkalım! Naime’den rica ederim, kasaya bakar.

Suna ceketini giydi, sigara içmeye çıktık. Suna dedi ki:
— Dinle, o zamanlar aptalmışım, kusura bakma…
— Suna, artık hiçbir önemi yok. Otuz yıl geçti. Üçüncü evliliğim, üç çocuğum var.

Suna o zamanki gibi güldü:
— Anladım. Bana acıyorsun, değil mi? ‘İşte mutsuz teyze, yıldız olacaktı, şimdi kasada patates tartıyor,’ diye düşünüyorsun.
— Yok, öyle değil…
— Görüyorum. Acıyorsun. Hatırlıyor musun, albüm adı *”Mutluluğum”* olacaktı? Anlıyor musun, bu aptalca değil. Şimdi de aynı ismi koyardım. Sadece mutluluk dediğimiz şey çok değişiyor. Yirmi beş yıldır çok iyi bir adamla evliyim, Cemil. Evet, sade bir adam, müzik kulağı yok, gece horluyor. Ama mükemmel bir tamirci, yazlığımıza şömine yaptı, her şeyi yapar. Büyük bir kızımız var, güzel mi güzel. Yirmi iki yaşında—düşünsene, bizden daha büyük. Hukuk okuyor, benden çok farklı. Evlendi, bir de bize torun verdi, adı Suna, bir buçuk yaşında. Çok mutlu bir nineyim. Hayatım güzel geçti. Kasiyerlik mi? Çalışmak zorunda değildim, kocamın parası yeterli. Ama torun kreştNe zaman o eski şarkıyı duysam, hâlı dokur gibi dokuduğumuz o gençlik günlerinin renkleri gözümün önüne geliyor.

Rate article
Lifequest
30 Yıl Sonra Eski Aşk ile Karşılaşma, Mağaza ve Kasa