Son Bir Kez

Son Defa

“Geber, mel’un!”

Mehmet, evin kapısını yumrukluyordu, etrafına toplanan komşular ise onu yatıştırmaya çalışıyordu:
“Mehmet, ne yapıyorsun böyle? Yarın yine pişman olacaksın! İki çocuğun var, Ayşe hiçbir zaman sana bahane vermedi, sen hem kendini hem onu rezil ediyorsun!”

Mehmet, bahçe kapısına döndü:
“Ne toplandınız burada? Film mi izliyorsunuz? Dağılın şuradan!”

Kimse yerinden kıpırdamadı. Komşularından biri, Fatma Teyze, sordu:
“Mehmet, bu hiddetin niye? Bir sebep olmalı değil mi?”

“Sebep mi? Sebep Ayşe’nin ta kendisi! Ben ona… bütün kalbimle bağlıyım, peki ya o? Herkese gülücükler dağıtıyor, şimdi de evine kapanmış, kim bilir kiminle?”

Mehmet merdivenlerden indi, banka çöktü. Yorgun, ağlamaklı bir sesle konuşuyordu. Sağlam bir adamdan böyle bir ton duymak tuhaf ve rahatsız ediciydi.

Fatma Teyze yumuşak bir sesle konuştu:
“Boşuna karını suçluyorsun… O iyi bir kadın. Dürüst.”

Mehmet iyice güçsüz bir sesle cevap verdi:
“Beni sevmiyor, Fatma Teyze. Ben köylüyüm, o şehirli… gözü hep başka yerde.”

“Ah seni ahmak… Senin gibi ahmak bulmak zor…”

Ama Mehmet onun sözlerini duymuyordu artık. Başı göğsüne düşmüş, uyuyakalmıştı. Fatma Teyze hafifçe dürttü, biri başının altına şapkasını koydu ve Mehmet bankta uzandı.

“Tamam, artık ayılana kadar kalkmaz.”

***

On beş yıl önce Mehmet, şehre ekskavatör kursuna gitmek için yola çıkmıştı. Köy büyüyordu, evler yapılıyordu. İnsanlar “Biraz daha, artık şehir sayılırız” diyordu. Kaç tane ev var, önemli olan bu! Çok katlı binalar olmasa da, nüfus artıyordu.

Köyde kendi inşaat ekibi vardı. Uzmanlar için evler yapıyorlardı, şimdi de bir kültür merkezi düşünüyorlardı. Taştan, iki katlı, çeşitli kursların olacağı bir yer.

Köyde ekskavatörleri vardı, ama bu işi yapacak eleman yoktu. Ehliyetli sürücüler vardı, ama uzman seviyesinde kimse yoktu. Sonunda Mehmet’i ve karşı mahalleden Selim’i seçtiler, şehre gönderdiler.

Mehmet ve Selim hiç anlaşamazdı. Üstelik, tamamen zıttılar. Nedeni de aynı kızlara ilgi duymalarıydı. Birkaç kez birbirlerinin burunlarını kırmışlardı.

Şehirde onları aynı odaya yerleştirdiler, isteseler de istemeseler de konuşmak zorundaydılar. Selim hemen açıkladı:
“Ben şehirli bir kız bulup burada kalacağım.”

Mehmet şaşırmıştı:
“Nasıl yani? Köy senin eğitimi için para ödüyor, sen şehirde mi kalacaksın?”

Selim güldü:
“Ne kadar safsın. Normal olan bu! Köyde ne işim var benim?”

Mehmet sadece homurdandı:
“Tamam, seni böyle yakışıklı bekliyorlar zaten.”

Üç gün sonra Mehmet, Selim’i bir kızla gördü. Onu görür görmez aklını kaçırdı. Ayşe’ye ilk görüşte aşık oldu.

Akşam Selim’e sordu:
“Seninle olan kız kimdi?”

“Ha, Ayşe mi? O şehirli, büyükannesiyle yaşıyor, yani ev yakında boşalacak.”

“Aşık mı oldun yoksa?”

“Dalga mı geçiyorsun? Tahta gibi, ben dolgun severim…”

Mehmet hemen yumruğu yapıştırdı. Sonra bir tane daha. Selim burnunu silerek:
“Demek vuruldun ha… İyi bak, ben onunla evlenip sağa sola çıkacağım, o da beni evde bekleyip affedecek!”

Ertesi gün, Selim gider gitmez Mehmet gizlice onu takip etti. Selim’in Ayşe’yi belinden tutup sahiplenir gibi sarıldığını görünce öne fırladı.

Mehmet her şeyi Ayşe’ye anlattı, o şaşkınlıkla bir Mehmet’e bir Selim’e bakıyordu, sonra dedi ki:
“Siz ikiniz de defolun!” ve çekip gitti.

Selim’le tekrar kavga ettiler. Aynı gün Selim yurt müdürüyle konuşup başka odaya taşındı. Mehmet ise gece gündüz Ayşe’yi gözetledi.

Kız yanından geçiyor, görmemezlikten geliyordu. İki hafta sonra durdu:
“Daha ne kadar gölgem gibi peşimde dolanacaksın? Belki de sinemaya davet edersin?”

Mehmet, köyüne sadece Ayşe’yi değil, yaşlı büyükannesini de getirdi. Büyükanne on yıl sonra vefat etti, o sırada iki oğulları olmuştu.

Mehmet ailesi için yerin dibine girer, ev yaptı, köyde kimsenin olmadığı kadar güzel bir çit çektirdi. Çocukların en pahalı bisikletleri vardı. Ayşe sağlık ocağında çalışıyordu. Mehmet onun üzerindeki tozu bile üfleyerek alırdı.

Ama bir yıl önce Mehmet’in asla beklemediği bir şey oldu. Köye Selim geri döndü. Belli ki şehirli karısına gerek kalmamıştı, hemen bavulunu hazırlayıp yolcu etmişti.

Mehmet onun döndüğünü öğrenir öğrenmez eve kapkara bulut gibi girdi. Ayşe şaşkınlıkla baktı:
“Mehmet, ne oldu sana? Bir şey mi oldu?”

Dolaptan bir şişe çıkardı, kendine doldurdu, içti. Ayşe korkuyla geri çekildi. Kocasını hiç böyle görmemişti. Zaten senede bir, büyük bayramlarda içerdi.

Mehmet ona kasvetle baktı:
“Selim geri döndü.”

Ayşe kaşlarını çattı.
“Selim mi? Hangi Selim?”

“O Selim! Seninle olan…”

Ayşe güldü:
“Ha, anladım. Şehirde tutunamadı demek?”

Sonra ciddileşti:
“Geri dönmüşMehmet, gözlerindeki yaşları silerek Ayşe’ye sarıldı ve “Artık her şey eskisi gibi olacak, söz veriyorum” diye fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Son Bir Kez