KALP YENİDEN ATIYOR

**KALP YENİDEN ÇARPACAK**

Sibel, kızı Elif’i kimden olduğunu bilmeden dünyaya getirdi. Evlilik öncesi bir “kayma” yaşamıştı diyelim.

Evet, bir genç adam Sibel’in peşindeydi. Evlenme teklif etmese de göz alıcı derecede yakışıklı ve nazikti. Sibel, onun koluna girerek gururla apartman önünde oturan “güne göz dikmiş” teyzelerin önünden geçerdi. Bu emekliler, tıpkı ayçiçekleri gibi her geçene dönüp bakarlardı.

Genç adamın işi gücü yoktu. Bir keleb olup hayatın tadını çıkarmayı seviyordu. Sibel onu besledi, içirdi, yanına yatırdı. Yoluna rengârenk bir halı gibi serilirdi.

Ama bir gün adama göre Sibel artık sıkıcıydı, onu bir kadın olarak yeterince takdir etmiyordu. Hatta, eğer seviyorsa bir kerecik denize de götürebilirdi, değil mi?

Sibel bir hafta boyunca ağladı. Sonra “sevgi açlığı çeken” adamın fotoğraflarını yırtıp yaktı. Bir ay boyunca kendi kendine acı çekti. Ardından Murat’la tanıştı.

…Bir sabah işe geç kalmıştı. Otobüs durağında sinirli sinirli beklerken bir taksi yanında durdu. Şoför kapıyı açıp onu götürmeyi teklif etti. Sibel düşünmeden atladı içeri.

Yol boyunca şoförle sohbet etti. Sibel hemen bir değerlendirme yaptı: Orta yaşlı, bakımlı, tıraşlı, ütülü kıyafetli biriydi. Üstelik taksi şoförünün zarif tavırları da hoşuna gitmlişti. Bütün görünümü, arkasında özenli bir kadın eli olduğunu ele veriyordu. Sibel içinden, “Annesinin eli bu” diye geçirdi.

Murat (kendini böyle tanıttı) ilk aşkın tam tersiydi. Sibel düşünmeden numarasını verdi. Tanışmayı sürdürmek istiyordu. Hayatında ilk kez adına bedavaya taksiye binmişti.

…Zamanla görüşmeye başladılar. Murat, Sibel’i çiçeklere boğuyor, hediyeler veriyor, şefkatle seviyordu.

Bir ilkbahar günü ormanda gezerken Elif kardelen toplamaya başladı. Murat da ona eşlik etti. “Hasat” tamamdı. Sibel küçük demetini alıp arabaya bindi. Murat direksiyona geçti, kendi topladıklarını arka koltuğa özenle yerleştirdi. Sibel’in aklına “Karısı için…” düşüncesi geldi. Sormaya cesaret edemedi. Ya evliyse? Altı aydır Murat’a alışmıştı. Tatlı bir yalanla kendini avuttu. Sustu…

Ama kısa süre sonra Murat’ın karısı kapısına dikti. Yanında iki küçük çocuğu vardı:

“İşte tatlım, bunları büyütün! Babalarını çok seviyorlar!”

Sibel şaşkınlıkla, “Affedersiniz, Murat’ın evli olduğunu bilmiyordum. Ailenizi yıkmak niyetim yok. Başkasının eşiğine yuva yapmam” diyebildi.

O akşam “evli bey”e yol verdi.

…Sonraki aşkı Giorgi oldu.

Gürcüydü. Sibel’le ilişkisi kısa sürdü. Kasırga gibi hayatına girdi, girdiği gibi çıkıp gitti.

Sibel, Giorgi’yle bir arkadaşının doğum gününde tanıştı. Giorgi, bu sessiz ve sevimli kadını hemen etkisi altına aldı. O da karizmatik erkeğin baskısına direnmedi.

Giorgi, cömertliği, neşesi ve geniş yüreğiyle Sibel’i kendine bağladı. Onunla ne sıkılma fırsatı vardı ne de içine kapanma. Giorgi’nin bitmeyen planları vardı. Hiçbir derdi yok gibiydi. Sibel, onunla dünyanın sonuna kadar gitmeye hazırdı. Ama ne yazık ki…

Bir yıl boyunca Sibel’i ellerinin üzerinde taşıdı. Sonra Gürcistan’a döndü. Türkiye’de alışamamıştı. Belki havası uymamıştı, belki hasta annesi çağırmıştı…

Sibel terk edilmiş ve değersiz hissetti. “Artık yeter, tek başıma yaşarım. En azından gözyaşı yok” dedi.

Tam hayatını kabullenmişken, kalbinin altında yeni bir hayat filizlendiğini öğrendi. Şoke oldu! Önce, çocuğun babası kimdi? Sonra, bundan sonra nasıl yaşayacaktı? Üstelik, bu karmaşadan nasıl çıkacaktı?

…Bir kız doğurdu. Adını Elif koydu. Elif, Sibel’in hayatının anlamı oldu. Kızı, Giorgi’ye benziyordu: Aynı kıvırcık saçlar, kara gözler ve büyüleyici gülüş. Bu, Sibel’i nedense mutlu ediyordu. Belki de onu herkesten çok sevdiği için. Elif’e bakarken Giorgi’yle geçirdiği neşeli günleri hatırlıyordu.

Tabii, bazen çaresizlikten, evli arkadaşlarını kıskanıp içini yiyordu. Ama Elif’i büyütmek tüm zamanını alıyordu. Ağlamaya bile vakti yoktu.

…Elif okula başladığında sırasına Can adında bir erkek çocuğu oturttular. İlk bakışta pek hoşlanmadı. Can da ona “kıvırcık salak” dedi.

Birbirlerinden nefret ediyorlardı. Öğretmen onları ayırmak zorunda kaldı. Ama teneffüslerde bile kavga çıkarıyorlardı.

Sibel, kızının okuldan tırnak izleriyle dönmesine bir anlam veremedi. Öğretmen, suçluluk duygusuyla Can’ın adresini verdi: “Ailesiyle görüşün.”

Sibel, Elif’i korumak için hemen harekete geçti. Verilen adrese gitti.

…Kapıyı genç bir adam açtı. Üzerinde önlük, boynunda havlu vardı.

“Bana mı? Buyrun, buyrun. Size bir kahve ikram edeyim. Şu afacanı doyurup geliyorum.” diyerek telaşla mutfağa koştu.

Sibel ayakkabılarını çıkarıp küçük odaya geçti. Belli ki burada kadın eli değmemişti. Eşyalar dağınık, toz köşelerde birikmiş, ağır bir sigSibel o gün, kahvenin kokusunu içine çekerBoşluğa bakarken Murat’ın gülümsemesi gözlerinin önüne geldi ve kalbi, yıllar sonra ilk kez, umutla çarptı.

Rate article
Lifequest
KALP YENİDEN ATIYOR