Neden Anne ve Baba Beraber Yaşamadı, Vira Asla Öğrenemedi.

Bugün günlüğüme annem ve babamın neden ayrıldığını hiç öğrenemediğimi yazıyorum.

Üç yaşındayken ayrıldılar. Annem, küçük beni alıp şehirden köyümüze döndü.

“Her şeyi tamamlamışsın,” dedi babaannem Zeynep, kapıda onları karşılarken. “Okudun, evlendin, çocuk yaptın, boşandın. Siz gençlerde her şey ne çabuk oluyor…”

Derler ya, insanı sözlerine değil, yaptıklarına bakarak yargılamalısın.

Babaannem Zeynep iyi bir babaanneydi. Sürekli homurdanmasına, söylenmesine alışmıştık.

Ama o ne gözlemeler yapardı! Ne masallar bilirdi…

Ben, babaannemin beni yatağa yatırmasını çok severdim. Yatağın kenarına oturur, yorganımı düzeltir ve usul usul yeni bir masal anlatmaya başlardı.

Elbette her çocuk masallardan başka şefkat de ister. Ama babaannem “sevgi gösterilerinden” hoşlanmazdı. Gece yatmadan önce öpmek, sarılmak, seni seviyorum demek… Bunlar onun tarzı değildi.

Annemin yakınlarıyla konuşma tarzı da babaannemden çıkmıştı sanki.

Bazen düşünürdüm: belki de sevmiyorlar, bu yüzden sarılmıyorlar?

Ama bir gün, üç gün boyunca iyileşmeyen bir soğuk algınlığı geçirdiğimde babaannem gece gündüz yanımdan ayrılmadı. Annem o sırada evde yoktu, bir yerlere gitmişti.

Düşünüyorum da, annemden çok babaannemle vakit geçirmişim.

“Annem ne zaman gelecek?” diye sorardım hep.

“Kendi hayatını yoluna koyunca gelir,” derdi babaannem.

“Kendi hayatını yoluna koymak” ne demek, küçücükken pek anlamazdım. Ama sorgulamaya cesaret edemezdim.

Ta ki annemin gidişleri iyice seyrekleşip sonunda tamamen kesilene kadar… “Demek ki artık ‘yoluna koydu,’ şimdi hep bizimle,” diye düşündüm.

Ama bir türlü mutlu görünmüyordu. Beni fark etmiyor gibiydi, hep kendi düşüncelerine dalmış gibi duruyordu.

Sonra hastalandı. Önce basit bir şey sanıp geçeceğini sandık.

Yemek yememeye başladı, fırsat buldukça uzanıyordu. Ama uyumuyordu, gözlerini kapatıp öylece yatıyordu.

“Şehre gidip iyi bir doktora görünmeli, tahlil yaptırmalı,” dedi babaannemin çağırdığı komşu.

“Gitmem,” dedi annem, sessizliğini ilk kez bozarak.

Bu birkaç kelimenin ona ne kadar zor geldiğini görmüştüm.

Bir hafta sonra iyice kötüleşti. Hastaneye gitti. Ama ambulansla.

O zaman bilmiyordum ki, annemi son kez görüyordum…

Ve babaannemle baş başa kaldık.

O günlerin çoğunu hatırlamıyorum. Yaşananlar kötü bir rüya gibiydi. Ağlayan, bir anda yaşlanan babaannem… Annemin eşyalarını alıp yanımda uyuyordum. Onun yumuşak sabahlığına sarılıyor, parfüm kokan eldivenlerini göğsüme bastırıyordum.

“Keşke ben de ölsem,” diyordu babaannem. “Ne acı… Seni kime bırakacağım?”

İlk kez kırışık elleriyle saçımı okşuyordu. Kıpırdamaya korkuyordum, belki çeker diye.

Zamanla yaralar sarıldı…

Okula gidiyor, eve yardım ediyor, derslerime çalışıyordum. Günler birbirinin aynı şekilde geçip gidiyordu.

Sonradan anladım ki, o zamanlar mutluydum. Babaannem bana hem annem, hem babam olmaya çalışıyordu.

…On beş yaş, bu dünyada yapayalnız kalmak için hiç iyi bir yaş değil. Ama kader böyle yazmıştı.

Bir gün babaannem uyudu ve bir daha uyanmadı. Sessizce gitmişti.

Cenazesinde ağlayamadım bile. İçimde kocaman bir boşluk ve çaresizlik vardı.

Beni yetimhaneye götürdüler.

Birkaç gün sonra müdür çağırdı.

“Elif, babanı bulduk. Bugün seni almaya gelecek. Eşyalarını topla.”

“Ama onu tanımıyorum ki…”

Tanımadığım bir adamla gitmek? Ona “baba” demek? Buna hazır değildim.

“Tanışırsın işte. R”Tanıdıkça alışırsın, sonuçta o senin baban,” dedi müdür, yüzünde zoraki bir gülümsemeyle.

Rate article
Lifequest
Neden Anne ve Baba Beraber Yaşamadı, Vira Asla Öğrenemedi.