Ayşegül, sevgili kocasına doğru gidiyordu, daha doğrusu mutluluk kanatlarıyla uçuyordu. Nihayet oğlu liseyi bitirip üniversiteye başlamıştı. Artık kocasıyla birlikte yaşayabileceklerdi.
Oğlunu okula gönderdiği gün, hemen otobüs bileti alıp Ahmet’in yanına gitti. Sadece iki yıldır evliydiler ama tanıştıklarından beri sanki bir ömür geçmiş gibiydi.
İşte ne çektiler bu ilişkide… Zor başlamıştı, zor devam etmişti ama sonunda kader onlara mutlu bir gelecek vaat ediyordu. En az Ayşegül öyle düşünüyordu.
Ayşegül ve Ahmet sekiz yıl önce tanışmışlardı. O sırada Ayşegül, ilk kocasından yeni ayrılmıştı ve uzun süre kimseyi yanına yaklaştırmadı. Ta ki Ahmet’le karşılaşana kadar. Tabii onunla da hemen ilişkiye girmeden önce çok düşünmüştü. Ahmet, eski kocası Murat’tan farklı olduğuna onu inandırmak için epey çaba harcamıştı.
Altı ay flört ettikten sonra aynı eve taşınmışlardı. Ahmet, onun evine yerleşmişti çünkü kendi küçük dairesinde üç kişi sıkışacaklardı. Ayşegül’ün on yaşında bir oğlu vardı. İyi çocuktu ama üveyi babasıyla da hemen anlaşamadı.
Üç yıl birlikte yaşadıktan sonra, Ahmet evlenmeyi düşünmeye başladı ama Ayşegül’ün evliliğe hiç niyeti yoktu. Ona göre bu resmi işler çağdışı kalmıştı. Üstelğini, ne erkeği ne de kadını aldatmaktan koruyordu ki.
Zaten mutluydu, değişiklik istemiyordu.
Ahmet başta onun fikirlerine saygı gösterdi ama sonra anladı ki bu ona yetmiyor. Ayşegül’ü her anlamda karısı olarak görmek istiyordu. Öyle ki, ona bir ültimatom verdi: “Ya evlenmeli ya da ayrılmalıydık.”
Ayşegül onun bu ısrarından hiç hoşlanmadı ve ayrılmayı tercih etti. Tam altı ay boyunca görüşmediler.
Bu arada Ahmet, başka bir şehre taşınmıştı. Eskiden tanıdığı biri ona oldukça kazançlı bir iş teklif etmişti. Eve nadiren uğruyor, ağzı kadar söylemeye çalıştığını kendine gelmesi için sıktırı.
Bir gün yine memleketine geldiğinde Ayşegül’le karşılaştı.
Parkta yürüyordu ve hayatından memnun görünüyordu. O kadar mutlu ve kaygısızdı ki ta ki Ahmet’le göz göze gelene kadar.
Ahmet onun gözlerinde aynı duyguyu okudu: Hâlâ onu seviyordu ve bunu saklayamıyordu.
Yeniden görüşmeye başladılar ama bu sefer uzaktan. Bazen o Ahmet’e gidiyor, bazen Ahmet ona. Her buluşma özenle planlanıyordu ama her seferinde bir tutku ve samimiyetle doluydu.
Genelde ayda bir görüşüyorlardı. Nadiren iki kez. Ahmet ona defalarca yanına taşınmasını teklif etti. O şehirde iki odalarına bir daire almıştı bile, krediyle olsa da.
Ayşegül kalpten bunu istiyordu ama o an için hayatını böyle kökten değiştiremezdi. Oğlu ergendi, sürekli göz kulak olmak gerekiyordu. Üstelik annesi de hastalanmıştı, ona da bakması lazımdı. Tam iki yıl boyunca annesinin iyileşmesi için uğraştı ve sonunda düş kırdığında doktorlar, “Daha çok yaşar!” diyerek taburcu etmişlerdi.
Güler Güler, kızını artık tutmuyordu ama Sarp liseye başlamıştı. Okulunu bitirene kadar taşınmayı reddediyordu. Ayşegül, oğlunun isteğine boyun eğdi.
Sarp onuncu sınıfa başlamadan önceki yaz, Ayşegül ve Ahmet nihayet evlendiler. Kocasının sevincini görünce, keşke daha önce kabul etseydim diye iç geçirdi ama geçmişe ağlamak neye yarardı ki?
Artık sadece sevgili değillerdi. Aramızdaki mesafe olmasa, misafirli evlilik diyebilirdim.
Ve işte, Sarp üniversiteye girdi. Ayşegül oğluyla gurur duyuyordu ama bir yandan da kendi hayatını düzene sokmanın vakti gelmişti. Ahmet’e henüz haber vermemişti, sürpriz yapmak istiyordu.
Yani aslında Ahmet zaten bunun yakında olacağını tahmin ediyordu ama kesin tarihi bilmiyordu.
Bavulunu topladı, otobüse bindi ve ona doğru yola çıktı. Bu günü Ahmet’in unutamayacağı bir gün yapmak istiyordu. Yeni aldığı dantelli iç çamaşırını giymeyi, yeni yatak takımının üstüne güller saçmayı ve bir güzel akşam yemeği hazırlayıp sevgilisini beklemeyi hayal ediyordu.
Otobüste tüm bunları düşünürken birden irkildi. “Bana mı öğretiyorsun?” diye söylendi.
Ahmet’in evine kendi anahtarıyla girdi ve donakaldı. Karşısında mavi gözlü, kızıl saçlı çok genç ve güzel bir kız vardı.
“Sen kimsin?” diye sordu yabancıya.
“Ben Derya. Aa, siz Ayşegül abla olmalısınız. Kusura bakmayın, hemen gidiyorum!”
“Gitmek mi? Sen kimsin ya?” diye hırsla sordu Ayşegül.
“Lütfen sinirlenmeyin. Ben… Ahmet’in kız arkadaşıyım.”
“Ne? Kocamın kız arkadaşı mı? Aklın başında mı senin?”
Ayşegül’e dünyası başına yıkılmış gibi geldi. Sanki dünya aniden dönmeyi bırakmıştı.
“Lütfen sakin olun. Ahmet çok iyi biri ve sizi çok seviyor.”
“Seviyor da ondan mı ben yokken başka kadınla yaşıyor? Kaç yaşındasın sen? Yirmi var mı?”
“Evet, bu yıl yirmi oldu! Tesadüfen tanıştık. Kalacak yerim yoktu, Ahmet bana yardımcı oldu. Önce arkadaştık ama ben ona aşık oldum. Biliyorum ki o beni sevmiyor ve asla sevmeyecek çünkü sizi seviyor. Ama anlayAyşegül o gece bir daha asla uyuyamayacak gibi hissetti, ama sabah uyandığında Ahmet’in ona sarılı olduğunu görünce, belki de her şeyi abarttığını düşündü ve hayatına devam etmeye karar verdi.




