“Baksana, ne hale gelmişsin!” diye burun kıvırdı Cemal, karısına bakarken. “Hamur topu gibi olmuşsun!”
İçten içe karısından bıkmıştı ve şu an o evden uzakta olmayı diliyordu.
“Aşkım, daha yeni doğum yaptım. Bana zaman ver, kilo vereceğim.” diye fısıldadı Elif, gözyaşlarını tutmaya çalışarak.
“Arkadaşlarımın eşleri de doğurdu, hepsi fit. Hamileyken senin gibi şişmanlamadılar!”
Cemal’in gözünde Elif artık değersizdi. Yanında böyle bir kadın istememişti; canlı, özgüvenli, evde bile şık giyinen biri hayal etmişti.
Karşısında ise sürekli özür dileyen, dağınık saçlı, bornozlu bir kadın duruyordu.
Ama Sibel öyle miydi?
Dik başlı, kendinden emin, bir de güzel!
Her an onu bekliyor, tutkuyla seviyordu. Ve tabii, her metres gibi, Cemal’in Elif’ten boşanacağı günü iple çekiyordu.
Cemal cebindeki telefona uzandı…
“Çıkıp biraz hava alayım, ekmek de alırım.” diye yalan attı.
Sokağa çıkar çıkmaz Sibel’i aradı.
“Merhaba, Tatlım! Özledim seni. Eve dayanamıyorum. Hemen gelsem olur mu?”
“Gel tabii, bekliyorum, muck!” diye şımarık bir sesle cevap verdi Sibel.
Cemal ekmeği alıp eve döndü, bebeğin ağlama sesine suratını ekşiterek Elif’e, “İşten acilen çağırdılar, hasta olan mesai arkadaşımın yerine gideceğim.” dedi.
Vardiyalı çalıştığı için yalanını kolayca sızdırmadı.
Elif anlayışla başını salladı ve eşini öpmek istedi, ama Cemal ustaca kaçıverdi.
Bebek uyuduktan sonra Elif, boş salonda oturup kocasının sözlerini düşündü.
Evet, evlendiklerinden beri değişmişti. Kendine bakmayı bırakmış, kilo almıştı. Bebek tüm vaktini aldığı için aceleyle yiyor, bazen geceleri bile atıştırıyordu.
Saat 23:00’ü gösteriyordu.
Kocasını aramak istedi, ama telefonu kapalıydı.
Bebeği emzirdikten sonra uyumaya gitti.
Sabah olunca Cemal geldi ve kapıdan girer girmez ayrılmak istediğini söyledi. Başka birini sevdiğini, Elif’i artık sevmediğini açıkladı. Ama çocuğu bırakmayacak ve nafaka ödeyecekti.
Elif’in o an hissettiklerini tarif etmek zordu. Ama ağlamadı, yalvarmadı.
Bir yıl geçti…
Bu sürede çok şey oldu. Çocuk büyüdü ve anaokuluna başladı. Elif işe girdi, spor salonuna ve havuza yazıldı. Kilolar yavaş yavaş gitmeye başladı. İncecik olmadı belki, ama görüntüsü daha hoştu.
İş yerindeki meslektaşı Emre, ona hep yardım etti.
Bir gün onu sinemaya, ardından parka davet etti. Zamanla ilişkileri ciddileşti ve altı ay sonra evlendiler. Elif’in kilo sorunu Emre’yi hiç rahatsız etmedi. Onun güler yüzünü, güzel gözlerini ve karakterini seviyordu.
Elif’in oğlunu da öz evladı gibi benimsedi. Bir süre sonra çocuk ona “Baba” demeye başladı.
Bir gün Elif, eski evlerinin olduğu semtte bir komşusuna rastladı.
“Elif, Cemal’i gördüm! Meğer o metresiyle evlenmiş! Kadın yeni doğum yapmış, bir hale bak! Şimdi Cemal sürekli mesaide kaldığından bahsediyor.”
Elif’in umurunda bile değildi. Eski kocasını görmüyordu zaten. Nafakayı az miktarda ödüyor, oğluyla nadiren ilgileniyordu. Ama bunların hiçbir önemi yoktu.
Çünkü şimdi Emre’yle gerçek mutluluğu bulmuştu; hem iyi bir baba, hem de harika bir eş…




