Öfkeyle Başlayan Bir Gün

**Günlük, 15 Ekim**

Bugün bir şey duydum, içim parçalandı.

“Kimse seni istemiyor, koca karı! Herkese yüksün! Etrafında gezip duruyorsun, kokuyorsun. Elimde olsa seni…” Ses kesildi, sonra devam etti. “Ama mecburum, katlanıyorum. Nefret ediyorum!”

Elif, çayıyla boğulacak gibi oldu. Az önce büyükannesi, Şükran Hanım’la video görüşmesi yapıyordu. Büyükannesi bir dakikalığına çıkmıştı.

“Bekle, yavrum, hemen döneceğim,” demişti, yavaşça koltuğundan kalkmış ve koridora doğru yürümüştü. Telefon masada kalmıştı. Kamera açıktı, mikrofon da öyle. Elif, ekranı bilgisayarına geçirdiği sırada… İşte o ses geldi.

Koridordan gülünç derecede net bir fısıltı yükseliyordu.

Önce duymadığını sandı. Ama telefon ekranına baktı. Kapı sesiyle birlikte odaya biri girmişti. Önce yabancı eller, sonra bir yan, ardından bir yüz göründü.

**Ayşe.** Abisinin karısı.

Ses de onundu.

Kadın, Şükran Hanım’ın yatağına yaklaştı, yastığı kaldırdı, ardından yatağın altını karıştırdı.

“Çayını yudumluyor bir de… Keşke çabuk ölse! Ne diye uzatıyor ki? Zaten bir işe yaramıyorsun, hava tüketiyorsun, yer kaplıyorsun…” diye söyleniyordu.

Elif donakaldı. Nefesi kesilmişti.

Ayşe kamerayı fark etmeden çıktı. Birkaç dakika sonra Şükran Hanım geri döndü. Gülümsüyordu, ama gözlerinde neşe yoktu.

“Geldim işte. İşler nasıl, yavrum? Her şey yolunda mı?” diye sordu, hiçbir şey olmamış gibi.

Elif, kekeleyerek başını salladı. Kafası bu bilgiyi işlemeye çalışıyordu, içi ise o kadını kapı dışarı etmek için yanıp tutuşuyordu. Hemen.

Şükran Hanım, Elif’in gözünde hep demir bir kadın olmuştu. Yüksek sesle konuşmazdı, ama öğretmen disiplini taşırdı. Kırk yıl edebiyat öğretmenliği yapmış, çocukların kalbini kazanmıştı. Klasikleri bile eğlenceli hale getirirdi.

Dedesi vefat edince dimdik duruşu hafifçe eğilmişti. Sokaklarda daha az görünür olmuş, hastalıkları artmıştı. Gülüşü eskisi kadar geniş değildi. Ama yine de yaşam sevincini kaybetmemişti.

Elif onu hep güvenli limanı olarak görmüştü. Tüm sorunları çözebilirdi. Bir zamanlar torununa, okul parası için yazlığını vermiş, Elif’e de ev kredisi için son birikimlerini aktarmıştı.

Ablası Okan evlenince, kira pahalı diye sızlanınca, Şükran Hanım kendisi teklif etmişti: “Üç odalı ev, herkese yer var. Hem beni de gözetirsiniz. Ya tansiyonum çıkarsa, şekerim düşerse?”

“Zaten yalnız sıkılıyorum. Gençlere de destek olur,” diyordu coşkuyla.

Okan bakımı üstlenmiş, Elif ise alışveriş, ilaç ve faturalarla ilgilenmişti. Maaşı yetiyordu da, vicdanı da izin vermiyordu uzak durmaya. Bazen nakit verir, bazen kartına para yollardı. Büyükannesi “kara gün” biriktirme alışkanlığına sahip olduğu için bazen kendisi götürürdü yiyecekleri. Balık, et, süt ürünleri, meyve… Kısaca, her şey.

“Senin sağlığın bu. Özellikle de şekerin varken!” derdi Elif.

Şükran Hanım teşekkür eder, ama gözlerini kaçırırdı. “Yük oluyorum,” diye düşünürdü sanki.

Ayşe, Okan’ın karısı, en başından beri Elif’in içine sinmemişti. Tatlı dilli, yapmacık nazik, ama gözleri buz gibiydi. Değerlendirici bir bakış, içinde ne sıcaklık ne de saygı vardı. Elif karışmamıştı. Onların ilişkisiydi. Sadece büyükannesine sorardı: “Her şey yolunda mı?”

“Hepsi yolunda, yavrum,” diye teminat verirdi Şükran Hanım. “Ayşe yemek yapıyor, evi temiz tutuyor. Genç tabii, ama zamanla alışır.”

Şimdi gerçeği anlamıştı: Yalan söylüyordu. Ayşe insan içinde kuzu gibiydi, ama kimse yokken…

“Büyükanne, her şeyi duydum… Bu neydi böyle?”

Şükran Hanım bir an dondu, sonra gözlerini kaçırdı.

“Bir şey yok, Elif’im,” dedi iç çekerek. “Ayşe yorulmuş. Okan sürekli şantiyede, ona yükleniyor.”

Elif, büyükannesine ilk defa görüyormuş gibi baktı. Yüzündeki her kırışığı inceledi. Gözlerinde eski canlılık kalmamıştı. İnat duruyordu, yorgunluk da öyle. Ama bir şey daha vardı: **Korku.**

“Yüklenmek mi? Büyükanne, onun dediklerini duydun mu? Bu yüklenmek değil, bu…”

“Elif’im…” diye sözünü kesti Şükran Hanım. “Ben dayanırım. Sonuçta biraz sinirlenmiş. Genç, heyecanlı. Ben zaten yaşlıyım, fazla bir şey istemiyorum.”

“Tamam, büyükanne. Beni salak yerine koyma,” diye patladı Elif. “Ya şimdi her şeyi anlatırsın, ya da arabaya atlayıp yanına gelirim. Seçim senin.”

Şükran Hanım birkaç saniye sustu. Sonra ağır bir iç çekti, omuzları düştü. Gözlüğünü düzeltti. İllüzyon dağılmıştı. Artık karşısında güçlü kadın değil, ezilmiş bir yaşlı duruyordu.

“Anlatmak istemedim,” diye başladı. “Sen işlerle meşgulsün. Niye bu dertleri dinleyesin ki? Düzelir diye düşünmüştüm…”

Ayşe’nin hikâyesi, sandığından daha uzun ve kirli çıktı.

Okan ve Ayşe, dev valizlerle gelElif, büyükannesinin gözyaşlarını silerken, artık kimsenin korkusuz yaşayamayacağı bir dünyada, en azından birbirlerine sarılabileceklerO günden sonra Şükran Hanım’ın evi yeniden gülen seslerle doldu, çünkü Elif her akşam onu ziyaret etmeye ve birlikte yeni anılar biriktirmeye başladı.

Rate article
Lifequest
Öfkeyle Başlayan Bir Gün