Düğün Yok!

“– Aylin’im, sonunda evleniyorsun,” diye gülümsedi Rana Hanım, kızına sarılırken. “Ne kadar mutluyum, Emre sana evlenme teklif etti! Bak şimdiki erkekler ne kadar sorumsuz, değil mi? Hep gezip eğlenmek istiyorlar, evlilik onlara göre değil. Ama Emre öyle biri değil, sıkı tut onu.”

“Ay anne, ben de çok aranılan bir kızım ya,” diye şakalaştı Aylin. “Hem güzelim, hem akıllı, prens gibi bir koca hak ediyorum.”

“E hadi prens de,” diye güldü Rana Hanım. “Unutma ki 35 yaşına geldin, bu senin son şansın sayılır.”

Aylin, “son şans” lafını duyunca içi burkuldu. Ama annesiyle tartışmadı—biricik kızının hayatı için nasıl endişelendiğini biliyordu. Zaman geçiyor, ama Aylin’in kapısında talipler birikmiyordu. İşte Rana Hanım da bu yüzden korkuyordu: Aylin hiç evlenmeyecek, belki de torunlarını göremeyecekti.

Düğüne iki hafta kalmıştı. Her şey ayarlanmıştı: şehrin en iyi restoranında davetlilere yemek ısmarlanmış, elbiseler seçilmişti. Ama Aylin hâlâ hangi gelinliği giyeceğine karar verememişti, bir gün sonra tekrar prova için gidecekti.

Tam o sırada kapı çaldı. “Emre geldi!” diye sevinçle koştu Rana Hanım kapıya.

“Merhaba, Rana Hanım! Merhaba, Aylin’im!” dedi Emre nezaketle. “Boş gelmedim tabii. Size çikolata getirdim, Aylin’e de çiçek.”

“Aman ne gerek vardı,” diyerek gülümsedi Rana Hanım. “Hâlâ şaşırıyorum, nasıl oldu da kızım senin gibi mükemmel bir adamla tanıştı? Sizde hiç kusur yok galiba! Buyurun, Aylin odasında sizi bekliyor.”

Aylin, Emre’yle sadece altı aydır görüşüyordu. Kendi de şaşırıyordu—Emre belediye başkan yardımcısıyken, o sadece bir müzik öğretmeniydi. Ama Emre tanıştıkları ilk günden beri ciddi niyetlerini belli etmiş, “eş aradığını” söylemişti.

Emre, Rana Hanım’ın deyimiyle, “her açıdan mükemmel” bir adamdı. Aylin’den sadece beş yaş büyüktü, ama bazen ona “Emre Bey” diye hitap etmek geliyordu içinden.

“Aylin, işte sana laleler,” dedi Emre, çiçekleri uzatırken. “Görüyorsun, seni unutmuyorum. Düğün için her şey hazır mı?”

“Çiçekler için teşekkürler. Düğünle ilgili her şey tamam gibi. Sadece gelinlik ve ayakkabı alacağım.”

“Bak, düğün gününde mükemmel görünmelisin,” diye tembihledi Emre. “Akrabalarımın hepsi seni beğenmeli. Parayı düşünme, ne gerekiyorsa al.”

Bu sözlerle cüzdanından çıkardığı paralı komodine bıraktı:

“Al, düğün masrafları için. Bir de haftaya anneme uğra. Bana en sevdiğim yemeklerin tariflerini verecek. Aile hayatımız kavga ile başlamasın diye, senden ondan biraz ev işi dersi almanı istiyorum.”

“Emre, unuttun mu, 35 yaşındayım,” diye gülümsedi Aylin. “Bu yaşa gelmiş bir kadın zaten ev işlerini bilir. Hem şu an romantik bir dönemdeyiz, tencere tava düşünmeyelim şimdi.”

“Hayır, Aylin’im, annemden mutlaka öğrenmelisin. Onun evi tertemiz olur, yemekler muhteşemdir. Düğünden sonra bize gelip sana laf atarsa hiç iyi olmaz.”

Aylin, annesini ziyaret edeceğine söz verdi. Emre de işlerinin olduğunu söyleyip ayrıldı. Ama Aylin nedense içini bir hüzün kapladı. Hafiflik, romantizm, tatlı sözler istiyordu. Oysa Emre hep ciddi, az konuşan ve duygularını göstermeyen biriydi.

Ertesi gün Aylin gelinlik provasına gitti. Ama içinde neşe yoktu, danışmanların ilk gösterdiği elbiseyi seçiverdi. Kendini bile anlamıyordu.

“Her şey yolunda,” diye düşündü. “İyi bir adamla evleniyorum, istediğim gibi. Çoğu bana imrenirdi şimdi. Annem de mutlu. Daha ne istiyorum ki?”

Yorgun adımlarla otobüs durağına yürüdü. Tam o sırada bir ses:

“Aylin, sen misin? Ne tesadüf! Beni hatırladın mı?”

Elbette hatırlıyordu. Bu, Eren’di—ilk aşkı. Aylin’i başka bir kız için terk etmişti. Şimdi ise öyle rahat bakıyordu ki, hiçbir şey olmamış gibi.

“Merhaba Eren,” dedi Aylin, sesini tutarak. “Seni burada görmek şaşırttı. Nasılsın?”

“İyiyim, şurada bir ofis tutmuştum. İşler tıkırında. Ama aşk hayatım fiyasko—yakında boşandım. Neyse, benimkisi böyle. Sen? Evlendin mi?”

“Hayır, ama biri var. Yalnız emin değilim, olacak mı…” diye yalan söyledi Aylin, yüzü kızararak.

“Anladım,” dedi Eren düşünceli. “Acelen yoksa, şuradaki kafeye gidelim mi? Yemek yiyecektim zaten.”

Aylin kabul etti. Garip olduğunu biliyordu, ama elinde değildi. Eren’le geçirdikleri günler aklına geldi—saatlerce konuşurlardı, onun yanında öyle rahat ve mutlu hissediyordu.

Eren’e bakakaldı. Uzun boylu, esmer gözlü Eren, şişmanca ve donuk suratlı Emre’nin tam zıttıydı.

Bir saat boyunca kafede sohbet ettiler. Eren hesabı ödedi, sonra Aylin’e öyle bir veda etti ki:

“Seni mutlaka arayacağım. Sakın yanlış anlama, ama seni görmek çok güzeldi. Telefonlarımızı değiştirelim mi, kaybolmayalım.”

Aylin’in kalbi kuş gibi çırpınıyordu. Bunun bir işaret olduğunu düşündü—tam da gelinlik provası günü Eren’le karşılaşması tesadüf oAylin eve döndüğünde artık kalbinin ne istediğini biliyordu, çünkü gerçek sevgiyi kaybetmektense yalnız kalmayı göze almak daha cesurcaydı.

Rate article
Lifequest
Düğün Yok!