**Günlük Kaydı**
Uzun zamandır eve gitmemiştim. İlk iki yıl, başka bir şehirde üniversite okurken, tatillerde gelirdim. Annem tabii ki “ölümüne” yedirir, en sevdiğim yemekleri yapardı. Karnım doyduktan birkaç gün sonra sıkılmaya başlardım. Arkadaşlarımın hepsi dağılmıştı, yapacak bir şey yoktu.
Kasaba küçüktü, her ağacını bilirdim, birkaç saatte hepsini dolaşırdım. Uyuyup bir hafta daha boş boş oturduktan sonra, geri dönmek için can atardım.
Annem bir hafta daha kal diye yalvarırdı ama ben uydurma bahaneler bulur, içim rahat bir şekilde yola koyulurdum. Büyük, gürültülü şehir beni çekiyordu. İşte orada sıkıntıdan ölmezsin, eğlence oradaydı. Zaten yeni arkadaşlar da edinmiştim. Burada ne yapılır ki? Sıkıcı, tatsız tuzsuz bir yer…
Üçüncü sınıfta bir fast-food kafede çalışmaya başladım. Akşamları, gençlerin en yoğun olduğu saatlerde çalışıyordum. Böyle bir hayat hoşuma gidiyordu. Hem para da lazımdı. Bursla geçinilmez ki. Gururla annemin yardımını reddettim. Annem arayıp en azından Yılbaşı’nda gelmemi istedi. Söz verdim, ama kafede en yoğun zaman başlıyordu.
Yılbaşı tatili bitti, dersler başladı. Eve gitmeyi yaz tatiline erteledim. Ama yaz gelince tam zamanlı çalışmaya geçtim. Büyük şehirde hayat akıp gidiyordu, zaman uçup gitti. Bir baktım, diploma elimde. Sınıf arkadaşlarımla günlerce kutladık, bir daha ne zaman görüşürüz ki?
Sonra bir arkadaşım Türkiye’ye çalışmaya gitmeyi teklif etti.
“Benimle gel. Tüm kriterlere uyuyorsun. Ama hemen karar vermelisin. Evrak işlerini yetiştirmemiz lazım. Benimle gelecek arkadaş son anda vazgeçti. Kız arkadaşı hamile kalmış, evlenmeye karar verdi. Yani, kabul et, pişman olmazsın. Kontrat bir yıllık. İngilizcen fena değil, Türkçeyi de öğrenirsin.”
Gençken dünyayı görelim. Sonra işe başlarız, evleniriz, çoluk çocuğa karışırız, yurtdışına üç yılda bir haftalığına çıkarız. “Gençken oyna oğlum,” diye şarkı söyledi arkadaşım falsolu bir sesle.
Kabul ettim. Doktor raporları, evrak işleri derken koşturmacalı günler başladı. Tam gitmeden önce annemi aradım. Suçlu hissetAnneme, “Bir yıl sonra mutlaka geleceğim,” diye söz verdim, ama içimde derin bir pişmanlık ve annemin sessiz gözyaşlarıyla vedalaştığım o an, aslında hayatımın en büyük hatasını yaptığımı henüz bilmiyordum.




