Deniz Yolculuğu

**Deniz Tatili**

– Elif, asla izin vermiyorum, duyuyor musun? Daha on sekiz yaşındasın. Anlamıyorsun… – Aylin bağırıyordı. Kızıyla saatlerdir tartışıyorlardı.

– Anlamayan sensin. Herkes gidiyor, bana yine yasak, diye diretti Elif.

– Kim herkes? Beren mi? Onun annesi her şeye izin veriyor… – Aylin aniden sustu, fazla ileri gittiğini hissetti. – Dinle kızım…

– Sen beni dinledin mi, Kaan Bey’le evlenmek istemediğimi söylediğimde? Ah evet, çocuğun fikri kimseyi ilgilendirmez. Sen beni dinlemedin, kendi bildiğini yaptın. Mutlu olmak istediğini söylemiştin. Peki, mutlu musun anne? Ben artık çocuk değilim, reşitim. Ben de mutlu olmak istiyorum. Gidiyorum, ister beğen ister beğenme. Paranı da istemiyorum, merak etme. – Elif’in gözleri umutsuzluktan parlıyordu.

– Ben de senin gerçekten mutlu olmanı istiyorum. Hayat boyu pişman olacağın bir hata yapabilirsin. Düşün bir kere, Elif. Orada tamamen Can’a bağımlı olacaksın. Ona güvenebileceğinden emin misin? Daha yeni tanışıyorsunuz. Yanınızda kimse olmayacak…

– Merak etme, karnımda bebekle dönmem, diye alaycı bir gülüşle karşılık verdi Elif.

– Birbirimizi dinlemiyoruz. – Aylin bitkin bir şekilde koltuğa çöktü.

Kendini açıklamaktan yorulmuştu. Kocası, üç yaşındaki Elif’i, nafakayı ve geçmişi geride bırakıp gitmişti. Kaan’la tanıştığında, bir erkeği tekrar sevebileceğini, ona güvenebileceğini düşünmemişti. Kaan, bu yıllar boyunca Elif’e babalık etmeye, onun dostu olmaya çalışmıştı. Ama Elif onu bir türlü kabullenmemişti.

Aylin, kızının Kaan’ı ilk gördüğü andaki düşmanca tavrını hatırlıyordu. Misafir gittiğinde sormuştu:

– O bizimle mi yaşayacak?

– Evet. Karşı mısın?

– Kim benim fikrimi soruyor ki? Zaten sen bildiğini yapacaksın, diye burun kıvırmıştı on iki yaşındaki kızı.

Aylin, ona Kaan’ın iyi biri olduğunu, zamanla anlayacağını söylemeye çalışmıştı.

– Henüz tanımıyorsun. Göreceksin, hoşuna gidecek.

– Kızın kıskanıyor, demişti o zaman arkadaşı. – Ona boyun eğme. Göz açıp kapayıncaya kadar büyüyecek, evlenecek, sen de yalnız kalacaksın. Kaan gibi bir adam bir daha karşına çıkmayabilir. Kaan’la Elif arasında seçim yapma. Zamanla her şey yoluna girer, demişti psikolog arkadaşı.

Aylin, kızını ihmal etmemeye çalışmıştı. Ama pek becerememişti. Kaan’a çekiliyordu, Elif ise sürekli dikkati kendine çekmeye çalışıyordu. Aylin ikiye bölünmüştü. Elif, annesinin artık tamamen kendisine ait olmadığını anladığında, ondan uzaklaşmaya başlamıştı. İşte sonuç. Birbirlerini duymuyorlardı.

Şimdi Elif ona intikam alıyordu. Can, kibar ve iyi aileden bir gençti. Ona karşı bir şeyi yoktu. Ama kızının onunla Antalya’ya gitmesine izin vermek…

Bir erkek, kız arkadaşının ailesiyle tanışmaya geldiğinde, her zaman en iyi halini gösterir. Peki ya gerçekte nasıl biri? Bir insanın sadece görünen yüzünü biliriz, içinde ne olduğunu kim bilebilir?

Belki de oğlanın ailesi daha rahattı. Aylin’in sadece bir kızı vardı. Onunla hiç ayrı kalmamışlardı. Şimdi bir de erkek arkadaşıyla tatile gitmek istiyordu. Tabii ki orada şarap da olacaktı, seks de… Aylin kızını tek başına büyütmüştü. Üstüne titrerdi. Elbette kızının büyüdüğünü, bir erkek arkadaşı olduğunu kabullenmesi zordu.

Ama onu zincire mi vursun? Kaan da özgürlük vermek gerektiğini düşünüyordu. Kız akıllıydı, anlardı. Aylin, “Elif senin kızın olsaydı, onu bir erkekle Antalya’ya yollamazdın herhalde,” dediğinde, Kaan öfkelendi ama susmayı tercih etti. Tabii ki göndermezdi. Aylin, Kaan’ın susmasına, tartışmayı körüklememesine minnettardı. Kenara çekilmişti. Bırakmıştı, anne kız kendi aralarında halletsinler.

Ne yapabilirdi ki? Kabullenmek ve her şeyin yolunda gitmesini ummaktan başka…

Belki de Kaan’dan vazgeçmeli, kendini unutmalı, kızına adanmalıydı? Ama nasıl kendini unutsun? Daha otuzundan biraz geçmişti, sevilmek, mutlu olmak istiyordu.

Şimdi mutlu olmak isteyen kızıydı. Annesinin sözünü dinlemiyordu. Ne yapmalıydı? Başkalarının çocukları söz konusu olduğunda akıl vermek kolaydı. Ama iş kendi evladına gelince, mantık anne sevgisi ve korkusuna yenik düşüyordu. Her anne, kızını hatalardan korumak ister. Peki ya asıl hata bu muydu?

Aylin derin bir nefes aldı, düşüncelerinden yorulmuştu. Kızının odasına girdi. Elif, yatakta bacaklarını karnına çekmiş, telefonuna bakıyordu. “Can’a şikayet ediyor,” diye düşündü Aylin.

– Seninle mücadele etmekten yoruldum. Senin için endişelenmem normal, hatalar yapmandan korkuyorum. Daha on sekiz yaşındasın… Git. Sadece bana söz ver, arayacaksın ve telefonunu kapatmayacaksın.

Elif şaşkınlıkla annesine baktı. Teslim olacağını, onu serbest bırakacağını beklemiyordu.

– Tamam, dedi.

“Eskiden olsa koşup sarılır, ‘Anneciğim’ derdi. Şimdi telefonumu kapatmayacağım diye bana iyilik yapıyormuş gibi,” diye geçirdi içindenElif, annesinin gözündeki endişeyi görünce aslında ne kadar şanslı olduğunu anladı ve ona sarılarak, “Özür dilerim anne, seni dinlemeliydim,” dedi.

Rate article
Lifequest
Deniz Yolculuğu