Yaşam Devam Ediyor: Bir Hikaye

Ahmet mutfak masasında oturuyordu, boş boş karşısındaki duvara bakıyordu. Orada ne ilginç bir şey vardı ne de sorularına cevap. İçini çekti ve bardağındaki iyice sulanmış çayın artığına burun kıvırdı. Daha çay demliği yoktu ve alacak parası da. Ahmet kalktı, çayı lavaboya döktü, bardağı çalkaladı, çaydanlıktan soğumuş suyu doldurup içti.

Nasıl bu hale gelmişti? Bir zamanlar her şey vardı: iş, ev, eşi, kızı… Şimdi ise hiçbir şey kalmamıştı.

***

Ahmet on beş yaşındayken annesi eve bir adam getirmişti. Ona sıkıca yapışmış, koluna girmişti.

“Bu Dayı Mehmet. Artık bizimle yaşayacak. Evlendik,” demişti utanarak, diğer eliyle ipek, renkli elbisesinin yakasını düzelterek.

Dayı Mehmet, annesinden çok daha yaşlı görünüyordu, ondan kısaydı ve zayıf bir adamdı. Suratını asan Ahmet’i sakin sakin süzüyordu.

Ahmet çocuk değildi, annesinin birinin olduğunu tahmin ediyordu. Sık sık akşamları bir yerlere gider, arkadaşına gittiğini söylerdi. Döndüğünde gözleri dalgın, mutlu, dudaklarında hafif bir gülümseme ve silinmiş ruj izleri olurdu. Ahmet tek başına kalmaktan memnundu aslında.

Herkes annesinin güzel ve genç olduğunu söylerdi. Bunu duymak hoşuna gidiyordu, ama Ahmet öyle düşünmüyordu. Anne anneydi, diğerlerinden farkı yoktu. Genç mi peki? Otuzunu geçen herkes ona yaşlı gelirdi.

Babasını tanımıyordu. Annesi ondan hiç bahsetmezdi. İşte şimdi de Dayı Mehmet’i eve getirmişti. İkisi yalnızken kötü müydüler sanki? Ahmet arkasını dönüp odasına gitti.

“Ahmet!” diye seslendi annesi, titrek bir sesle.
Kapıyı çarptı.

“Oğlum, o iyi bir adam, güvenilir, onunla daha rahat ederiz. Kıskanma, benim için en önemli kişi sen olacaksın,” demişti sonra odasına girip konuşarak. “Şimdi patates kızartacağım, akşam yemeği yiyeceğiz. Ona karşı nazik olmaya çalış.”

Annesi Dayı Mehmet’in etrafında pervane oluyor, yanakları kızarıyor, gözleri ışıldıyordu. Ahmet deli gibi kıskanıyordu. Suçluluk duyan annesi, harçlığını artırmıştı. Kendini satın alıyordu adeta.

“Annesine kızma. O iyi bir kadın. Artık büyüdün. Birkaç yıl sonra kendi aileni kuracaksın, onun tek başına kalmasını istemezsin değil mi? Ben ona kötülük yapmam,” demişti Dayı Mehmet onunla konuşmaya çalışarak.

Ahmet suratını ekşiterek sustu, haklı olduğunu biliyordu. Dayı Mehmet’e hakkını vermeliydi, okulla ilgili soru sormaz, ne olmak istediğini merak etmezdi.

Okulu bitirince annesine askere gideceğini, üniversiteye gitmeyeceğini söyledi, artık kendini fazlalık gibi hissediyordu.

“İyi yapıyorsun. Ordu iyi bir hayat okuludur. Takdir ediyorum. Sonra açıktan okuyabilirsin. Eğitim şart. Askerliğini yap, mesleğine de öyle karar verirsin,” demişti Dayı Mehmet, annesinin protestolarını bastırarak.

Bir yıl sonra Ahmet askerden döndüğünde iyice erkekleşmişti. Annesi durmadan sarıldı, sofrayı donattı, gelenekmiş gibi. Ahmet ilk kez Dayı Mehmet’in de ona sarılmasına izin verdi. Onunla kafa kafaya içti, alışık olmadığından hemen çakırkeyif oldu.

“Ne yapacaksın şimdi?” diye sordu Dayı Mehmet. “Üniversite için geç kaldın, dersler başladı. Hangi işi yapabilirsin?”

“Bırak da dinlensin,” diye atıldı annesi, omzunu okşayarak.

Ahmet askerde ehliyet aldığını, hemen her türlü aracı kullanabileceğini, tamir de yapabildiğini anlattı.

“İşte güzel. Bir arkadaşımın oto tamirhanesi var, seni alsın diye konuşurum. Maaş iyidir, ama çok çalışman gerekecek,” dedi Dayı Mehmet.

“Tamam,” dedi Ahmet.

Bir ay sonra ilk maaşını aldı ve ayrı bir ev tutup yalnız yaşamak istediğini söyledi.

“Olmaz!” diye atıldı annesi. “Kim sana yemek yapacak? Arkadaşlarınla takılacaksın, kadınlar peşinde…”

“Bağırma, Aysel. Sen genç değil miydin?” diye usulca çıkıştı Dayı Mehmet. “Haklı o. Kızlarla buraya mı gelecek? Kiraya verme.” Koridora çıktı, geri döndüğünde Ahmet’e bir anahtar uzattı. “Benim evimde otur. Küçük, şehrin kenarında. Sana yeter. Boşandıktan sonra bana kaldı. Kiracılar var ama arayıp çıkmalarını sağlarım.”

“Kadınlara dikkat et, acele etme, aklını kullanarak seç. Boşanırsan evi kaybedersin. Bir de içkiye fazla yüklenme,” diye öğütler verdi Dayı Mehmet.

Ahmet bu öğütleri dinledikten sonra kendi hayatına başladı. Annesi ilk zamanlar gelir, çorba, köfte getirirdi, o işteyken. Çocuk sıcak yemeksiz mi kalırmış? Sonra Ahmet’in bir kız arkadaşı oldu, annesi de artık gelmez oldu. Elif’le neredeyse iki yıl birlikte yaşadılar. Ahmet artık açıköğretim makine mühendisliği okuyordu.

Neden kavga ettiklerini hatırlamıyordu. Ama ayrılık kolay oldu. Sanki Elif bilerek kavga çıkarmıştı. Sonra başka kızlar geldi, ta ki kızıl saçlı güzel Deniz’i tanıyana kadar. Sokakta birlikte yürürken erkekler boyunlarını çevirip bakardı. Ahmet kıskanırdı, Deniz de güler, onu kışkırtırdı.

Okuluna bir yıl kalmıştı. Deniz’i elinden alacaklarından korkarak ona evlenme teklif etti. DenAhmet, hayatının en güzel gününde, Deniz’in elini tutarken artık düştüğü yerden kalktığını ve her şeyin daha güzel olacağını biliyordu.

Rate article
Lifequest
Yaşam Devam Ediyor: Bir Hikaye