Sokakların Sadık Bekçisi

**Mahallemizin Kapıcısı**

Erken sonbahar alacakaranlığında Elif eve dönüyordu. Sokak lambaları her zamanki gibi yarı yarıya yanıyordu, mahalle aralarındaysa hiç yoktu. Apartman girişinin önü her sonbaharda büyük bir su birikintisiyle kaplanırdı. Park etmiş arabalar da dolanacak yer bırakmazdı. Ama bugün, bütün gün çıldırtan yağmura rağmen birikinti yoktu. Sular kaybolmuştu.

Elif apartman kapısını açarken geriye baktı. Merdivenlerden süzülen ışık, ıslak asfaltın üzerinde parlıyordu. “Hayal mi görüyorum? Gerçekten tuhaf…”

Asansör, alışılmadık bir şekilde, en alt katta onu bekliyordu. Genelde akşamları en üst katta olurdu. Kapılar hafifçe açıldı, içeri davet eder gibiydi. “İnanılmaz. Kesinlikle bir mucize oluyor,” diye düşündü Elif ve içeri adımını attı. Düğmeye bastı, tozlu aynada yansımasına hızlıca baktı.

Solgun, yorgun bir yüz ve hüzünlü gözler ona bakıyordu. Başını çevirdi, beresinin altından kaçmış bir tutam saçını düzeltmeye çalıştı. Tam o sırada asansör bir silkindi ve durdu. Kapılar çatırdadı, Elif’i koridora çıkardı.

“Evdeyim,” dedi yüksek sesle ve ışığı yakarak karanlığı dağıttı.

Altı ay önce annesi vefat etmişti. O günden beri bomboş evde yalnızlık, sessizlik ve anılar onu bekliyordu. Eve dönmek için acele etmiyor, sık sık ofiste geç saatlere kadar kalıyordu. Tüm çalışanlar tam altıda çıkarken, o masasında oturup işlerini düzene sokuyor, ertesi günün planlarını yazıyordu. İş arkadaşları onu sevmezdi; titiz ve inatçı bulurlardı. Oysa Elif sadece işini hızlı ve doğru yapmaya alışkındı, aynısını başkalarından da bekliyordu.

Eskiden evde hasta annesi olurdu, kendine acıyacak zamanı yoktu. Hasta olmadan önce annesi öğretmendi, Elif’i disiplinli yetiştirmişti. Ölene kadar her şeyi “pekiyi” yapmaya çalışmıştı Elif, içinden isyan etse bile. Şimdi aynı annesi gibi mükemmeliyetçi olmuştu.

Hayatında tek bir aşk yaşamıştı. Ama düğüne bile varmadan ilişkileri bozulmuştu. Annesi o sıra zaten hastaydı, Elif nişanlısıyla taşınmayı reddetmiş, onu yalnız bırakamamıştı. O da “hasta kayınvalideyle küçük bir evde yaşamam” diye direnmişti.

Böylece otuz iki yaşında Elif yalnız kaldı. Ofisteki erkekler ya evliydi ya da her fırsatta flört peşindeydi. İş dışında da hiçbir yere gitmiyordu. Eskiden annesi yüzünden, şimdiyse yorgunluk ve hayatına duyduğu kayıtsızlık nedeniyle. Akşamlarını ya televizyon karşısında ya da kitap okuyarak geçiriyordu.

Bir cumartesi geç kalktı, gerindi ve pencereden baktı. Mahalle ince bir kar tabakasıyla örtülmüştü, üzerinde koyu izler belirgindi. Don yoktu demek ki, kar eriyecekti. İnce beyaz örtüye kendi ayak izlerini de bırakmak istedi. Aceleyle banyoya koştu.

Mutlu olmak için çok şey mi gerek? Yağan kar ve önünde iki huzur dolu gün. Elif kahvaltısını yaptı, giyindi ve dışarı çıktı.

“Elifçiğim, markete mi gidiyorsun? Bana bir ekmek alır mısın?” diye bir ses duydu arkasından.
Birinci kattan komşusu pencereyi aralamış, ona bakıyordu.

“Tabii. Başka bir şey lazım mı?” diye sordu Elif.

Komşu bir an düşündü.

“Yok, bir şey yok, sadece ekmek,” dedi ve pencereyi kapattı.

Eh, en azından bir amacı olmuştu. Elif markete yürüdü, başkalarının izlerinden kaçınmaya çalışarak.

Ekmeği komşusuna verirken sordu: “Girişteki su birikintisi nereye gitti?”

“Yeni kapıcı süpürdü onu. Adam iyi iş yapıyor, değil mi?”

“Eski kapıcıya ne oldu?” Elif’in aslında umurunda değildi, nezaketen sormuştu.

“Geçen hafta vefat etti. Gel içeri, anlatayım sana,” diye buyur etti komşu.

Zaten yapacak bir şeyi yoktu, Elif içeri girdi. Eski, iri mobilyalarla dolu sıcacık evde oturdu.

“Birkaç gün önce postaneden dönüyordum, bahçede bir adam oturuyordu. Kasvetli biriydi ama sarhoş değildi. Sarhoşları tanırım, rahmetli eşim de içerdi. Bu öyle biri değildi. Ne zaman bakarsam bahçede oturuyordu. Soğuk da vardı, kasım ayı işte. Demek ki gidecek yeri yoktu.”

“Çıktım yanına, ne bekliyorsun diye sordum. Gözleri mahzundu. ‘Gir içeri, ısın’ dedim. Eğer iş lazımsa, dedim, bizim kapıcı öldü. Bak bahçe nasıl yapraklarla dolu. Git sabah belediyeye, kapıcı ol, boşuna oturma.”

“Bak nasıl temizledi bahçeyi. Çalışkan, kibar, selam veriyor. Deposunda da kalıyor. Belli ki gidecek yeri yok. İşte orada, nazar değmesin,” diyerek pencereye doğru başını eğdi.

Bahçede uzun boylu bir adam yürüyordu, genç sayılırdı ama uzamış sakalı ona yaşlı bir hava veriyordu.

Ertesi gün Elif pencereden yeni kapıcının süpürgeyle asfaltı temizlediğini gördü. Şık şık, şık şık. Bir süre bu monoton hareketleri izledi. Sıradan bir işçiye benzemiyordu. Merakı kabardı. Kısa süre sonra kapıcıyla karşılaştı. Çöp atmaya giderken ayağı takıldı. Güçlü bir el onu düşmekten kurtardı.

“Teşekkürler,” dedi Elif, kendini kurtaranın yeni kapıcı olduğunu fark ederek.

AlnElif, o an fark etti ki bazen hayatın en umulmadık anlarında, en beklenmedik insanlar kalbimizdeki boşlukları doldurabilir.

Rate article
Lifequest
Sokakların Sadık Bekçisi