Çocuk sahibi olmayı tek başına mı seçtin? Utanmadın mı, anne?

**Günlük Sayfamdan:**

“Anne, tek başına çocuk doğurmaya mı karar verdin? Utanmıyor musun?” diye sitemle sordu, Elif.

Mezuniyet balosunun hemen ardından Elif, üniversiteye kayıt için belgelerini teslim etti. Sınav puanları oldukça yüksekti; geçen senenin taban puanlarına göre rahatça girerdi.

O yaz hava çok sıcaktı. Arkadaşı, halasının yanına Antalya gidelim diye teklif etti. Deniz kıyısında iki üç hafta, ailesiz, özgürce bir yetişkin gibi yaşamak cazip gelmişti. Ama gitmesine bir gün kala Elif’in içine bir kurt düştü. İlk kez annesiz seyahat edeceği için değil… İdris’i bir süre göremeyecekti ya, ondan.

Ece, Elif’in annesi, henüz otuz yedi yaşındaydı. Eşinden Elif üç yaşındayken ayrılmıştı. Babasını hatırlamıyordu Elif. Zaten hatırlayacak pek bir şey de yoktu. Çok genç evlenmişlerdi, birbirlerini tanımadan. Sonra da ilk zorluklara dayanamamışlardı: uykusuz geceler, durmadan ağlayan bebek, parasızlık, birbirlerine sürekli suçlamalar…

Elif büyüdükçe, Ece de kendi hayatını kurmaya çalıştı tabii. Ama ya seçtiği adamlar başkasının çocuğuyla ilgilenmek istemiyordu, ya da Elif beğenmiyordu.

İki yıl önce hayatlarına İdris girmişti. Sık sık eve gelirdi, ama hiç gece kalmadı. En azından Elif görmedi. İdris eğlenceliydi; ona hediyeler alır, son doğum gününde kocaman kırmızı güller vermişti.

Ve Elif ona âşık olmuştu. İdris, Ece’den iki yaş küçüktü. Önemsiz bir farktı belki, ama Elif’e göre değildi. Ona göre, İdris’e annesinden daha çok yakışıyordu. Her bakışını kendine ilgi sanıyordu. Ne de olsa annesinin yarı yaşındaydı, daha on sekizindeydi. Seçmek gerekseydi, İdris onu seçmeliydi. Böyle düşünüyordu. Ve annesini kıskanıyordu İdris’ten.

O deniz kenarında güneşlenirken her şey olabilirdi. Belki evlenme teklif ederdi annesine. O zaman İdris’i sonsuza dek kaybederdi.

Gitmeden önceki akşam, annesi mutfakta telaşlıydı. Elif ise İdris’e duygularını nasıl açacağını düşünüyordu.

“Elif, markete koşar mısın? Peyniri unutmuşum, mayonez de az kaldı,” diye seslendi Ece mutfaktan.

“Anne, eşyalarımı toparlamadım daha,” dedi Elif.

Ece iç çekip kendisi gitti.

Dakikalar sonra kapı çaldı. İdris! Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. İşte fırsat; annesi yokken konuşabilirdi.

Misafirperver bir ev sahibesi gibi davrandı. Onu koltuğa oturttu, boş sohbetler ettikten sonra televizyonu açıp yanına oturdu. İdris ona baktı ama uzaklaşmadı.

Omuzları değiyordu. Elif dayanamadı, aniden kolunu tutup daha da yaklaştı. Yanakları birbirine neredeyse değiyordu. Bu kadar yakın hiç olmamıştı. Erkek kokusunu, o hafif kolonyasını içine çekti.

Kendinden geçmişti. Cesaretini toplayıp dudaklarını onun yanağına bastırdı. İdris geri çekilmedi, sadece başını çevirip ayağa kalktı. Gözlerinde şaşkınlık vardı. Elif utandı. Demek hepsi kendi hayaliydi. İdris onu bir kadın olarak görmüyordu; sadece Ece’nin kızıydı. Yüzü kızardı, gözlerini yere dikti.

Tam o sırada anahtar sesi geldi. İdris bir şey söylemek istedi ama fırsat kalmadı. Ece nefes nefese içeri girdi.

“İdris! Geldin mi? Peyniri unutmuşum, mayonez de azalmış. Şu kızın gitmesi kafamı allak bullak etti. Salatayı hazırlayayım, yemeğe otururuz,” dedi gülümseyerek.

Birbirlerine öyle sevgiyle baktılar ki… Elif’in kalbi kırgınlık, kıskançlık ve acıyla doldu. İdris ona böyle bakmıyordu. Yerinden fırlayıp odasına kaçtı.

“Ne oldu ona?” diye şaşkınlıkla sordu Ece. “Ben yokken bir şey mi oldu?”

“Ne pişirdin?” diye geçiştirdi İdris.

“Açsındır herhalde, hemen getiriyorum,” dedi Ece, ama kapıda durdu. “Sana bir haberim var. Yemekten sonra söyleyeceğim.”

İdris meraklandı. Acaba neydi? Elif ise odasında, kapının ardında, kalbinin atışını yatıştırmaya çalışıyordu. İdris’le yüzleşmekten korkuyordu, o anlık dürtüsünden de utanıyordu.

Ama annesi yemek için çağırınca, İdris’in karşısına oturdu, gözlerini kaldırmaya cesaret edemeden. O bir şeyler anlatıyor, annesi gülüyordu. Sonunda baktı, İdris hiçbir şey olmamış gibiydi. Elif de zamanında olduğu gibi güldü.

Yine de aralarında o küçük an vardı. Ve bu, onu rahat bırakmıyordu.

“Ne diyecektin bana?” diye sordu İdris, Ece tabakları toplayıp çayları hazırlarken.

“Sabret, yemekten sonra,” diye nazlıca cevap verdi Ece.

Elif, annesinin gıcık olduğu şu çocuksu hallerinden nefret ediyordu.

“Elif yarın gidiyor, tek başına. Büyüdü işte, alışamıyorum. Acaba yanlış mı yapıyorum?” dedi Ece, havaya konuşur gibi.

“Tek başıma değil, arkadaşlarla. Üstelik yetişkinlerin yanında kalacağız,” diye düzeltme yaptı Elif, annesinin hâlâ onu küçük görmesine sinirlenerek.

“Elif akıllı bir kız, bir şey olmaz. Değil mi?” İdris ona baktı, Elif’in kalbi hop etti.

“Tabii, üç hafta boyunca size engel olmayacaElif, o günden sonra annesinin yanında durdu, küçük kardeşi Mehmet büyürken hem İdris’i andı hem de hayatın acı tatlı derslerini öğrendi.

Rate article
Lifequest
Çocuk sahibi olmayı tek başına mı seçtin? Utanmadın mı, anne?