Gökyüzünde Uçuşan Tekne Kuşları…

**Günlük, 14 Haziran**

Turna kuşları gökyüzünde süzülüyordu…
Elif uyandı ve keyifle gerindi. Sonra bugünün hangi gün olduğunu düşündü. Başını çevirip saate baktı. Gözü dolabın kapağında asılı duran beyaz gelinliğe takıldı. Çok uzun olduğu için dışarı asmıştı, buruşmasın diye. Anılar birden bir çığ gibi üzerine çöktü, nefes alamayacak kadar sıkıştırdı onu.

Mağazada bu gelinliği denerken, bir an için her şeyin doğru olduğunu hissetmişti. Ahmet yoktu artık. Ama Emre yanıbaşındaydı, canlı, dikkatli, başarılı ve yakışıklı. Geri dönüş yoktu. Birkaç saat sonra bu gelinliği giyip nikah arabasıyla belediyeye gidecekti.

Elif, bu düşünceyle irkildi. Gelinliğe, ihanetinin sembolüne bakmaktan vazgeçti.

Dün annesine de aynen böyle söylemişti. Kemoterapi ve ameliyatların yorgunluğuyla solgun düşmüş annesi, çökmüş gözlerle kızına bakmıştı:
“Anlıyorum kızım, ama Ahmet yok artık.”
“Kayıp, ölmedi,” diye sertçe cevap vermişti Elif. “Belki esir düştü, esir takası yapılıyor sonuçta.”
“Elif’im, esirden dönen adam nasıl döner? Haberleri izlemiyor musun? Fiziken sağlam dönse bile psikolojisi berbat olur. Neden bunu istersin ki? Daha yirmi dört yaşındasın. Hayatın yeni başlıyor. Hem siz kısa bir süre çıktınız ancak.”
“Anne, ona bekleyeceğime söz verdim. Evlenirsem ihanet ederim. Ya dönerse? Nasıl bakacağım yüzüne?” Elif, boğulurcasına ağlıyordu.
“Sessiz ol, bağırma. O da döneceğine söz vermişti. Savaş bu. Söz vermek kolay, tutması zor. Yaşıyor olsa bir haber göndermez miydi?” Annesi kızını sarıldı.

Elif başını annesinin omzuna koydu ve onun nefes alışındaki hırıltıyı duydu. Ciğerlerinde kâğıt hışırtısı varmış gibiydi.

“Annem haklı. Emre bizim için çok şey yaptı. Anneyi İstanbul’un en iyi hastanesine yatırdı, tedavi parasını verdi. Annemi ölümün eşiğinden kurtardı. Hâlâ kemoterapi görüyor. Umut var. Ya tekrar kötüleşirse? Paramız yok, tek dayanağımız Emre. Reddedemem… Anneciğim, torun hayali kuruyor… Ben ne bencilim, kendimi düşünüyorum…”

Elif gözyaşlarını sildi.
“Her şey düzelecek anne, merak etme.”

Annesi iç çekti, gizlice Elif’e baktı, fark ettirmeden onu hafifçe kutsadı.

“Aptal olma. Böyle bir Emre’ye dört elle sarılmalısın,” diye söylenmişti arkadaşı Deniz, kıskançlığını saklamadan.
“O zaman sen sarıl ona. Benden daha güzelsin.” Deniz başını sıktı ve şakağına parmağıyla dokundu.
“Ona borçluyum, anlıyor musun?” diye heyecanla konuşmuştu Elif. “Her zaman borçlu kalacağım. Gönüllü bir hapis gibi. O istediğini yapar, ben ise tek kelime edemem. Çünkü BORÇ-LU-YUM.”
“Salak mısın? Biraz yaşarsın, alışamazsan boşanırsın. Olur biter,” diye rahatça öğüt vermişti Deniz.

Bu sözler her şeyi belirlemişti. Ama nikah günü yaklaştıkça Elif’in yüreği daha da ağırlaşıyordu. “Tabii, beni bırakır. Hem de anneme yatırdığı bu kadar paranın ardından,” diye düşündü hüzünle. “Kaçamam ki. Nereye? Annemi bırakamam. Bu onu öldürür. Ancak kilo almaya başladı, yemek yiyor. Bir tuzak bu. Keşke bir tek ‘sağ’ yazsaydı, nikahı iptal ederdim…”

Emre onu sevdiğini söylüyordu, yakınlaşmaya zorlamıyordu, ancak birkaç kez Elif onun sabırsızlığından ve tutkusundan kıl payı kurtulmuştu. Lüks bir restoran ayarlanmış, önemli davetliler çağrılmıştı. Belediye başkan yardımcısı bile gelecekti. Emre’yi rezil etmek istemiyordu. Onu terk edilmiş bir damat durumuna düşürmek istemiyordu. Kötü bir şey yapmamıştı, annesine yardım etmişti…

Kapıdan annesi baktı.
“Kalkmadın mı hâlâ? On dakikaya kuaför gelecek, makyaj yapacak. Kalk ve duş al. Kahvaltı masada.”

Elif yataktan fırladı ve banyoya koştu. “Ne yapacağım?” sorusu havada kaldı, esintinin taşıdığı bir anı gibi.

Hızlıca yıkandı, saçları ıslak bir şekilde masaya oturdu. Annesini kırmamak için bir yudum kahve içti, bir ısırık sandviç aldı. Lokma boğazında düğümlendi.
“Yeter anne, yiyemiyorum. Midem bulanıyor.” BardSonra kapı çaldı, içeri giren asker elinde bir mektupla Elif’in hayatını sonsuza dek değiştirdi.

Rate article
Lifequest
Gökyüzünde Uçuşan Tekne Kuşları…