Annem Neden Benden Hoşlanmıyor? Ben Hiç Kötü Bir Şey Yapmadım ki!

“Annene hoşlanmıyorum. Neden? Ona hiç kötü bir şey yapmadım,” diye sordu Deniz.

“Ömer, nereye bu kadar acele ediyorsun? Sakin bir şekilde ye,” diye sertçe söyledi Sevim Hanım.

“Anne, geç kalıyorum,” dedi Ömer, ekmeğin yarısını bir ısırıkta yuttu, kahvesini içti ve mutfaktan fırladı.

“Böyle gidersen gastrit olacaksın,” diye mırıldandı Sevim Hanım, kısa bacaklarıyla oğlunun peşinden yürüyerek. “Yoksa Deniz’e mi koşuyorsun? Onda ne buldun ki? Elif çok güzel, gösterişli bir kız, üstelik sana âşık. O sana daha uygun. İkiniz çok yakışıklı bir çifttiniz.”

Ömer sessizce ayakkabılarını bağlarken ekmeği çiğnemeye devam etti.

“Tam bir çocuk,” diye başını salladı Sevim Hanım. “Deniz seni beş dakika bekler, ölmez.”

“Anne, yeter,” dedi Ömer, doğrulup tişörtünü düzelterek. “Bu benim hayatım. Kimin bana uygun olduğuna kendim karar veririm.”

“Tabii, sen bilirsin. Sonra pişman olacaksın, ama iş işten geçmiş olacak. Böyle güzel bir kız boş kalmaz…” Sevim Hanım son cümlesini kapı kapanırken söyledi.

Suratını astı ve mutfağa yürüdü. Oğlunun bıraktığı ekmeğin yarısını yerken boşluğa baktı. Sonra öfkeyle ocakları temizlemeye başladı. Sinirlendiğinde, üzüldüğünde ya da gergin olduğunda hep böyle yapardı, ya ocağı siler ya da yerleri ovar.

Kapı çalınınca Ömer’in bir şey unuttuğunu düşündü. Sevim Hanım koşarak açtı, ama karşısında Ömer yerine Deniz’i gördü. İncecik kız, büyük gri gözleriyle ona gülümsüyordu. Sanki dünyanın vaat ettiği bir mucizeyi bekleyen bir çocuk gibiydi.

“Sevim Hanım, merhaba. Ömer…”

“Beş dakika önce çıktı. Karşılaşmadınız mı?” dedi Sevim Hanım, zoraki bir gülümsemeyle. Kıza üzülmekten mi yoksa onu bu şekilde üzmekten mi mutlu olduğu belli değildi.

“Ah, ne yazık. Lütfen ona uğradığımı söyler misiniz? Annemle birlikte babaanneme gidiyoruz. Hastaneye yatırdılar onu.”

“Söylerim tabii. Neden söylemeyeyim? Ama sen de arayıp söylesene ona.”

“Aradım. Telefonu kapalı.”

Sevim Hanım hep evde telefonun ya sessize alınmasını ya da kapatılmasını isterdi. Sürekli çağrılardan baş ağrısı olduğunu söylerdi.

Yirmi dakika sonra asık suratlı Ömer eve döndüğünde, Sevim Hanım alaycı bir şekilde sordu:

“Ne oldu, oğlum, bu kadar çabuk döndün?”

“Gelmedi. Evde de yok. Anne, Deniz uğramadı mı?”

“Uğrayacak mıydı?” diye masum bir şaşkınlıkla sordu Sevim Hanım. “Her şey olabilir. Deniz kaçacak değil ya. Gelir tabii.”

Ömer daha sonra antrenmana gitti, Sevim Hanım ise parlatılmış ocağı bırakıp markete gitti. Orada oğlunun eski sınıf arkadaşı Elif’le karşılaştı.

Sevim Hanım, bir kadın için güzelliğin önemli olduğunu düşünürdü. Elif gerçekten güzeldi, o iri gözlü sıska Deniz gibi değildi. Ayrıca babasının belediye yönetiminde çalışması da büyük bir avantajdı. Böyle bir kayınpederle Ömer’in toplumdaki konumu sağlamlaşır, prestijli bir iş ve ev sahibi olabilirdi. Oğlunun ömür boyu sporcu olarak kalmasını istemiyordu. Sevim Hanım tamamen çıkarcı bir kadın değildi, ama biricik oğlunun geleceğini rastlantılara bırakmaya niyeti yoktu. Hayat akıllıca planlanmalıydı.

“Merhaba Elifçiğim,” dedi tatlı bir sesle Sevim Hanım. “Neden bu kadar zamandır uğramıyorsun bize?”

“Merhaba. Uğramak isterdim ama Ömer’in bir kız arkadaşı var. Bana hiç ilgi göstermiyor,” diye hemen oyuna girdi Elif, dudaklarını şişirerek.

“Böyle şey mi olur? Biraz inisiyatif al, sinemaya davet et, gezmeye çıkar onu.”

“Deniyorum, ama hep meşgul.”

“Ne ile meşgul olduğunu biliyorum,” diye elinin hareketiyle reddetti Sevim Hanım. “Bu arada, Deniz bugün gitti. Bir haftalığına dedi. Yani fırsatı kaçırma. Bu akşam uğra, çay içeriz.”

Elif o akşam gerçekten geldi. Sevim Hanım, anlamlı bakışlarla oğlunun odasına doğru baktıktan sonra mutfağa “çay demlemeye” gitti. Elif kapıyı tıklatıp içeri girdi. Ömer kanepede uzanmış, tavana bakıyordu.

“Merhaba. Bugün markette annenle karşılaştım. Beni davet etti. Neden bu kadar mutsuzsun? Sinemaya gidelim mi? Hava güzel.”

“Elif, antrenmandan yeni geldim, çok yorgunum. Başka zaman olur mu?” dedi Ömer, isteksizce doğrulup ayaklarını yere indirdi.

“Tamam, sözüne güveniyorum. Başka zaman gideriz,” diye kolayca kabul etti Elif.

Kanepede oturup antrenmanları, müsabakaları, Deniz dışında Ömer’i en çok ilgilendiren şeyleri sormaya başladı. Sonra mutfakta çay içtiler ve Sevim Hanım, Ömer’in Elif’i eve bırakması gerektiğini ima etti çünkü böyle güzel bir kızın karanlık sokaklarda tek başına yürümesi güvenli değildi…

***

Deniz babaannesini çok seviyordu. Onun için tıp fakültesine girmişti. Babaannesi sık hastalanırdı ama doktorlardan ve hastanelerden nefret ederdi.

“Büyüyünce seni ben tedavi edeceğim,” diyordu Deniz küçükken babaannesine. Şimdi tıp fakültesinin dördüncü sınıfını bitirmişti.

Doktor, ciddi bir şey olmadığını, tansiyon olduğunu, bir haÖmer ve Deniz yıllar sonra yeniden buluşup geçmiş hatalarını telafi ederek mutlu bir aile kurdular, Sevim Hanım ise torunlarının sevgisiyle huzur buldu.

Rate article
Lifequest
Annem Neden Benden Hoşlanmıyor? Ben Hiç Kötü Bir Şey Yapmadım ki!