Mutluluğun Yeni Yüzü

Ayşe Hanım apartman kapısından çıktı ve durdu. Gözlerini hafifçe kısarak yağmur ihtimalini tahmin etmek için gökyüzüne baktı, sonra apartmanın önündeki bankta oturan komşu kadınlara zarif bir baş hareketiyle selam verip yoluna devam etti, çenesini hafifçe kaldırarak. Onu görünce susan kadınlar, arkasından homurdanarak fısıldaşmaya başladılar.

Kaç yaşında olduğunu kimse tam bilemezdi Ayşe Hanım’ın. Emekli olalı birkaç yıl olmuştu. Kırlaşmış saçları her zaman şık kesimliydi. Gözleri yaşına uygun, ölçülü makyajlıydı. Duruşu diktendi. Ne göbeği vardı, ne de fazla kiloları, ancak zayıf da denemezdi.

Bazıları altmışına merdiven dayadığını söylerken, bazıları ellili yaşlarının ortalarında olduğunu iddia ederdi. Kıskançları ise yetmişini geçtiğini, ama estetik sayesinde genç göründüğünü söylerlerdi.

“Zavallı görünecek ne var ki? Kocası iyi bir adamdı, içki içmezdi, şiddet göstermezdi. Sessiz sedasız genç bir kadına kaçtı. Tek oğlu da başına bela açmıyor. Ne torun, ne kedi, ne köpek… Hiç derdi yok. Benimki de böyle olsa, ben de kraliçe gibi gezerdim.”

“Sen mi? Kraliçe mi? Güldürdün beni, Şükriye Teyze,” diye itti komşusunu bankta oturan kadın.

“Ne var yani? Ahmet bir gün ölürse, Allah korusun, ben de hayata başlarım. Tıpkı onun gibi. Evden çıkar, size tepeden bakarım ve keyfimce gezerim.”

Komşular hep bir ağızdan güldüler.

“Bakın şu Selim’e, Ayşe Hanım’ı gözünü dikmiş, işini bile bıraktı,” dedi biri diğerine.

“Boşuna hayal kuruyor. Kendine göre birini bulsa daha iyi,” diye iç çekti bir başkası.

“Selim neden kötü olsun? İçki içmez, sigara da kullanmaz, altın gibi elleri var,” diye onu savundu bir diğeri.

“Neden bu kadar kötü kalplisiniz hanımlar? Bırakın Ayşe Hanım’ı. Kıskançlık etmeyin,” dedi Selim ve bahçedeki çalıları budamaya devam etti.

Ayşe, kendisinin konuşulduğunu biliyordu. Cümlelerin uçlarını yakalıyor, kendisine atılan bakışlardan anlıyordu ki komşu kadınlar onu pek sevmiyordu. Ancak dedikodulara çoktan kulak asmayı bırakmıştı.

Hayatı her kadınınki gibi inişli çıkışlı geçmişti. Kocası yakışıklı ve gösterişliydi, tıpkı kendisi gibi. Kadınlar ona âşıktı. Ne acılar çekmişti bu yüzden. Sonunda terk edildiğinde ölmek istemişti. Ama oğlu için kendini toparladı. O günden sonra hiçbir erkeği yanına yaklaştırmadı.

Oğlu Mehmet otuzuna gelmişti, hâlâ evlenmemişti. Bu durum Ayşe’yi hiç mutlu etmiyordu. Yetişkin bir oğulun annesiyle yaşaması normal miydi? Kız arkadaşları olmuştu elbet, ama hiçbiriyle evlenmeye niyetlenmemişti.

Mehmet’in kız arkadaşlarının hiçbiri Ayşe’nin hoşuna gitmezdi. Ama belli etmez, karışmazdı. Yasakların ve kavgaların işleri daha da kötüleştireceğini, oğlunu kaybedebileceğini biliyordu. Sabretti. Zaman geçtikçe aşklar da geçiyordu. Bazılarından Mehmet ayrılıyor, bazıları da onu terk ediyordu.

Bir kızla neredeyse evleniyordu Mehmet. Hoş, tatlı bir kızdı. “Tamam, evlilik vakti geldi,” dedi Ayşe içinden. Mehmet, kızın ailesiyle tanışmaya gitti, ama dönüşte yıkılmış bir haldeydi. Kızın babası içkiciydi, annesini dövüyor, sağlığını bozuyordu. Tanışma sofrasında içki içince, babası damadına akıl vermeye başlamış, tehditler savurmuş, neredeyse kavga çıkacakmış.

“Anne, ne yapmalıyım? Onu seviyorum, ama böyle bir aileyle nasıl başa çıkacağım?” diye sordu annesine.

“Ne yapabilirsin ki? Bunlar ebeveyn, değiştiremezsin. Onlar hep hayatında olacak. Buna hazırsan, evlen,” dedi Ayşe.

Neyse ki ayrıldılar.

Gezintisinden sonra Ayşe kitap okudu, biraz şekerleme yaptı ve oğlunun gelmesi için akşam yemeği hazırlamaya başladı, ara sıra saate bakarak. Mehmet gecikiyordu. “Yine âşık olmuş herhalde,” diye düşündü Ayşe. Mehmet gerçekten de yalnız gelmedi.

“Anne, tanıştırayım, bu Elif. Elif Nur. Bu da annem, Ayşe Hanım,” diyerek ikisini tanıştırdı.

Ayşe Elif’e baktı ve donakaldı. Gözleri masmavi, yanaklarında gamzeler… İşte böyle kızlarla evlenilirdi. Eh, demek zaman geldi.

“Neden önceden haber vermedin? Daha özenli bir şeyler hazırlardım,” diye söylendi Ayşe.

“Senin yemeklerin her zaman lezzetlidir,” dedi oğlu ve annesine sarıldı, başını omzuna dayadı.

“Yaltaklandığına göre benden bir şey isteyeceksin,” dedi Ayşe hafifçe alnına dokunarak. “Ellerinizi yıkayın, sofraya oturuyoruz.”

Banyodan kahkahalar ve şakalaşmalar uzun süre duyuldu. Mutfağa kıpkırmızı ve mahcup döndüler. Masada çeşit çeşit lezzetler, pırıl pırıl çatal bıçaklar, bardaklarda demlenmiş çay vardı. Her şey kusursuzdu.

Oğlunun suçlu bakışlarından anlamıştı, beklediği sürpriz yakındı.

“Hadi, çabuk söyle, bekletme beni,” diye ısrar etti Ayşe.

Mehmet derin bir nefes aldı ve pat diye söyledi:
“Yarın arkadaşlarla iki günlüğüne kampa gidiyoruz. Elif de gelmek istiyor.”

“Güzel fikir. Bir insanı en iyi kampta tanırsın. ArkAyşe, Selim’le bir kahve içmeye karar verdi ve hayatın ne beklenmedik sürprizlerle dolu olduğunu bir kez daha anladı.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Yeni Yüzü