Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Her şey nasıl da değişti bir anda…
Elif her zaman uslu bir çocuktu. Derslerinde başarılıydı, annesiyle nenesi için hiç sorun çıkarmazdı. Ta ki lise son sınıfta âşık olana kadar. Sonrasında her şey değişti. Dersleri asmaya başladı, laf çarpmaya, göz alıcı makyajlar yapmaya başladı. Bir gün Seher, kızının çekmecesinde pahalı kozmetik ürünleri buldu.
– Hediye geldi, dedi Elif.
– Kim bu kadar cömert? diye sordu Seher.
– Tolga.
– Öyle mi? Peki onun bu parayı nereden var? diye sordu, Tolga’nın sınıf arkadaşı olduğunu sanarak.
– O zaten çalışıyor.
İşte o an Seher, kızının sadece bir erkek arkadaşı değil, üniversiteden mezun olmuş ve çalışan yetişkin bir adamla görüştüğünü anladı.
– Sen daha çocuksun, böyle bir adamla çıkmak için erken değil mi? dedi Seher.
– Ben çocuk değilim. Sana serbest, bana yasak mı?
Seher şaşkınlıkla gözlerini kırptı.
– Ben yetişkin biriyle çıkmadım… Bekle, yoksa hamile misin?
– Evet anneciğim, diye haykırdı Elif umutsuzca. Sen de beni on sekizinde doğurdun. Görüyorsun, armut dibine düşermiş. Hep bana benzediğimi söylerdin, diye ekledi alçak sesle.
Seher dehşetle kızına baktı.
– Tamam, gidiyorum. Elif annesinin yanından geçerek kapıya yürüdü.
– Nereye gidiyorsun? Konuşmayı bitirmedik! diye arkasından koştu Seher. Ödevlerini yaptın mı? Sınavlar yaklaşıyor, diye söylenirken Elif ayakkabılarını bağlıyordu.
Elif aniden doğruldu, alnından düşen saçını üfledi ve meydan okuyan bir bakışla annesine baktı.
– Ödev mi? Neyden bahsediyorsun anne? Peki ya sen, akşamları neden gecikiyorsun? Bilmeyeceğimi mi sanıyorsun?
Seher, kızının kendisiyle meşgul olduğunu ve hiçbir şeyden haberi olmadığını sanıyordu. Elif, annesine zafer dolu bir bakış fırlattı ve evden çıktı.
– Elif! diye çaresizce bağırdı Seher kapalı kapının ardından.
Yavaşça salona döndü, koltuğa çöktü. Kızı gerçekten büyümüştü, ama beraberinde sorunlar da büyümüştü. Hamile… Aman Allah’ım, olamaz! Keşke onunla daha çok konuşsaydım, ama Seher kızının hâlâ bir çocuk olduğunu düşünüyordu. Hayır, hâlâ geç değil, bir şeyler yapmalıydı. Peki kiminle konuşup danışabilirdi? Tabii ki annesiyle.
– Anne, ne yapmalıyım? Elif yetişkin biriyle çıkıyor. Hamile… diye telefonda telaşla anlattı Seher.
– Kendini fazla kurcalıyor olmasın mı?
– Hayır. Kendisi itiraf etti. Ne yapacağımı bilmiyorum. Onunla konuşmak imkânsız…
– Senin gibi. Sen de beni pek dinlemezdin. O zamanlar şu… Nasıldı adı?
– Onu sevmiyordum. Konu ben değilim şimdi.
– Tam da sensin. Vaktinde evlenseydin, Elif’in bir babası olurdu, başka yerde aramazdı.
Seher annesinin haklı olduğunu anladı.
– Anne, bana neden kürtaj yaptırmama izin vermedin? diye sessizce sordu Seher.
– Elif’i doğurduğun için pişman mısın?
– Hayır, tabii ki hayır, ama…
– İşte cevap bu. Elif’siz bir hayat düşün. Sakın ona kızma, baskı yapma, işleri daha da kötüleştirirsin.
Uzun uzun konuştular. Seher yatmadı, kızını bekledi. Elif eve döndüğünde odasına gitti. Tam kazağını çıkarırken Seher’in gözleri kızının karnına takıldı. Elif her zaman zayıftı, ama şimdi karnının biraz şişkin göründüğünü fark etti. Demek ki yalan söylememişti. Seher’in içi yandı.
– Kaç aylık? Üç-dört ay mı? diye düşük bir sesle sordu.
Elif irkildi, kazağını karnına bastırdı.
– Kızım… diye sarıldı Seher ona. Kızmak için değil, yardım etmek istiyorum.
Elif gözyaşları içinde annesine baktı.
– O hamile kalmayacağımı söylemişti, dedi.
– O biliyor mu?
Elif başını salladı.
– Peki şimdi ne olacak?
– Özür dilerim anne.
– Ağlama. Nasıl tanıştınız? Nerede çalışıyor?
– Şurada çalışıyor… Anne, o iyi biri. Sınavlardan sonra evleneceğiz. Bize yakın bir ev tuttu.
– Yani memleketli değil mi?
– Evet, geçen sene teknik üniversiteden mezun oldu.
– Doğurmaya karar verdin mi? Peki ya okul? Üniversiteye gitmeyecek misin?
– Gitmeyeceğim. Ama sonra giderim… diye gözlerini kaçırarak mırıldandı Elif.
– Tamam. Geç oldu. Yat artık. Sabah akıldan üstündür. diyerek odadan çıktı Seher.
Uyuyamadı. Böyle bir haberden sonra kim uyuyabilirdi ki? Seher kendi hikâyesini yeniden yaşıyordu.
Lisede bir sınıf arkadaşından hoşlanırdı, ama çıkmamışlardı. Her şey kaza eseri oldu. Ailesi hafta sonu şehir dışındayken birkaç arkadaşını evine davet etmişti, Seher de oradaydı. İçtiler, dans ettiler. Seher’in kötü oldu. Onu odasına götürdü, yatağa yatırdı, üstünü örttü. Seher uykuya daldı. Sonra… Her şey çok hızlı oldu, sonuçsuz kalacağını düşündü. Öyle olmadı.
Annesine anlattığında, oğlanın ailesine gitti. Onlar tabii ki tüm suçu Seher’e attı. O, masum oğlanlarını baştan çıkarmıştı ama hayatını mahvetmesine izin vermeyeceklerdi… Armut dibine düşermişSonra bir gün, Elif’in bebeği kucağına aldığında ve o küçük gözlerin içine baktığında, her şeyin aslında bir denge üzerine kurulu olduğunu ve hayatın ne kadar da tuhaf bir şekilde tekerrür ettiğini anladı.




