Kafeterya, öğrencilerin sohbetleri, tepsi sesleri ve bir daha bozuk para atmaya karar vermiş gibi duran otomatın hışırtısıyla doluydu. İstanbul’daki Karaköy Lisesi’nde tipik bir soğuk aralık öğle vaktiydi. Çoğu öğrenci yemeklerinin etrafında toplanmış, gülüyor, atıştırmalıklarını paylaşıyor ve ödevlerden şikayet ediyordu.
Ama Bayan Ayşegür kalabalığa değil, otomatın yanında duran bir çocuğa bakıyordu.
Yıpranmış bir sweatshirt’ün altında hafifçe üşüyen, bozuk paraları sayarken parmakları titreyen, tek başına duran bir çocuk. O duruşunda, çökük omuzlarında, göz temasından kaçınışında öyle bir şey vardı ki, öğretmenin yüreğini burktu.
“Affedersin, evlat,” diye seslendi Ayşegür Hanım, masasından kalkıp yanına gitti.
Çocuk donup kaldı. Yavaşça, tedirgin bir şekilde döndü. Büyük, ürkek gözleri bir anlığına Ayşegür Hanım’ınkilerle buluştu, sonra yere düştü.
“Biraz arkadaşlığa ihtiyacım var,” diye ekledi öğretmen, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle. “Gel benimle oturur musun?”
Çocuk tereddüt etti. Açlık ve gurur yüzünde savaşıyordu. Ama birkaç saniye sonra açlık galip geldi. Başını sallayıp öğretmenin peşinden köşedeki masaya gitti.
Ayşegür Hanım fazladan bir mercimek çorbası, bir tost ve sıcak bir salep sipariş etti. Gösteriş yapmadı. Tepsiyi vermiş geçmiş gibi uzattı. Çocuk mırıldanan bir “Teşekkür ederim”in ardından, günlerdir sıcak yemek yememiş gibi yemeğe başladı.
“Adın ne?” diye sordu Ayşegür Hanım, çayından bir yudum alarak.
“Alper,” dedi çocuk lokmalar arasında.
“Tanıştığımıza memnun oldum, Alper. Ben Ayşegür Hanım. Eskiden burada öğretmendim, şimdi emekliyim ama zaman zaman derslere yardımcı oluyorum.”
Alper başını salladı. “Aslında bu okulda değilim ben.”
Ayşegür Hanım’ın kaşları kalktı. “Öyle mi?”
“Sadece geçiyordum. Sıcak bir yer arıyordum.”
Gerçek, aralarında havada asılı kaldı, ağır ama söylenmemiş. Ayşegür Hanım üstelemedi. Sadece gülümsedi. “Öyleyse, ne zaman istersen bir yemeğini benimle paylaşabilirsin.”
Biraz sohbet ettiler. Derin şeyler değil. Yalnızlığın soğukluğunu dağıtmaya yetecek kadar. Yemek bitince Alper sessizce ayağa kalktı.
“Teşekkür ederim, Ayşegür Hanım,” dedi. “Bunu unutmayacağım.”
Öğretmen yine gülümsedi. “Kendine iyi bak, evlat.”
Ve Alper, kafeteryanın kapısından çıkıp gözden kayboldu.
*****
YEDİ YIL SONRA
Küçük, eski bir apartman dairesinde, kış rüzgarı camları dövüyordu. Ayşegür Hanım pencerenin yanında oturmuş, dizlerinin üstüne çekilmiş bir battaniyeyle yaşlı ellerinde bir fincan ılık çayı tutuyordu. Kombi bozulalı günler olmuştu ve ev sahibi çağrılarını geri dönmemişti. Bir zamanlar tahta başında ders anlatırken ne kadar sağlam olan elleri, şimdi yaşın ve soğuğun titremesiyle sarsılıyordu.
Artık sessiz bir hayatı vardı. Yakınlarda ailesi yoktu. Sadece küçük bir emekli maaşı ve ara sıra eski öğrencilerinden gelen ziyaretler…
O gün çayını yudumlarken bir kapı tıkırtısıyla irkildi. Pek az kişi gelirdi ziyaretine.
Yavaşça kapıya yürüdü, eski terlikleri yerlerde sürünerek. Kapıyı açınca gözlerine inanamadı.
Karın içinde, düzgün taranmış saçları ve koyu mavi bir palto giymiş, kollarında kocaman bir hediye sepetiyle duran genç bir adam duruyordu.
“Ayşegür Hanım?” diye seslendi, sesi hafif titreyerek.
“Evet?” diye karşılık verdi yaşlı öğretmen, daha dikkatli bakarak. “Seni tanıyor muyum?”
Genç adam gülümsedi. “Beni hatırlamayabilirsiniz. Okulunuzda değildim ama yedi yıl önce bir kafeteryada üşüyen bir çocuğa yemek ısmarlamıştınız.”
Ayşegür Hanım’ın gözleri açıldı. Yavaş yavaş tanıdı.
“Alper?”
Genç adam başını salladı.
“Aman Tanrım…” Ayşegür Hanım bir adım geri çekildi. “İçeri buyur, lütfen!”
Alper içeri adım atar atmaz dairedeki soğuğu hissetti. “Kombiniz bozuk,” dedi, kaşları çatılarak.
“Evet, birini aramayı düşünüyordum ama…” diye geçiştirdi Ayşegür Hanım.
Alper sepeti masaya koyar koymaz telefonunu çıkardı. “Artık endişelenmenize gerek yok. Tamircinin numarası bende. Bir saat içinde burada olur.”
Ayşegür Hanım itiraz etmek için ağzını açtı ama Alper’in kararlı ama nazif tonu susturdu onu.
“Bana kendime iyi bakmamı söylemiştiniz, Ayşegür Hanım. Şimdi sıra bende.”
Sepetin içinde taze yiyecekler, eldivenler, çoraplar, yeni bir elektrikli battaniye ve bir kart vardı. Ayşegür Hanım’ın elleri titreyerek kartı açtı.
“Kimsenin görmediği beni gördüğünüz için teşekkürler,” diye yazıyordu. “O iyiliğiniz hayatımın dönüm noktası oldu. Bunu sadece bugün değil, her zaman ödemek istiyorum.”
Yaşlı öğretmenin gözleri doldu.
“O yemeği hiç unutmadım,” diye fısıldadı Alper. “Evsiz, korkmuş ve açtım. Ama o gün bana bir insan gibi davrandınız. Bana umut verdiniz.”
Ayşegür Hanım boğazındaki düğümü yuttu. “Peki sen o günden beri neler yaptın?”
“Kısa bir süre sonraAlper, o günden sonra bir gençlik evine yerleşti, çalışıp didindi, üniversiteyi bitirdi ve şimdi ise Ayşegür Hanım’ın gözlerindeki gurur ışıltısını görünce, “Sizin sayenizde hayata tutundum,” diyerek öğretmeninin soğuk evini sıcak bir yuvaya çevirdi.




