Buzdolabındaki Not

Buzdolabındaki Not

Necla Hanım her zamanki gibi sabah altı buçukta uyandı. Dışarısı hâlâ karanlıktı, ama iç saati kırk yıldır hiç şaşmadan çalışıyordu. Üzerine sabahlığını geçirdi ve mutfağa doğru ağır adımlarla ilerleyip çaydanlığı ocağa koydu.

Buzdolabının üzerinde, uğur böceği şeklindeki bir mıknatısla tutturulmuş bir kağıt parçası duruyordu. Tuhaf, dün akşam orada değildi.

Necla Hanım notu alıp ışığı yaktı. El yazısı tanımadığı, çarpık bir şekilde yazılmıştı, sanki eli alışkın olmayan biri kaleme sarılmış gibi.

“Necla Hanım! Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Karşı daireden komşunuzum. Adım Emine. Çok mahcup oluyorum ama başvuracak kimsem yok. Biraz şeker alabilir miyim? Mutlaka geri öderim. 47 numaralı daire. Çok teşekkür ederim. Emine Yılmaz.”

Necla Hanım kaşlarını çattı. 47 numaralı daire? Ama orada çocuklu bir aile, Demirler oturuyordu. Kapıdaki herkesi ezbere biliyordu, çünkü tam on yıldır apartman sakinlerinin sorumlusuydu.

Çaydanlık ıslık çalmaya başladı. Notu bir kenara bırakıp kahvaltı hazırlamaya koyuldu. İçinde bir huzursuzluk vardı. Bu Emine nasıl o daireye girmişti? Peki Demirler’in taşındığını nasıl duymamıştı?

Kahvaltıdan sonra giyindi ve apartman koridoruna çıktı. 47 numaranın önünde durup kulak kabarttı. Sessizlik. Ne çocuk sesleri, ne de herhangi bir gürültü. Sadece televizyondan gelen hafif bir mırıltı.

Tereddütle zile bastı.

“Kim o?” diye boğuk bir kadın sesi duyuldu.

“48 numaradan Necla Hanım. Şeker için not bırakmışsınız?”

Kilit tıkırdadı, kapı zincirle aralandı. Aralıktan buruşuk bir yüz parçası ve tedirgin bir göz göründü.

“Siz Necla Hanım mısınız?” diye güvensizce sordu tanımadığı kadın.

“Evet. Siz de Emine Yılmaz mısınız?”

“Evet, evet. Buyrun lütfen.”

Zincir açıldı, kapı ardına kadar açıldı. Necla Hanım içeri girdi ve şaşırdı. Dairenin dekoru tamamen farklıydı. Ne çocuk oyuncakları, ne renkli duvar kağıtları, ne de aile fotoğrafları vardı. Her şey sade, temiz, ama oldukça eski modaydı.

“Oturun lütfen,” dedi kadın, koltuğu göstererek. “Çay ister misiniz?”

“Teşekkür ederim, hayır demem.”

Necla Hanım ev sahibini inceledi. Emine Yılmaz yetmiş yaşlarında, belki biraz daha fazla görünüyordu. Beyaz saçları özenle taranmış, yüzü derin çizgilerle doluydu, ama gözleri canlı ve dikkatliydi.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim,” diye konuştu Emine Yılmaz, çay işleriyle uğraşırken. “Şekerim bitmişti, markete gitmekten de korkuyorum. Ayaklarım artık hiç taşımıyor.”

“Önemli değil. Ama söyler misiniz, Demirler nerede? Taşındılar mı?”

Emine Yılmaz elindeki fincanla donakaldı.

“Demirler mi? Hiç Demirler’i tanımıyorum. Ben burada uzun zamandır oturuyorum.”

“Ne kadar zamandır?”

“En az on beş yıldır belki. Daha fazla da olabilir.”

Necla Hanım hafif bir baş dönmesi hissetti. On beş yıl mı? İmkansız. Demirler’i geçen hafta görmüştü. Anne, bebek arabasıyla küçük kızını gezdiriyordu, büyük oğlu da yanlarında koşuyordu.

“Emine Hanım, notu benim buzdolabıma nasıl yapıştırdınız? Kapıyı kilitliyorum ben.”

Yaşlı kadın şaşkınlıkla göz kırptı.

“Not mu? Hangi notu?”

“Bu sabah bıraktığınız notu. Şeker için.”

“Ben hiç not bırakmadım. Ne diyorsunuz siz?”

Necla Hanım cebinden o uğursuz kağıdı çıkarıp komşusuna gösterdi.

“İşte bu not. Üzerinde sizin isminiz yazıyor.”

Emine Yılmaz kağıdı aldı, uzun süre inceledi, satırların üzerinden parmağıyla geçti.

“Bilmiyorum,” dedi sonunda. “Benim değil. Böyle bir şey yazmadım.”

“Ama burada Emine Yılmaz yazıyor.”

“Evet, Yılmaz benim soyadım. Ama notu ben yazmadım. Belki biri şaka yapmıştır?”

Necla Hanım olanları anlamakta güçlük çekiyordu. Komşusu samimi görünüyordu, peki bu notu kim yazmıştı? Ve buzdolabına nasıl iliştirmişti?

“Biliyor musunuz,” dedi ayağa kalkarak, “size şeker getireceğim. Notu sizde kalsın, belki bir şey hatırlarsınız.”

“Çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz.”

Necla Hanım kendi dairesine, kafasındaki sorularla döndü. Bir kavanoza şeker doldurup komşusuna götürdü.

“Emine Hanım, size bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii, sorun.”

“Demirler’i hatırlıyor musunuz? Baba, anne, iki çocuk. Bu dairede yaşıyorlardı.”

Yaşlı kadın düşünceli bir ifadeyle kafasını salladı.

“Hayır, hatırlamıyorum. Ama… Bekleyin. Galiba eskiden burada biri oturuyordu. Ama tam hatırlayamıyorum. Kafam artık pek işlemiyor.”

“Komşulardan biriyle görüşüyor musunuz?”

“Neredeyse hiç kimseyle. Hepsi genç, çalışıyorlar, yaşlı bir kadınla konuşmaya vakitleri yok. Sadece birinci kattaki amca Mehmet ara sıra uğruyor, yiyecek getiriyor.”

Necla Hanım amca Mehmet’i tanıyordu. Mehmet Bey, binanın ilk günlerinden beri buradaydı, her şeyi açıklayabilirdi.

“Şeker için teşekkürler,” dedi Emine Yılmaz. “Mutlaka geri vereceğim.”

“Geri vermenNecla Hanım o gece uykuya dalarken, buzdolabına yapıştırılmış yepyeni bir not daha olduğunu fark etti, bu sefer yazı kendi el yazısıydı: “Unutma, o daire hep boştu.”

Rate article
Lifequest
Buzdolabındaki Not