**On Yıl Boşa**
Kahvem soğumuştu ama içimdeki öfke hâlâ kaynıyordu. “Ne saçmalıyorsun, Esra?” diye bağırdım, bardağı öyle sert koydum ki fincanın kenarından taştı. “On yıl! On yıl seninle arkadaş olduk, şimdi de…”
“Şimdi de ne?” diyerek ayağa fırladı Leyla, gözlerinde bir öfke vardı. “Her adımımı sana mı danışacağım? Sen bizzat ‘Artık Murat’a ihtiyacım yok’ diyordun!”
“Dedim! Ama bunun senin ona koşman için bir davet olduğunu mu sandın?” Masaya yumruğumu vurdum, ses odada yankılandı. “Tanrım, şimdi nasıl bakacağım size?”
Leyla tekrar koltuğa çöktü, siyah saçlarını avuçlarına aldı. Bu konuşmanın bir gün geleceğini biliyordu ama yine de hazır değildi.
“Esra, dinle beni,” diye fısıldadı, sesi titriyordu. “Yetişkin insanlarız. Sen Murat’tan bir yıl önce boşandın. Bir yıl! Bütün bu zaman ‘Özgürüm, onunla bir daha asla…’ diyordun.”
“Evet, dedim! Bunun ne önemi var?” Mutfakta bir o yana bir bu yana yürüdüm, dolap kapaklarını açıp kapattım. “Bu, en iyi arkadaşımın onunla birlikte olduğunu görmeye hazır olduğum anlamına gelmiyor!”
“Görünüşe göre eski en iyi arkadaşın,” diye acı bir gülümsemeyle ekledi Leyla.
Üniversitede, iktisat fakültesinin ilk yılında tanışmıştık. Ben, kızıl bukleleriyle neşeli, göze batan bir kızdım; o ise iri gözlüklerinin ardına saklanmış, sessiz bir öğrenciydi. Hiç ortak yanımız yokmuş gibi görünürdü ama birbirimize anında ısınmıştık.
“Leyla, makyaj yapmayı biliyor musun?” diye sormuştum ilk dersten çıkarken.
“Hayır, neden?”
“Öğretirim! Sen de bana matematiği anlatırsın, anlaştık mı? Sayılarla aram hiç iyi değil.”
Ve böyle başlamıştı dostluğumuz. Ben onu şık bir kıza dönüştürmüştüm, o da beni sınıfta kalmaktan kurtarmıştı. Aynı yurtta kalır, aynı hayalleri kurar, birbirimizin aşklarına ortak olurduk.
“Biliyor musun Leyla,” diye mırıldanırdım yurttaki dar yatağımda uzanırken, “gerçek bir erkekle evlenmek istiyorum. Güçlü, yakışıklı biri… Öyle biri ki bakışı bile dizlerimi titretsin.”
“Ben ise sadece sevmek istiyorum,” derdi o. “Sessizce anlaşabileceğim, bir bakışta beni görebilecek biri.”
Murat, üçüncü sınıfta hayatımıza girdi. Uzun boylu, spor yapan, gülüşüyle herkesi etkileyen bir adamdı. Başka bir şehirden transfer olmuştu ve fakültenin tüm kızlarının dikkatini çekmişti.
“İşte kayboldum!” diye dramatik bir şekilde iç çekmiştim onu ilk gördüğümde. “Rüyalarımdaki adam!”
Leyla gülümsemişti. Murat gerçekten yakışıklıydı ama onda bir şey fazla “kurgulanmış” gelmişti ona.
“Esra, merhaba!” diye seslenmişti bize ders çıkışı. “Bana burada güzel bir yemek yiyebileceğim bir yer gösterebilir misin?”
“Tabii! Leyla, sen de geliyor musun?”
“Hayır, hocayla görüşmem lazım,” diye yalan söylemişti. “Siz gidin.”
Ben ilk görüşte aşık olmuştum. Murat da enerjik, neşeli bir kıza kayıtsız kalamamıştı. Bir ay sonra çıkıyorduk, Leyla ise aramızda “fazlalık” gibi hissetmeye başlamıştı.
“Leyla, surat etme!” diye ısrar ederdim. “Sen benim kardeşim gibisin! Murat da seni seviyor!”
“Yok, sorun değil,” diye savuştururdu o. “Sadece sınavlarım var, ona çalışıyorum.”
Ama aslında hiçbir şey yolunda değildi. Çünkü Murat gerçekten farklıydı. Leyla’nın düşüncelerini dinleyen, onunla saatlerce kitap ve film konuşabilen tek kişi oydu.
“Leyla, akademik kariyer düşündün mü hiç?” diye sormuştu bir gün. “Çok analitik bir zekan var.”
“Hadi canım!” diye gülmüştüm ben. “Leyla pratik bir kız, iş dünyasında para kazanacak!”
“Bilmiyorum,” diye mırıldanmıştı Leyla. “Belki.”
Murat ona öyle bir bakmıştı ki… Anlayış mıydı, ilgi mi? Leyla ne olduğunu çözememişti ama kalbi deli gibi çarpıyordu.
“Esra, şey…” diye başlamıştı Murat, ama ben atılmıştım:
“Ah, kızlar, unuttum! Dişçi randevum var! Leyla, Murat’ı yurda kadar götürür müsün?”
Ve koşarak gitmiştim.
Üniversitenin parkında sessizce yürümüşlerdi. Ekim başıydı, yapraklar ayaklarının altında hışırdıyordu.
“Leyla,” diye durmuştu Murat aniden. “Çok güzel olduğunu biliyor musun?”
“Ne?” diye afallamıştı Leyla.
“Dediğim gibi. Esra göze çarpan biri, ama sen… sen farklısın. Gözlerin öyle derin ki…”
Leyla başını çevirmişti. Kalbi öyle güçlü atıyordu ki, herkes duyabilirdi.
“Murat, yapma,” diye fısıldamıştı. “Sen Esra’yla çıkıyorsun.”
“Çıkıyorum,” diye onaylamıştı. “Ama bu, başka hiçbir kadını göremediğim anlamına gelmiyor. Seni göremeyeceğim anlamına gelmiyor.”
“Esra benim en iyi arkadaşım.”
“Biliyorum. Bu yüzden hiçbir şey yapmıyorum. Ama eğer…”
“Eğer’ler geçersiz,” diye kesmişti sertçe Leyla. “Hadi gidelim.”
Yurda kadar sessizce yürümüşlerdi. Murat vedalaşırken bir şey söylemek istemişti ama Leyla hızla içeri girmişti.
O gece yurda döndüğümde yanağım şişmişti ama mutluyd**”On Yıl Boşa”nın sonunu ekliyorum:**
O gece yurda döndüğümde yanağım şişmişti ama mutluydum, çünkü Murat’ın bana aşık olduğundan emindim—oysa o, aslında Leyla’ya bakarken gördüğüm o ‘anlayışlı’ gözlerin ne anlama geldiğini henüz bilmiyordum.




