Boşanırken Yüzleşilen Beklenmedik Durum

Eşimle boşanıyorduk, mal paylaşımı yapıyorduk. Bir de ne görelim? “Bunu al sen!” dedi eşim. “İkiniz aynı kafadasınız zaten!”

İşte böyle evimize, kedi ismi olan “Markiz” adlı muhteşem bir kakadu geldi, ki annem hemen adını “Keşo” koydu.

Bu papağan, eski eşimden mal paylaşımında bana kalmıştı, oysa onun evinde benden çok önce yaşıyordu. Keşo her şeyiyle harikaydı, ama bir eksiği vardı ki bizi deli ediyordu: Konuşmuyordu. Uğraştık, didindik, tek kelime çıkmadı ağzından. Keşo, sorgudaki direnişçi gibi susuyordu. Sadece dedem bu çabalarımızı onaylamıyordu.

“Bırakın şu kuşu be!” diye homurdanırdı. “Konuşacak başka kimse mi kalmadı sizde?”

Galiba bu yüzden dedemle anlaşmışlardı. Dede göre Keşo, sessiz ve dikkatli bir dinleyiciydi; Keşo ise dedeyi, başını eğip dinlemeyi seviyordu, özellikle de dede bir şeyler yaparken ya da akşam çayını yudumlarken…

Sonunda Keşo’yu komşu teyzeye göstermeye karar verdik. İki çeneli muhabbet kuşu besleyen bu teyze, kuşlara Türkçe öğretme konusunda uzman sayılırdı. Keşo’nun teyzeyi nasıl etkilediğini anlatmama gerek yok.

Teyze ona bayılmıştı! Etrafında döndü, ellerini çırptı, bir şeyler mırıldandı, sonra da ne olduysa ona dokunmaya karar verdi. Uyuklayan Keşo’nun kafasına parmağıyla dokundu.

Rahatsız olan Keşo bir gözünü açtı, yabancı kadına ters ters baktı ve aniden net bir şekilde konuştu:

“Bırak şu kuşu be!”

Teyze bayıldı neredeyse, Keşo ise o günden sonra açıldı. Tıpkı şu espri gibi: “Dilsiz çocuk bir gün yemekte ‘Çorba fazla tuzlu!’ deyince, ‘On yıldır neden susuyordun?’ diye soranlara, ‘Öncesi normaldi!’ demiş.”

İşte Keşo da öyle. Sustu sustu, sonra konuştu. Asıl sıkıntı, dedenin sesiyle, tonlamasıyla ve tabii ki kelime dağarcığıyla konuşmaya başlamasıydı. Dede, sağlam yapılı bir ihtiyardı, savaşta şoförlük yapmış, bir bacağını kaybetmiş ve ömrünce marangozluk etmişti. Lafını hiç esirgemezdi ve tabii ki kelime haznesi de buna uygundu. Keşo’nun neden dedeyi taklit ettiği bir sırdı, ama gerçek şuydu ki: Keşo, tıpkı bir marangoz gibi küfrediyordu, ustalıkla ve coşkuyla!

Teyze şok oldu ama pes etmedi. Keşo’yu terbiye etmeye karar verdi. Ona güzel ahlak ve düzgün Türkçe öğretecekti. Her gün gelerek, özel bir yöntemle ders verdi.

Dedem bu duruma çok sinirleniyordu ama kendini tutuyordu. Teyze gittikten sonra mırıldanırdı sadece. Tabii ki ne dediğini tahmin edersiniz. Sonunda, çabalarının hiçbir işe yaramadığını görünce, teyze pes etti, dedem de sevinçten havalara uçtu.

Aradan aylar geçmişti, bir akşam ailece çay içerken teyze hal hatır sormaya geldi. Mutfakta bizimle oturan Keşo onu görünce canlandı ve birden:

“Kuşa iyi bakın! Keşo değerli bir kuştur!” dedi.

Teyzenin aylarca öğretmek için uğraştığı cümle buydu. Papağanın bunu dedenin ses tonuyla söylemesi bile teyzenin sevincini gölgeleyemedi. Gözünden mutluluk gözyaşı bile süzüldü. Keşo ise sevinçten parlayan teyzeye yan gözle baktı ve dedenin sesiyle ekledi:

“Kediye konuşmayı öğretsene, kafayı yemiş saf kadın…”

Yazar: Gennadiy Pimenov.

Rate article
Lifequest
Boşanırken Yüzleşilen Beklenmedik Durum