Yedek Planın Günü Geldi

**”Yedek Seçenek Değildim”**

“Ebru! Ne yapıyorsun sen?!” diye bağırdı telefonun diğer ucundaki kadın, sesi öfkeden titriyordu. “Benim düğünüm bu! Benim! Bir buçuk yıldır bu günü bekliyorum!”

“Canım benim, anlasana işte!” dedi arkadaşı sakin bir sesle. “Murat dün gece beni aradı. Kendisi! Red mi edecektim? Üniversiteden beri tanışıyoruz, biliyorsun!”

Ebru koltuğa çöktü, telefon elinde titriyordu.

“Ama düğün cumartesi! Elbise alındı, davetiyeler basıldı, salon tutuldu! Ebru, nasıl yaparsın bunu?”

“Ne yapabilirdim ki? Yanlış yaptığını anladığını söyledi. Beni sevdiğini, seni değil. Ebrucuğum, affet ama aşkın gözü kördür…”

Ebru telefonu koltuğa fırlattı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Pencereden sonbahar yağmuru süzülüyordu, masada evlenme belgeleri duruyordu, dolapta ise mutluluk gözyaşlarıyla aldığı beyaz gelinliği asılıydı.

Annesi ağlama sesini duyup odaya girdi, yanına oturdu ve kızını sıkıca sarıldı.

“Ne oldu kızım?”

“Murat… Murat, Ayşe’yle evleniyor,” dedi Ebru gözyaşları içinde. “Yarın nikâh için başvuruyorlar. Bizim düğünümüzse haftaya!”

Fatma Hanım başını salladı ve kızını daha sıkı tuttu.

“Demek ki kısmet değilmiş Ebrucuğum. Demek ki senin adamın değilmiş. Şimdi bilmek, sonra bir ömür acı çekmekten iyidir.”

“Ama neden anne? Neden hep yedek seçenek oluyorum?” diye hıçkırdı Ebru. “Lisede Selim benimle çıkıyordu, ta ki sınıfa yeni bir kız gelene kadar. Üniversitede Cem üç ay peşimdeydi, sonra sınıf arkadaşına kaçtı. Şimdi de Murat…”

Annesi sessizce kızının saçlarını okşadı. Ebru’nun düğün hazırlıklarını, gelinliği giydiğindeki mutluluğunu hatırlıyordu. Murat’ı hiç sevmemişti zaten—bir şeyler tuhaf geliyordu bu adama. Fazla kibar, fazla yakışıklı, hep doğru sözler söylerdi. Ama gözleri… gözleri bomboştu.

“Anne, şimdi ne yaparım? İnsanların yüzüne nasıl bakarım? Herkes düğünü biliyor! Hala Gülten bile İzmir’den bilet almış, dayım izin almıştı…”

“Ne mi yapacaksın? Hayat devam ediyor. Gencsin, güzelsin, akıllısın. Gerçekten seni seven birini bulacaksın.”

Ebru annesine gözyaşları içinde baktı.

“Ya bulamazsam? Yirmi yedi yaşındayım anne. Bütün arkadaşlarım evli, çocukları var. Ben de ahmak gibi buluşmalara gidip her seferinde umutlanıyorum…”

“Bulursun,” dedi annesi kararlılıkla. “Mutlaka bulursun.”

Annesi ona asıl söylemediği şeyi düşündü—kendisi de benzer bir hikâye yaşamıştı. Başkasının yedek seçeneği olmuş, ta ki Ebru’nun babası çıkana kadar. O, sade bir işçiydi, yakışıklı değildi, zengin değildi, ama onu gerçekten sevmişti—son nefesine kadar.

Kapının zili düşüncelerini böldü. Ebru irkildi—acaba Murat mıydı? Fikrini mi değiştirmişti?

Kapıda elinde reçel kavanozuyla bir komşuları, teyze Emine duruyordu.

“Ebrucuğum! Duydum ki… Üzülme böyle! Zaten o Murat denen adamın iyisi çıkmazdı. İlk gördüğümde anlamıştım. Gözleri dolaşıyor, elleri terli. Erkek değil, öyle biri işte…”

“Teyze, yeter,” dedi Ebru yorgun bir sesle.

“Yok, yeter değil! Gerçekleri söyleyeceğim. Sen güzel, çalışkan, iyi bir kızsın. Böylelerini bulmak zor. O da aptalmış, anlamamış. Dinle beni torunum,” dedi komşu, koltuğun kenarına ilişerek. “Bir yeğenim var, Serkan. Boşanmış ama iyi adamdır. Fabrikada çalışıyor, içki içmez, çocukları sever. Tanıştırayım mı?”

Ebru başını salladı.

“Şimdi olmaz teyze, tanışacak halim yok.”

“Peki, ben yine de onunla konuşurum. Belki bir gün kendisi gelir.”

Komşu gittikten sonra Ebru uzun süre pencerenin önünde oturup yağmuru izledi. Aklında tek bir soru vardı: Neden hep böyle oluyordu? Neden erkekler için hep “şimdilik” oluyordu, sonra daha iyisini bulunca terk ediliyordu?

Lisede gerçekten Selim’e âşık olmuştu. Okulun futbol takımının kaptanıydı, bütün kızlar ona vurgundu. Ama nedense o, sessiz ve sade olan Ebru’yu seçmişti. Altı ay çıkmışlar, Ebru gerçek aşkın bu olduğunu sanmıştı. Selim ona el yapımı kartlar verir, okuldan sonra evine kadar yürür, hatta ailesiyle tanıştırmıştı.

Sonra okula İstanbul’dan Işık adında bir kız gelmişti. Gösterişli, modaya uygun giyinen, makyaj yapmayı bilen biri. Selim aklını kaybetmiş, bir hafta sonra Ebru’ya ayrıldıklarını söylemişti.

“Kızma,” demişti, gözlerini kaçırarak. “Ama biz daha genciz, ciddi olmak için erken. İyisin, benden daha iyisini bulursun.”

Ebru iki hafta boyunca ağlamış, bir daha kimseyi sevmeyeceğine yemin etmişti. Ama yeminler bozulmaya mahkumdu.

Üniversitede Can çıkmıştı karşısına—yakışıklı, zeki, iyi bir ailedendi. Hep en iyi notları alıyor, tıp fakültesine hazırlanıyordu. Ebru kütüphanede çalışırken onu sık sık görürdü. Bir gün bir kitap istedi, sohbet etmeye başladılar.

Can iyi bir konuşmacıydı, çok okurdu, doktor olmayı hayal ederdi. Ebru onun anlattıklarına dalEbru gözlerini kapattı, Serkan’ın sıcak ellerini hissetti ve anladı ki, hayat onu hiç yedek seçenek gibi hissettirmeyecekti.

Rate article
Lifequest
Yedek Planın Günü Geldi