Üçüncü Oda – Misafirler İçin Değil

“Üçüncü oda misafirlere değil”

“Oraya gitmeye cesaret etme!” diye bağırdı Fatma Hanım, mutfaktan ıslak elleriyle çıkageldi. “Daha kaç kere söyleyeceğim sana?”

On yaşındaki Ali, aralık duran kapının önünde donakaldı, büyükannesine baktı. Gözlerinde şaşkınlık ve kırgınlık vardı.

“Anneanne, orada ne var ki? Sadece bakacaktım…”

“Hiçbir şey yok orada! Tozdan başka!” Fatma Hanım hızla torununun yanına geldi, kararlı bir hareketle kapıyı kapattı ve anahtarla kilitledi. “Git hadi, çizgi film izle ya da legolarınla oyna.”

Ali omuz silkti ve salona doğru ağır adımlarla yürüdü ama Fatma Hanım onun o gizemli kapıya dönüp baktığını gördü. Derin bir nefes aldı, anahtarı önlüğünün cebine soktu. Yine aynı mesele. Torunu her tatilde geldiğinde, aynı şey başlıyordu.

“Anne, neden böyle korkutuyorsun çocuğu?” diye sordu Ayşe, banyodan çıkarken saçlarını havluyla kuruluyordu. “Çocuk işte, merak ediyor.”

“Ya sen hiç merak etmiyor musun?” diye sertçe sordu Fatma Hanım.

Ayşe durdu, elindeki havlu hareketsiz kaldı.

“Ben… benim için iyi böyle anne. Geçmişi karıştırmaya ne gerek var?”

“Aferin. Ali’nin de ihtiyacı yok. Bırak dışarıda oynasın, başkalarının eşyalarını karıştırmasın.”

Ayşe bir şey söylemek istedi ama sessiz kaldı. Annesinin bu ses tonunu tanıyordu, tartışmanın faydasız olduğunu biliyordu. En iyisi oğlunun dikkatini başka yöne çekmekti.

Fatma Hanım mutfağa döndü, su ısıtıcısını açtı. Bardakları dolaptan çıkarırken elleri titriyordu. Yirmi yıl geçmişti ama o odayı düşünmek bile kalbini sıkıştırıyordu.

Öğleden sonra Ali, koltuğa uzanıp tabletiyle oynadı, Ayşe de kitap okudu. Fatma Hanım bulaşıkları yıkarken torununu göz ucuyla izledi. Çocuk fazla zekiydi, fazla dikkatli.

“Anneanne,” dedi Ali, gözlerini ekrandan ayırmadan, “neden evin üç odalı ama sadece iki odada yaşıyorsunuz?”

Fatma Hanım elindeki tabağı lavaboya düşürdü, çınlama sesi çıktı.

“Evin üç odalı olduğunu nereden biliyorsun?” diye dikkatle sordu.

“Kör değilim ya! Kapıları sayabiliyorum. İşte senin yatak odan, işte benim kaldığım salon, bir de şu kapı… Hep kilitli.”

Ayşe kitabından başını kaldırdı, annesine baktı. Fatma Hanım sırtını dönmüştü, omuzları gergindi.

“Orada… eski eşyalar duruyor,” diye mırıldandı. “Senin ilgini çekmez.”

“Bakabilir miyim? Çok dikkatli olurum, bir şey kırmam.”

“Olmaz!” diye döndü Fatma Hanım. “Bir daha sorma!”

Ali bu sert ton karşısında irkildi, Ayşe bile şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

“Anne, ne oldu sana?” diye ayağa kalktı. “Ali’ye hiç böyle bağırmazsın.”

Fatma Hanım lavaboya yaslandı, elini yüzüne götürdü.

“Özür dilerim torunum. Sadece… bugün çok yoruldum. Anneannenin üstüne alınma.”

Ali başını salladı ama gözlerindeki şaşkınlık gitmedi. Akıllı çocuktu. Fazla akıllı.

Akşam Ali uyuduktan sonra, Ayşe mutfakta annesine yaklaştı.

“Anne, belki artık zamanıdır?”

“Ne zamanı?”

“Şey… o odayı temizlemenin. Yirmi yıl oldu. Babam da yok artık, sen hâlâ…”

“Yapma!” Fatma Hanım öyle hızlı ayağa kalktı ki sandalye devrildi. “Sakın oraya dokunma!”

“Anne, lütfen sakin ol. Sadece böyle yaşamanın sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Kendine eziyet ediyorsun.”

Fatma Hanım sandalyeyi kaldırdı, yeniden oturdu. Elleri yine titriyordu.

“Eziyet çekmiyorum. Sadece… her şey yerli yerinde dursun istiyorum. Kimse dokunmasın.”

“Ama Ali büyüyor, yakında onun kendi odasına ihtiyacı olacak. Hep salonda mı yatacak?”

“Daha çok var zaman. O daha küçük.”

Ayşe iç çekti. Odayı hatırlıyordu. Yirmi yıl önce nasılsa öyle duruyordu: pencere kenarındaki çalışma masası, kitaplıklar, duvar dibindeki dar yatak. Ve her yerde, çok erken sona eren bir hayatın izleri.

“Onun sana nasıl sinirlendiğini hatırlıyor musun?” diye fısıldadı Ayşe. “Odada topladığında? ‘Benim düzenim var, dokunma’ diye bağırırdı.”

Fatma Hanım gözyaşları arasında gülümsedi.

“Hatırlıyorum. Çok bağımsızdı. Her şeyi kendi yapardı. Hatta kirli tabaklarını bile kendisi taşırdı. ‘Erkek adam kendi işini kendi görür’ derdi.”

“Daha on yedi yaşındaydı, anne.”

“Evet, sadece on yedi… Ama çok olgundu. Her şeyi bilirdi. Babanla siyaset tartıştığını hatırlıyor musun? Saatlerce konuşurdu, rakamlar verirdi…”

Ayşe başını salladı. Küçük kardeşini hatırlıyordu, kahkahasını, inatçılığını, hayallerini. Üniversiteye hazırlanışını, gelecek planlarını.

“Bazen rüyamda görüyorum, sanki bir yere gitmiş,” diye fısıldadı Fatma Hanım. “Sanki yarın kapıdan girecek, ‘Anne, niye kapıyı kilitledin? Anahtarımı unuttum’ diyecek.”

“Anne…”

“Biliyorum, biliyorum, saçmalık. Ama düşünmek daha kolay geliyor. Sanki uzun bir iş seyahatinde. Döndüğünde her şey eskisi gibi olacak.”

Ayşe annesinin elini tuttu.

“O dönmeyecek anne. Ve o oda da onu geri”Ve Fatma Hanım, yıllar sonra ilk defa o odayı Ali’ye gösterdiğinde, içindeki ağırlığın yavaş yavaş yerini hafif bir tebessüme bıraktığını hissetti.”

Rate article
Lifequest
Üçüncü Oda – Misafirler İçin Değil