İstanbul’un Kadıköy semtindeki bir butiğin vitrininde bir manken vardı.
Hep aynı kıyafetleri giyerdi: beyaz gömlek, gri pantolon ve üstüne hafif eğik duran bir bere.
O bir unutulmuş mankendi.
Tam on yıldır oradaydı.
O kadar hareketsiz, o kadar sıradan bir görüntüydü ki artık kimse onu fark etmiyordu bile.
Ama mahallenin esnafı ona alışmıştı.
Her sabah dükkânlarını açarken ona seslenirlerdi:
—”Günaydın, Hüseyin Amca” derlerdi çünkü öyle isim takmışlardı ona.
Bir şakaydı, bir ritüel, güne küçük bir neşe katma yöntemi.
Fırıncı, kırtasiyeci, çiçekçi teyze… hepsi selam verirdi ona.
O ise tabii ki hiç cevap vermezdi.
Ta ki bir gün verene kadar.
Bir pazartesi sabahıydı.
Sabahın neminden vitrin buğulanmıştı.
Eski adetlerini yapıp “Günaydın, Hüseyin Amca” dediklerinde…
Manken gülümsedi.
Hareket etti.
Ve yavaşça,
—”Günaydın çocuklar,” dedi.
Herkes donup kaldı.
O bir manken değildi.
Gerçek bir adamdı.
Asıl adı Hüseyin’di.
74 yaşındaydı.
Aylardır mağazanın gece bekçisiydi.
Evi yoktu, ailesi uzaktaydı, gidecek yeri de yoktu.
Bu yüzden geceleri mağazanın deposunda uyuyordu.
Sabah dükkân açılınca da vitrinde hareketsiz durup manken gibi davranıyordu.
Şaka olsun diye değil.
Çünkü orada, camın ardında, daha az yalnız hissettiğini söylüyordu.
—”İnsanları izlemeyi seviyorum, güne nasıl başladıklarını görüyorum.
En azından burada… kimse beni göz ardı etmiyor.”
Hikâyesi, bir gencin bu anı kaydedip sosyal medyaya atmasıyla duyuldu.
Herkes konuştu.
Binlerce yorum geldi:
“Bazen kimsenin bizi görmediğini sanırız…
ama camın öteki tarafında mutlaka biri bizi izliyordur.”
Artık Hüseyin Amca manken taklidi yapmıyor.
Ona mağazada misafir karşılama işi buldular.
Vitrinin yanındaki bir sandalyede oturuyor, geçenlere gülümsüyor.
Ve her sabah ona “Günaydın, Hüseyin Amca” diyenlere,
mahallenin artık unutamayacağı o cümleyle karşılık veriyor:
—”Günaydın… beni gördüğünüz için teşekkürler.”




