İki Kader

Elif, İstanbul’un kalabalık sokaklarında kaybolmuş gibiydi. Genç kızın elinde küçük bir kâğıt parçası umudun son kırıntısı gibi sıkılıydı. İki gündür iş arıyordu, ama görünüşe göre bu sandığı kadar kolay değildi.

“Teşekkürler, size döneceğiz!” diye ezberden söylüyorlardı işverenler.

“Ama telefonum yok. Ben şehirli değilim, cep telefonu da bana göre lüks,” diye açıklamaya çalışıyordu Elif.

“Kızım, formu doldurdun mu? Doldurdun! Adaylığını değerlendireceğiz!” diyen insan kaynaklarındaki sarışın kızın boş bakışları, Elif’i iyice çaresiz hissettiriyordu.

“Neyim eksik ki? Kırmızı diplomam var, üniversite bitirdim, İngilizce ve Fransızca biliyorum… Daha ne istiyorlar?” diye düşünüyordu içinden.

Durum umutsuzdu. Bugün iş bulamazsa, akşam köye, hasta annesinin yanına dönmek zorunda kalacaktı. “Her şey yoluna girecek, iş bulup sana yardım edeceğim,” diye söz vermişti. Peki ya şimdi? O küçük köyde bu eğitimle ne yapabilirdi ki?

“İyi günler! İlanınızı gördüm, iş için gelmiştim,” diye fısıldadı titrek bir sesle. Kendine güvenli görünmeye çalışıyordu, ama her reddediliş içini biraz daha daraltıyordu.

“Formu doldur!” diye savurdu sarışın sekreter, ona bakmadan. “Teşekkürler! Kesin size döneriz!”

“Ama… Telefonum yok,” diyemeden boğazı düğümlendi Elif’in.

Sarışın kız ona ilkel bir yaratıkmış gibi baktı:

“Bu sizin sorununuz! Lütfen vaktimi çalmayın.”

Elif ayağa kalktı, çıkışa yöneldi. Aklı bomboştu, son şansı da diğerleri gibi suya düşmüştü. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri genç, şık bir kadın girdi.

“Leyla, tedarikçiler geldi mi?” diye sordu sarışına.

“Hayır, Selin Hanım. Her an gelebilirler.”

Kadın, Elif’e döndü ve donakaldı. İkisi de birbirlerine bakıyor, aynanın karşısındaymış gibiydiler. Elif şaşkınlıktan konuşamıyordu.

“İş başvurusu için gelmiş. Ona adaylığını değerlendirip döneceğimizi söyledim, ama anlamak istemiyor,” diye alaycı bir tonla ekledi Leyla.

“İçeri gelin,” dedi Selin Hanım beklenmedik şekilde, lüks ofisinin kapısını açarak.

“Ama tedarikçiler gelecek…” diye mırıldandı sekreter.

“Çok güzel! Beklesinler. Leyla, şu işlerle ilgilenir misin lütfen?” diye çıkıştı ona.

“Oturun,” diyerek yumuşadı Selin. “Belgelerinizi görebilir miyim, referanslarınız…”

“Maalesef referansım yok. Daha yeni mezun oldum,” dedi Elif, belgeleri masaya koyarken, kendi ikizine bakıyordu.

“Evet, evet… Tamam, kabul edildiniz. Ne zaman staja başlayabilirsiniz?” diye dalgın sordu Selin.

“Hemen!” diye sevindi Elif.

“Harika. Leyla size işi anlatacak, sonra sizi restorana götürecek. Orada müdürümüz, Okan, sizi karşılayacak.”

Selin Hanım ofisten çıktı, sekretere talimatlar verip kapıya yöneldi.

“Peki tedarikçiler?” diye hatırlattı Leyla.

“Erteleyin. Bugün meşgulüm.”

Arabasına binerken, Selin yüzünü elleriyle kapattı. O kızın kız kardeşi olduğundan emindi. Rüyalarında gördüğüydü. Bunca yıl neden bu yabancı kızın rüyalarına girdiğini anlamamıştı, ama şimdi biliyordu: ikiz kardeşleriydiler. Yalnızca yüzleri değil, benleri bile aynıydı…

Selin, annesinin yanına gitmeye karar verdi. Bu “demir kadın”ı konuşturmak gerekiyordu. Çocukluğundan beri annesinin kendisine yabancı biri gibi hissettirdiğini fark etmişti. Profesör Dr. Lale Korkmaz, kızını geç yaşta doğurmuştu. Selin babası hakkında hiçbir şey bilmiyordu, bu konu evde tabuydu.

Lale Hanım, kızını katı disiplinle yetiştirmişti. Selin, anne sevgisinin ne olduğunu hiç tatmamıştı. Lale Hanım asla gülümsemezdi… “Önemli değil! Bugün bana her şeyi anlatacak. Artık küçük bir kız değilim, gerçeği bilmeye hakkım var!”

“Merhaba,” diye soğuk karşıladı annesi. “Neden haber vermeden geldin?”

“Özledim. Halini hatırını sormak istedim. Nasılsın? Sağlığın iyi mi?” diye yumuşak bir sesle sordu Selin.

“Her şey yolunda. Sormaya gerek yoktu,” diye resmi bir tavırla cevapladı Lale Hanım.

“Anne, bana kız kardeşimden bahset,” diye pat diye attı Selin. Annesini hazırlıksız yakalaması gerektiğini biliyordu.

“Nasıl öğrendin?!” diye sarardı yaşlı kadın. “Kim söyledi sana?”

“Yanılmamışım! Kalbim hep doğruyu söylüyordu,” diye sevindi içinden Selin. Artık yalnız değildi. Çünkü annesi hayattayken bile kendini hep yetim gibi hissetmişti.

“Hayatımı işime ve bilime adadım, çocuk sahibi olmaya karar verdiğimde ise çok geçti,” diye sakin bir sesle anlattı Lale Hanım. “Anneni bize ambulansla getirdiler. O genç, köylü kızı hâlâ hatırlıyorum…” Gözlerini kapattı, yirmi beş yıl öncesine gitti. Anlatması zordu.

“Sezaryen yapıldı. Çok içerlemiştim… Nasıl olur da bir köylü kızı sağlıklı ikizler doğurur da ben bir çocuğa bile gebe kalamam diye…”

“Anladım. Beni öylece mi aldın?” diye sakince sordu Selin.

“Öyle sandığın kadar kolay olmadı! Ne emekler verdiğimi bilemezsin,” diye öfkelendi Lale Hanım. “Peki, kim söyledi sana?”

“Kimse…” diye fısıldadı SelinSelin, Elif ve anneleri artık aynı evde yaşıyor, geçmişin yaralarını birlikte sararken geleceğe umutla bakıyorlardı.

Rate article
Lifequest
İki Kader