Beren, kızı minik Zeynep’le terk edip gittiğinde darmadağın olmuştu. Küçük kız kollarında uykuya dalmıştı ama Beren pencereden ayrılamıyordu. Saatlerdir avluyu izliyordu. Kocası Emre işten döneli iki saat olmuştu. Beren mutfaktayken o salona geçmiş, sonra çantasını toplamaya başlamıştı. “Nereye?” diye kekeledi Beren. “Gidiyorum. Seni bırakıp sevdiğim kadına gidiyorum.” “Şaka mı yapıyorsun? İşte sorun mu çıktı, yoksa seyahate mi çıkacaksın?” “Anlamıyor musun? Bıktım senden. Kafanda hep Zeynep var, beni görmüyorsun, kendine hiç bakmıyorsun.” “Sesini alçalt, Zeynep’i uyandıracaksın.” “İşte! Yine her şey onun için. Kocan seni bırakıyor, sen…” “Gerçek erkek, karısını ve çocuğunu sokağa atmaz.” Beren bunları fısıldayıp kızının yanına çekildi. Kocasının öfkesini bilirdi. Tartışmaya devam etse kavga kopacaktı. Gözlerindeki yaşları ona göstermeyecekti. Zeynep’i yatağından alıp mutfağa saklandı. Emre oraya uğramazdı, zaten alacak bir şeyi yoktu. O pencereden, Emre’nin arkasına bakmadan arabasına binip gidişini izledi. Oysa Beren pencereden uzaklaşamıyordu. Belki araba avluda belirir de Emre bunun aptal bir şaka olduğunu söylerdi diye. Olmadı. Gece boyu uyuyamadı. Bu acısını paylaşacak kimsesi yoktu. Annesiyle bağları çoktan kopmuştu. Kızını bir an önce evlendirmekten mutluydu, sonra da unutuvermişti. Sanki annenin tek çocuğu, Beren’in erkek kardeşiydi. Arkadaşları da tıpkı onun gibi yeni annelerdi. Şimdi dinleniyorlardır. Zaten nasıl yardım edebilirlerdi ki? Beren sabaha karşı uykuya dalabildi. Emre’yi aradı, ama o telefonu kapattı ve “Beni rahatsız etme” mesajı yolladı. Tam o anda Zeynep huysuzlandı. Beren ona sarıldı. Kendini bırakmamalıydı. Gitti, bırak gitsin. Onun kızı vardı, bakması gereken biricik varlığı. Şimdi geleceği düşünme vaktiydi. Cüzdanındaki ve kartındaki paraya bakınca dehşete düştü. Ev sahibinden yardım parası gelene kadar beş günlük ertelemeyi istese bile yetmezdi. Üstelik yemek lazımdı. Evden çalışabilirdi, ama Emre dizüstü bilgisayarını götürmüştü. Kira için iki haftası vardı, bir çözüm bulmalıydı. Daha da acil karar vermesi gerekirdi. Tanıdıklarını arayınca hiç şansı olmadığını anladı. Küçük çocuklu birini kimse işe almazdı. Yerleri silmek için bile Zeynep’i bir iki saatliğine bırakacağı biri lazımdı ve o biri yoktu. Daha ucuz eve geçmek de çare değildi. Mecburen ailesine dönmeyi düşündü. Ama o evliliği geciktirmiş, kardeşiyse erken evlenmişti. Annesinin iki odalı evinde kardeşi, eşi ve ikiz ç
Elif gözyaşlarını silerken pencereden dışarı baktı, sessiz sokakta ilerleyen bir gölge gördüğünde kalbi hızla çarptı.
Valide içeri girdi, kucağında uyuyan Can’ı nazikçe yatağa bıraktı ve Elif’in omzuna dokundu:
“Oğlumun hatasını torunlarımın masumiyetiyle temizleyeceğiz kızım; çünkü aile kan değil, gözyaşlarını birlikte kurutabilmektir.”.
Günler geçti, Valide ninenin bahçedeki gülleri açtığı bir sabah, kapıyı kimse çalmadı ama posta kutusunda küçük bir zarf buldular – içinde Keremeli
Küçük Kız ve İhanet: Gelen Ziyaretçiden Sonra Her Şey Değişti




