“Baba hanesinde sizin isminiz yazıyor, ikizleri alın gitsin!”
Boşanmamızın üzerinden üç yıl geçmişti ki, birdenbire yenidoğan iki oğlanın babası oluverdim. Kabahat benim, resmi işlemleri ağırdan almıştım! Meğer kısmetimizde bu varmış…
Aylin’le on yıl evli kalmıştık. Birbirine yakın yaşlarda Ece ve Elif adında iki kızımız olmuştu. Her şey yolundaydı sanki: Gündüz iş, akşam aile… Ta ki annemizin sık sık “geç kalmaları” başlayana dek. Ya arkadaşının düğün hazırlığı vardı, ya markette kuyruk, ya da iş yerinde yangın… Nihayet bir “iyi kalpli” dostum, Aylin’in bir gönül ilişkisi olduğunu fısıldadı.
Tabii hemen üstüne gittim. Aylin savunmaya geçti, ki en iyi savunma hücumdur değil mi? Yeterince ilgi gösterememiştim, “kadınlığı unutulmuştu”, ev işleri tüm zamanını yutmuştu, kızlar da hâliyle yalnız beni seviyordu… Kısacası bir güzel bağırdıktan sonra âşığının yanına taşınacağını söyleyip çekip gitti. Gerçekten de gitti, hem de kızları bana bırakarak!
Ece’yle Elif önce annelerinin nereye kaybolduğunu anlayamadı, ama alıştılar. Tam o sıra iş yerinden İzmir’de yeni şube yönetme teklifi geldi, kabul ettim. Kızlarımla apar topar yola çıktık. O kadar hızlı oldu ki, Aylin’le resmi boşanma işlemlerini tamamlayamadım.
İzmir’de güzel bir kadınla tanıştım. Zeynep benim yaşımdaydı ve o da iki kızını tek başına büyütüyordu. İki lafın belini kırmadan birleştirdik yollarımızı. Kızlarımız neredeyse yaşıttı. Ev akşamları kâh cıvıl cıvıl oyunlara, kâh paylaşamadıkları oyuncak kavgalarına sahne oluyordu. Tam bir anaokulu havası, Allah’ım! Zeynep’le her ne kadar kızlarla gurur duysak da, gizliden gizliye bir oğul deniyorduk. Fakat olmadı.
O tuhaf telefon geldiğinde, iki yıldır birlikteydik ve oğul hayalinden vazgeçmiştik. “Kısmet değilmiş” diyorduk, kızlarla mutluyduk işte. Neyse, gelelim o meşhur telefon konuşmasına:
Telefondaki numaradan arayanın memleketim Konya’dan olduğu belliydi:
— Mehmet Bey?
— Buyurun, benim.
— Üzücü bir haberim var… Eşiniz Aylin Hanım, maalesef komadan çıkamadı ve vefat etti. İkizleri almak için gelin. Yarın taburcu ediyoruz. Aylin Hanım için yapılacakları ise size yarın anlatırız.
— Şaka mı bu? Üç yıldır Aylin’i görmedim bizim çocuklar şu an yanımda.
— Baba hanesinde sizin isminiz yazıyor, ikizleri alın gitsin!
Karşı taraf telefonu kapattı. Şaşkınlıkla arayan numarayı kontrol ettim: Gerçekten de Konya’daki devlet hastanesiydi.
Zeynep iri gözlerle bana bakıyor, tüm konuşmayı duyduğu için o da anlam veremiyordu. Hemen hazırlandık, kızları anneanneyle dedeye bırakıp eski eşimin başına gelenleri öğrenmek için yola çıktık.
Hastane önünde Aylin’in arkadaşı Gamze’yle karşılaştık. Meğer âşık, Aylin hamile olduğunu söyler söylemez onu terk etmiş. İkiz hamileli
Iki yıl sonra evimiz dört kız ve iki minik erkekle dolup taşarken, Meryem bir gün elinde bir çubukla neşeyle sıçrayarak geldi ve o mucize bebekler kardeş olacaklardı, hayat sevinç cümbüşünü sürdürüyordu.




