Son Hasat

Bir zamanlar, İstanbul’dan Tavşanlı kırsalına gelen Can, annesi Halime Hanım ile yaşadığı sonbaharı canla(can) savunmak zorundaydı. “Bu tarlayı senin elin açmasın, Can, buralı annemle babamın sürdükleri toprağı!” diye inledi. Can, annesinin yüzüne bakmadan, “Müdürlük razı olmadıysa, yeni bir proje alacağız. İstanbul’a dönmeye hazır olman gerekiyor, Hanımım,” diye ısrar etti. Yarım parmakları kirli, yüzünde yorgunluk izlerini taşıyan Halime, “Senin baban bu toprağa doksan yıl sulamışken, hâlâ bunlarla ne yapacaksın? Pazarlarda satılanlara mı güveneceksin?” diye itiraz etti. Can, annesinin emek çatlamış ellerine baktı, “Pazar ürünlerinin kimyasal olabileceğini kabul etmek zorunda değiliz,” dedi.

Tavşanlı’da eski evler arasında yürüyen çift, ıhlamurların koktuğu, kiraz ağaçlarının dikenli dallarını hareket ettiren rüzgarda, artık birbirlerini anlayamıyorlardı. Can, İstanbul’dan getirdiği planlara ısrar ederken, annesi toprağı umursamaz sanılmıştı. “Ben sadece senin için yapıyor samimiyetsiz bir şey! 75 yaşında burada tek başına kalmak nasıl olacak?” diye sordu Can. Fakat Halime, “Vahit amcam her gün bana bakıyor, Aslı hanım komşum bana yemek getiriyor!” derken, Can, onların yaşlarının üst-üste bindiğini farkediyordu.

Annem, Tavşanlı’nın son baharını düşünmene izin verdim, diye düşündü Can. Son kirazları toplarken, eskiden babasının onları uzun uzun sulamasını yüzüne çiğneştiren hatlarını hissediyor. “Bu kiraz, geçtiğimiz yıl ıhlamurlarla sulandığımızdan daha tatlı,” diye ekledi annesi. Can da artık annesinindedir ancak bir konuda anlaşamaz. “Biraz ıhlamurda mahzun ol, lütfen,” dedi.

Pazar günü, evde sahil yöntemleriyle hazırlanan kurabiye örneği ısındı. “Sana kahve içirmeliyim,” diyen Halime, bir an olsun neden şuan ona geçmişim Actı. Can birlikte bahçede süsleme yaparlar, tarlalarını ince ıhlamurlarla temizlerler. “O gün baban uzun hafta tatil verdi, gel burada kalmalıydık,” diye düşünür vol.

Gökyüzü mor uman ışıklardan solgunlaştı, Can’ın gönlü ağırlandı. Annesinin elleri, toprağı sürmeye alışkındı. İstanbul’daki ofislerdeki saat流逝 de içinde kıvırcık kurabiye yapma yetisini unutturuyordu ona. “İşlerimle neyse, bir zaman doğanın kapısını açarsam,” diye kendi kendine şapırdatır.

Geceleyin, kaloriferi kapatmış evde, kaloriferin ısısına depolarını. Can, “Tavşanlı’da kış geçer mi?” diye düşünür. Yağmurun altı başı, ıhlamurlara da döner olabilir. Fakat annesinin bahçesi, onun yaşamının tek kalbindir. “İşten biraz geç, ama sonbahar öncesi burada olur muyum?” diye ısmarlar.

Can’ın son retoran ayında, köyün kalorifer borusu renginde, Tavşanlı’nın çay bahçeleri son çaylarını verdiler. Can, ne kadar çok İstanbul gibi şehirlerin hızına kapansak da,annesinin toprağın çığlığını hatırlaması gerektiğini fark etti. Bir insanın köklerini unutmaması için, onların beslendiği toprağı unutmamalıdır.

Annem, “Benim Tavşanlı’mda kal derdin yok,” derken, özenle toplanmış ıhlamur rengi kurabiyeleri doğranmıştı. Can da annesinin yanına, kışın İstanbul’dan gelen çocukları ile birlikte gelmeye söz vermişti. “Çocuklara, bu topraktan ne gibi meyve alındığını ören,” dedi.

Can, İstanbul’a dönmekten önce, annesinin yanına bir başlanacak. Sonbaharın sonlarını anlatan çiçekler, Tavşanlı’da yaşamaya devam ederdi. Can, işlerinin üzerinden biraz geç, ama sonbahar öncesi burada olur muyum? diye düşünüyor.

Tavşanlı’nın çayı, İstanbul’daki ofislerden bambaşka bir dalga taşımaktaydı. Can, annesinden bir sonbahar derdini daha çözmeyi göze almıştı. Ancak bu çiçekler, ise yetecek kadar çiçek vermişti. Artık, annesinin çiçeklerinin, kalıcılığa erişmiş bir geçmişin taşındığını anlıyordu.

Rate article
Lifequest
Son Hasat