**Eğer Kaderlerse**
“Merve, ne kadar uzattın yaa!” diye seslendi Murat, sonunda evden çıkarken. Aynı sınıftaydılar. “Okula geç kalacağız!”
“Annem çayı fazla sıcak koydu, neredeyse dilim yanıyordu,” diye yanıtladı Merve gülerek. “Biraz soğusun diye bekledim. Geç kalmayız merak etme, uzak değil ki zaten.”
Murat’la Merve, birbirlerine komşuydu, sadece bir çit arası mesafede. Aileleri de iyi geçinirdi, hatta ara sıra, “Bu ikisini bir gün evlendirsek fena olmaz,” diye şakalaşırlardı. Çocukluktan beri arkadaştılar çünkü.
Murat, Nurten ile Ahmet’in tek oğluydu. Annesi ona hayrandı; gözünde en akıllısı, en yakışıklısı, en saygılısı oydu. Nitekim öyle de büyümüştü. Merve ise sessiz, alçakgönüllü bir kızdı ama elinden her iş gelirdi. Lisedeyken dikiş dikip örgü örebiliyor, annesi işteyken yemek bile yapabiliyordu. Çoğu şeyi annesinden öğrenmişti.
“İşte Murat’ımıza Merve gibi bir eş lazım,” diyordu Nurten kocasına.
“Haklısın, evlenirlerse çiti bile kaldırırız, tek ev oluruz,” diye gülümserdi Ahmet.
Köyde herkes bir gün evleneceklerini sanıyordu. Murat, Merve’yi seviyordu ama aklını başından alacak kadar değil. Yine de dostlukları sağlamdı. Merve de umutla bakardı ona.
Lisenin son senesinde sınıflarına yeni bir kız geldi: İrem. Murat ona ilk görüşte âşık oldu. Koyu saçlı, çenesinde gamzeli, gözleri hüzün dolu bir kızdı.
İrem, annesi Sevilay’la birlikte şehirden köye taşınmıştı. Gözlerindeki hüznün sebebi babasını kaybetmesiydi. Komşu çocuğunu nehirde boğulmaktan kurtarmış, kendisi çıkamamıştı. Sonradan kalbi durmuş dediler.
Babasının ölümünden sonra o çocuğun yüzüne bile bakamaz olmuştu.
“Anne, babamı öyle çok özlüyorum ki bazen nefes alamıyorum. O çocuğu görmeye dayanamıyorum,” diyordu hep.
Sevilay da acısıyla baş edemiyordu. Dairelerini kiraya verip köyden küçük bir ev aldılar, taziyelerden kaçmak için.
Merve, İrem’le arkadaş oldu. Hikâyesini öğrenince ona içtenlikle acıdı. Murat’ın İrem’e âşık olduğunu görüyordu ama ne ona ne de İrem’e kızdı.
Zaman geçti. Murat artık İrem’le sevgiliydi ama oğlunun bu aşkı Nurten’i üzdü.
“Murat, Merve’nin hislerini böyle oyalamak doğru mu? Çocukluktan beri berabersiniz. Bu şehirli kız da neyin nesi? Merve sana iyi bir eş olur, bu İrem ne yapabilir ki?”
“Anne, İrem’i hiç tanımıyorsun. Ben Merve’ye hiç söz vermedim ki, sen kendin hayal ettin bunu.”
Ahmet sessiz kalsa da, karısı oğluna çok darladığında araya girdi:
“Karı, neden bu kadar üstüne gidiyorsun? Murat kimi severse onunla evlenir, bu onun hayatı.”
“Kendi kararını mı? Bu yabancı kızla hayatını mahvedecek, sen de sanki oğlun değilmiş gibi konuşuyorsun!”
Ahmet, annesiyle karısının kavgasından bıkmıştı. Kaynana gelini hiç sevmemişti. Hatta bir gün, “Torun bizden değil,” bile demişti. O yüzden oğlunun hayatına karışmak istemiyordu.
Okul bitti, Murat’la İrem evlenmeye karar verdi. Ahmet acele etmemesini söyledi ama Murat sinirlendi:
“Baba, lütfen karışma! Birbirimizi seviyoruz, düşüne düşüne karar verdim. Mutluluğu sadece İrem’le bulacağım.”
Annesinin yanında bunları konuşmak istemedi. İrem’le nikâh dairesine başvurdular, bir ay sonra sessizce evlendiler. Geri döndüklerinde herkesi olmuş bitmişle karşılaştırdılar.
Nurten kıyameti kopardı:
“Bu yabancıyı evime sokmam!” diye bağırdı, daha neler neler…
Murat eşyalarını toplayıp Sevilay’ın evine taşındı. Kaynana ve damat iyi geçiniyordu. Ailesiyle konuşmadı, askere uğurlanırken bile çağırmadı.
“Murat, ant içmeye geleceğim,” diye söz verdi İrem. O da gülümsedi, çok seviyordu karısını.
İrem sözünü tuttu, ant içmeye geldi. Zaten askerliği yakındaydı.
“Murat, hamileyim,” diye fısıldadı o gün. “Bir bebeğimiz olacak.”
Murat’ın mutluluğu katlandı. Hatta anne-babasına mektupla müjdeyi verdi. Ama cevap gelmedi. İrem, oğulları Efe’yi doğurduğunda da kimse gelmedi. Kaynanasının ona ve annesine yüz vermemesi canını acıtıyordu.
Zaman geçti, Murat terhis oldu. Eve dönerken ilk önce anne-babasının kapısını çaldı. Özlemişti onları.
“Oğlum, geldin!” diye sarıldı Nurten. “Hadi sofraya otur, baban işte.”
Bir, iki kadeh içirdi. Murat içkiye alışık değildi, üstelik yol yorgunuydu. Reddedemedi. Nurten oğlunun sarhoş olduğunu görünce fırsatı kolladı:
“Oğlum, İrem seni aldattı. Askerdeyken bir delikanlı geldi Sevilay’lara. Köydekiler ‘kuzen’ dedi ama ben inanmıyorum. Birkaç gün kaldılar.”
“Anne, ne saçmalıyorsun?” Murat öfkelendi.
“Efe sana hiç benzemiyor, herkes söylüyor. O delikanlıya benziyor.”
Murat ayıkken inanmazdı ama Nurten iyi biliyordu nasıl kandıracağını.
“Demek ben yokken misafir mi geldi?” diye hırsla kalktı, babasının tüfeğini kapıp dışarı fırladı.
Nurten peşinden koştu, korkmuştu. Damattan önce yetişemedi. Murat, karısına ve oğluna tüfeği doğrMurat, İrem’in gözyaşlarını görünce silahı yere attı, ona sarıldı ve “Affet beni, her şeyi mahvettim,” diye fısıldadı, sonra da küçük Efe’yi kucaklayıp ailesine sıkı sıkı tutundu.




