70 Yaşımda Anladım ki En Korkunç Şey, Boş Bir Ev Değil, İhtiyacım Olmayan İnsanlarla Dolu Bir Evdir

Yetmiş yaşında anladım ki asıl korkunç olan, boş bir ev değil, içinde sana ihtiyaç duymayan insanlarla dolu bir evmiş.

“Yine yanlış ekmeği almışsın,” gelinim Zeynep’in sesi mutfakta kulaklarımı tırmaladı, poşetleri boşaltırken. “Mayasız dedim ya. Beşinci kez söylüyorum.”

Dramatik bir hareketle aldığım ekmeği elinde çevirdi, sanki zehirli bir tırtılmış gibi.

“Zeynep, unuttum, affet. Kafam dolu.”

“Her zaman kafan dolu, Ayşe Teyze. Biz de bunu yiyeceğiz şimdi. Yiğit’e alerji yaparsa?”

Ekmeği tezgâha öyle bir attı ki, sanki çöpe atmamakla bana büyük bir iyilik yapmış oldu.

Boğazıma düğümlenen yumruğu yuttum. Torunum Yiğit altı yaşında ve hayatında hiç normal ekmeğe alerjisi olmadı.

Oğlum kapıdan başını uzattı.

“Anne, mavi kazağımı gördün mü?”

“Gördüm, Can’ım. Çamaşırda, dün…”

“Niye?” sözümü kesti. “Bugün giyecektim onu! Yaa anne!”

Odadan çıkarken bıraktığı o sinirli “yaa anne” son zamanlarda yediğim tokatlardan daha acıtıcıydı. Kazağını yıkamıştım. Özen göstermiştim. Yine de suçlu bendim.

Yavaşça odama doğru yürüdüm. Salonun önünden geçerken Zeynep’in telefonda arkadaşına “kaynana yine divanelik yapıyor” dediğini duydum. Telefondaki kahkaha, onun sözleri kadar iğneleyiciydi.

Odam, bir zamanlar sıcak yuva olan bu büyük evdeki tek güvenli limandı. Artık ev, tıpkı bir kovan gibi uğulduyordu.

Sürekli konuşmalar, çocuk çığlıkları, televizyon sesi, kapıların çarpılması… Gürültülü, kalabalık ve delicesine yalnız.

Yatağın kenarına oturdum. Hep yalnız kalmaktan korkmuştum. Çocuklar büyüyüp gider de boş odalarda oturur kalırım diye. Ne aptalmışım.

Ancak elli beş yaşında anladım ki asıl korkunç olan, boş bir ev değil, içinde sana ihtiyaç duymayan insanlarla dolu bir evmiş.

Sen onlar için ücretsiz bir eklentisin. Arızalı bir fonksiyon. Getir, götür, yıka, ama dediğimiz gibi. Bir adım sağa, bir adım sola – hemen engel oluyorsun, sinir bozuyorsun, ayak altında dolanıyorsun.

Akşam bir kez daha denedim. Oğlum dizüstü bilgisayarında çalışıyor, kaşları çatıktı.

“Can, biraz konuşsak?”

“Anne, çalışıyorum, görmüyor musun?” gözlerini ekrandan ayırmadan mırıldandı.

“Sadece şey yapmak istedim…”

“Sonra, olur mu?”

“Sonra” asla gelmedi. Onların kendi hayatları, planları, sohbetleri vardı. Ben ise… bir fon. Eski bir kanepe ya da modası geçmiş bir lamba gibi. Varım, ama yokum.

Kapı tıkırdadı. Yiğit’ti.

“Nine, kitap oku,” elinde kitapla uzandı.

KalbiKalbi bir an sevinçle çarptı – sonunda beni gören biri, dedim içimden, ta ki Zeynep’in kapıda belirip “Yiğit, sana dedim ya, nineni rahatsız etme, tablet zamanın başladı” diye müdahale edene kadar.

Rate article
Lifequest
70 Yaşımda Anladım ki En Korkunç Şey, Boş Bir Ev Değil, İhtiyacım Olmayan İnsanlarla Dolu Bir Evdir