**Günlük**
Sonunda… Evlenirken Ayşe, yeni eşi Emre’nin kötü bir alışkanlığı olduğunu hiç düşünmemişti. Tanışmaları kısa sürmüş, Emre hemen evlenme teklif etmişti, üstelik o an biraz içkiliydi:
“Ayşe, hadi evlenelim seninle,” dedi, nefesindeki rakı kokusuyla.
“Emre, içki mi içtin? Böyle halde mi evlenme teklif ediyorsun?” diye hafifçe çıkıştı Ayşe, ama reddedecek değildi. Zaten arkadaşlarının çoğu evliydi.
“Sevincimden içtim, hayır diyeceğini sanmıyorum,” dedi gülerek. “Ne dersin, kabul mü?”
“Tamam, kabul. Ama şartım var: İçkiyi bırakacaksın, sadece özel günlerde içeceksin.”
“Zaten ben de onu diyorum, tabii ki özel günlerde. Bugün mesela özel gün—sana evlenme teklif ettim ya!”
Gençliğin verdiği saflıkla Ayşe pek sorgulamadı, Emre’nin babasının da ömrünü içkiyle geçirdiğini bilmiyordu. Belli ki bu alışkanlık oğluna da sirayet etmişti, hele ki baba zaman zaman “bir çay eşliğinde oturalım” diyerek oğlunu da teşvik ediyordu.
Emre’nin annesi, Hatice, her seferinde kocasına çıkışıyordu:
“Kendin bu pisliği içiyorsun, bir de oğluna alıştırıyorsun!”
Ama kocası gülüp geçiyordu:
“Sus kadın, Emre de erkek adam, alışsın.”
Evlendikten sonra çift, Ayşe’nin büyükannesinden kalan tek odalı evde yaşamaya başladı. Başta her şey normaldi. Emre çalışıyordu, bazen işten içki kokusuyla geliyordu ama her seferinde geçerli bir nedeni vardı:
“Ahmet işe başladı, doğum günüydü, içmez miyim?”
“Mehmet’in bebeği oldu, ne yapalım?”
“Dayımla bahçeye tahta taşıdık, o da sundu.”
Seçenek boldu, her biri “önemli” bir bahaneydi.
Ayşe oğlu Ali’yi doğurdu, ama Emre’nin alışkanlığı değişmedi. Eve gelmiyor, çocuğuyla ilgilenmiyordu.
“Neden Ali’ye yaklaşmıyorsun, senin o”Ali büyüyünce babası gibi olmasın diye her şeyi göze aldım,” diye düşündü Ayşe, yeni hayatına umutla bakarken.




