Aşk Üzerine Hakkım Var

Son zamanlarda Ayşe, “Ailem beni neden anlamıyor bilmiyorum,” diye düşünüyordu, oysa şu anda kendini gerçekten mutlu hissediyordu. “Benim için sevinmek yerine, arkamdan dedikodu yapıyor ve ortak tanıdıklarımıza saçma sapan şeyler anlatıyorlar.”

Ayşe elli dört yaşında, güzel bir kadındı. Büyük bir iş yerinde çalışıyor, uzun yıllardır orada olduğu için saygı görüyor, gençlere yardım ediyor ve son derece iyi kalpli biriydi.

Hayatı gençliğinden beri mutlu geçmemişti. İlk evliliğinde kocasıyla şansı yaver gitmemişti. Annesi onu bu evlilikten vazgeçirmek için ne çabalar sarf etmemişti:

“Kızım, sözümü dinle, şu Erkan’la evlenme. Ondan adam olmaz. Bak babasına. Çocukluğundan beri evde durmaz. Komşuyuz, her şeyi görüyoruz. Bazen iki gün, bazen üç gün eve uğramaz. Haftalarca ortadan kaybolduğu da olurdu, sonra Erkan’ın annesi şehrin altını üstüne getirip onu arardı. Bir de dönünce karısına çıkışır, mahalleye rezil ederdi.”

“Anne, bunlar dedikodu,” diye direnmişti Ayşe. “Biraz gerçek payı olsa bile, Erkan babası değil ki! O öyle biri değil. Birlikte iyi vakit geçiriyoruz.”

“Kızım, ben seni uyardım. Acele etme, daha çok gençsin.”

“Genç değilim anne,” diye cevap vermiş ve pencereye dönmüştü.

“Ayşe, yoksa hamile misin?” diye ellerini çırpmıştı annesi.

“Evet anne. Bu yüzden evleniyorum.”

“Vah vah,” diye söylenmişti annesi. “Tuzlu salatalara saldırıyordun, bahar dedim, belki vitamin eksikliği… Aklını nerede bıraktın? Daha çok küçüksün, kendini bağladın şimdi.”

“Anne, yeter artık. Olan oldu. Düğüme hazırlan,” diye kesmişti Ayşe.

“Peki nerede yaşayacaksınız?”

“Burada, bizim evde. Zaten sen de diyorsun ya, Erkan’ın babası evde durmaz diye.”

“Kızım, tabii ki üzülmem. Yardım ederim, ama Erkan’a içim ısınmıyor,” demişti annesi üzgün bir sesle. Belli ki gençlerin evde kalmasını istemiyordu.

Düğünleri mütevazı olmuştu. İki aile de maaşla geçiniyordu, fazla paraları yoktu. Ayşe oğlu Burak’ı doğurdu, doğum iznindeydi. Erkan, kaynanasıyla anlaşamadı, üstelik hiç çaba da göstermedi. Onu sevmiyordu. “Sanki ayağıma dolanıyor, sabah erkenden mutfakta gürültü yapıyor,” diye söylenirdi.

“Annem neden bu kadar erken kalkıyor, anlamıyorum. Bugün izin günü,” diye homurdanırdı.

“Sen kalkar kalkmaz mutfağa koşuyorsun, açsın diye. O da biz aç kalmayalım diye uğraşıyor. Sen kalktığında kahvaltı hazır oluyor,” diye cevap verirdi Ayşe. “Bana acıyor. Burak uyumuyor, ben de uyuyamıyorum.”

“Burak da huysuzlanıyor. Neden uyumuyor ki? Evde babam içip bağırıyor, burada kaynana sabahın köründen gürültü yapıyor, oğlan uyutmuyor. Hayat bu mu?”

“Peki sen ne bekliyordun ki?”

“Ben huzur istiyorum,” demişti kocası.

Bu tarz konuşmalar sık sık oluyordu. Sonra Ayşe, kocasının işten geç geldiğini fark etti.

“Nerede bu kadar geziyorsun?” diye sordu bir gün.

“İşteyim, nerede olacağım? Bazen iş çıkışı arkadaşlarla bir şeyler içiyoruz.”

Üç yıl sonra, Ayşe Erkan’ın başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendi. Kadın kendisinden dokuz yaş büyüktü ve iş yerinden tanışıyorlardı. Ayşe, uzun düşünmeden onu evden kovdu ve boşandı.

İhanetin yükünü taşımak kolay olmadı.

“Daha üç yıl olmuş, şimdiden aldatıyor. Daha neler olacak?”

“Ben seni uyarmıştım kızım,” demişti annesi. “Ama sen dinlemedin. Bir dahakine düşünürsün.”

“Tamam anne, öğütlerini duymaya gerek yok. Her şeyi anladım,” diye terslemişti Ayşe.

Annesi, Burak’la ilgileniyor, kreşten alıyor, okula götürüp getiriyordu. Ayşe çalışmaya devam etti. Erkan’la boşanalı on yıl olmuştu ama kimseyle görüşmemişti. Artık erkeklere güveni kalmamıştı.

Bir gün iş arkadaşı Selda onu doğum gününe davet etti. Kafede bir sürü misafir vardı, neşeli ve hareketli bir ortamdı. Ayşe’ye bir adam yaklaştı:

“Mehmet,” diyerek hafifçe başını eğdi ve zarifçe elini uzatıp dansa davet etti. “Sizi Selda’nın yanında görünce anladım, meslektaşsınız. Akrabalarımız arasında hiç görmemiştim.”

“Evet, birlikte çalışıyoruz. Arkadaşız.”

Bütün akşam onun yanından ayrılmadı. Mehmet, Ayşe’den on iki yaş büyüktü. En önemlisi, hiç evlenmemişti. Nazik, kibar, bilgili ve ilgi çekici biriydi. Akşam bitince onu evine kadar bıraktı.

O günden sonra görüşmeye başladılar. O sırada Ayşe otuz dört yaşındaydı. Uzun süre görüştükten sonra bir gün Mehmet ona:

“Ayşe, evlenelim. Evlilik tecrübem yok ama bir yerden başlamak lazım,” diyerek gülümsedi ve ona bir çiçek buketi uzattı.

Ayşe kabul etti, ama önce onu annesi ve Burak’la tanıştırdı.

“Anne, ne dersin?” diye sordu, Mehmet gittikten sonra.

“Ne diyeyim? Kibar, saygılı, olgun bir adam. Yaşı senden büyük ama bence sorun değil. Hatta iyi bile. Kendi evi var, arabası var, ayakları yere basıyor.”

Ayşe,Ayşe ve Mehmet evlendi, birbirlerine sevgi ve saygıyla bağlı mutlu bir hayat sürdüler, ta ki zamanın onlara verdiği her anın kıymetini bilerek yaşlanana kadar.

Rate article
Lifequest
Aşk Üzerine Hakkım Var