Gerçek Olan Bu

**Ama O Gerçek**

“Nilüfer, bir kız çocuğunu böyle mi yetiştirirsin?” diye sürekli sorardı kız kardeşi Gülşen’e. “O bir kız, erkek değil ki!”

Nilüfer ve Gülşen iki kız kardeşti, ikisi de evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu. Nilüfer’in bir kızı Aslı ve bir oğlu vardı, Gülşen’in ise tek bir kızı, minik Deren.

Kardeşler sık sık buluşurdu, çoğunlukla Gülşen ve Deren, Nilüfer’in evine giderdi çünkü onların müstakil bir evi, bahçesi vardı. Bakımlı, güzel bir avlu, çardakta oturulabilir, çocuklar da oynayabilirdi. Gülşen ise bir apartman dairesinde yaşıyordu.

Tabii ki Gülşen, kızı Deren’in Aslı’dan daha zeki, daha güzel ve daha yetenekli olduğuna emindi. İki kız arasında bir yaş farkı vardı, Aslı daha büyüktü.

“Nilüfer, yine senin Aslı ağaca tırmandı, bu ne böyle?” diye kardeşini kızının yetiştirisi konusunda etkilemeye çalışırdı.

“Ne var bunda?” diye şaşırırdı Nilüfer. “O bir çocuk, gelişmeli.”

“Ama ağaçlara tırmanarak değil, bu erkek işidir, kızların değil!” diye ikna etmeye uğraşırdı Gülşen, ama o sadece gülümserdi.

Kızlar iyi anlaşırdı. Belki Deren de özgürce oynamak, hatta ağaca çıkmak istiyordu, ama annesi sıkı bir şekilde onu gözetirdi. Böyle şeylere asla izin vermezdi.

Aslı, kuzeni Deren’i hiç kıskanmazdı, oysa annesi Gülşen, kendi kızına gıpta edilmesi gerektiğüni düşünürdü. Çocukluk ve okul yıllarında Aslı bunu hiç umursamazdı. Kendi hayatını yaşardı, hareketliydi, her yerde başarılı olurdu.

Babasıyla garajda düzen yapmayı severdi.
Aslı, “etekli ağabey” lakabını almıştı, erkeklerden hiç geri kalmazdı. Onlar gibi ağaçlara tırmanır, kavga eder, kendini ve küçük kardeşini korurdu, hatta bazen erkeklerle birlikte bahçe duvarından atlayıp komşunun elmalarını çalardı. Oyuncak bebeklerle neredeyse hiç oynamazdı, saç modelleri, kurdeleler ve elbiseler onu ilgilendirmezdi. En çok babasıyla garajda uğraşmayı severdi, anahtarlara, vidalara, somunlara bakardı, orada düzen yapmaktan hoşlanırdı.

“Kızım, burada düzenine ihtiyacım yok, sonra aradığımı bulamam. Bana on üçlük anahtarı ver,” derdi babası, o da hemen doğru anahtarı uzatırdı. Babası onu övünce gururlanırdı.

Deren, Aslı’nın tam zıttıydı. Onu bir bebek gibi giydirirlerdi. Hep güzel elbiseler, yanlarında püsküllü beyaz çoraplar, kocaman kurdeleler… Deren’in elbiseleri Aslı’nın hiç hoşuna gitmezdi çünkü hep fırfırlı, dalgalı şeylerdi.

Gülşen’in sürekli çığlıkları duyulurdu:

“Deren, kum havuzuna girme, çorapların kirlenir! Kapıdan uzak dur, orası rüzgârlı! Başkalarının oyuncaklarını elleme, pisler! Niye o pis elmayı aldın ki, üstü mikrop dolu!” Hep “yapma”, “etme” sözleri…

Aslı hep şaşırırdı. Teyzesi Gülşen’i bu yüzden hiç sevmezdi. Kızına çok fazla yasak koyuyordu. Deren’le bahçede bile oynamak sıkıcıydı. Sokağa çıkmasına ise hiç izin vermezdi.

“Deren, nereye gidiyorsun? Orada pis köpekler, kediler var, erkek çocuklar seni üzebilir. Bırak Aslı gitsin, sen burada bizimle otur,” derdi. Aslı, kuzeni için üzülürdü.

“Teyze, Deren benimle gelsin, kimse ona bir şey yapmaz,” diye onun için konuşmaya çalışırdı.

Ama Gülşen, Aslı’ya sert bir bakış atardı.

“Hayır, Deren bahçeden dışarı adımını atmayacak…”

Okul yıllarında Aslı atletizmle uğraştı, voleybol takımında oynadı, sonra da yakın dövüşe merak sardı. Teyze Gülşen, yeğeninin bu hobilerini duyunca saçları diken diken olurdu.

“Bir kız çocuğu böyle mi yetiştirilir?” diye sürekli Nilüfer’e sorardı.

“Bırak ne isterse yapsın, hayatta kendi yolunu çizsin,” diye cevaplardı Nilüfer, kızını savunurdu.

Oysa Gülşen’in kızı Deren, müzik okuluna gidiyor, piyano çalıyordu. Annesi onu balo danslarına yazdırmıştı. Ressam olması için uğraştı, resim kursuna gönderdi, ama Deren’in hiç ilgisini çekmedi, resim yapmayı bilmiyordu, istemiyordu da. Sonunda bıraktı. Olmadı.

Aslı, üniversitenin ilk yılında Tolga ile yakın dövüş kursunda tanıştı. O da aynı sporu yapıyordu. Yakışıklı sayılmazdı, ama sevimliydi.

“Selam,” diyerek ilk adımı o attı. “Seni izliyorum, gerçekten çok iyisin. Ben Tolga, sen de Aslı’sın, zaten senin hakkında bilgi toplamıştım,” diye içten ve rahatça güldü.

Onun samimi gülüşü ve gözlerindeki neşe Aslı’yı etkiledi. O da gülümsedi. Sanki yıllardır tanışıyorlardı gibi rahattı.

“Selam, seni okulda görmemişim galiba.”

“Ben senin okulunda değilim, zaten bir otomobil tamircisinde çalışıyorum. Uzaktan eğitimle otomotiv mühendisliği okuyorum,” dedi Tolga.

O günden sonra görüşmeye başladılar. İkisi de birbirine çekiliyordu, beraber kursa gider, parkta gezer, sinemaya giderlerdi. Ortak ilgi alanları onları yakınlaştırıyordu.

“Anne-baba, yarın Tolga’yla birlikte geleceğim. O beni annesiyle tanıştırdı. Şim

Rate article
Lifequest
Gerçek Olan Bu