Gerçek Olan Bu

– Ayşe, nasıl olur da bir kızı böyle yetiştirirsin? – diye sürekli sorardı ablasına Meryem, – o bir kız çocuğu, erkek değil!

Ayşe ve Meryem iki kız kardeşti, ikisi de evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu. Ayşe’nin Elif’ten başka bir de oğlu vardı. Meryem’in ise tek kızı vardı: küçük Zeynep.

Kız kardeşler sık sık buluşurdu, genelde Meryem, kızıyla birlikte ablasını ziyarete giderdi çünkü onların müstakil bir evi vardı, bahçeli bir evdi. Tertemiz ve bakımlı bir bahçe, oturup çay içilecek bir kamelya, çocuklar için oyun alanı… Meryem ise bir apartman dairesinde yaşıyordu.

Tabii ki Meryem, kız kızı Zeynep’in, Elif’ten daha zeki, daha güzel ve daha yetenekli olduğuna inanırdı. İkisinin arasında bir yaş farkı vardı, Elif daha büyüktü.

– Ayşe, yine senin Elif ağaca tırmandı, bu ne böyle? – diye söylenirdi kız kardeşine, kızının yetiştirilme tarzını eleştirerek.

– Ne var bunda? – diye şaşırırdı Ayşe, – o hâlâ çocuk, özgürce oynamalı.

– Ama ağaçlara tırmanmak erkek işidir, kız çocuklarına göre değil! – diye ısrar ederdi, ama ablası sadece gülümserdi.

İki kuzen iyi anlaşırdı aslında. Belki Zeynep de özgürce oynamayı, hatta ağaca çıkmayı istiyordu, ama annesi onu sıkı sıkı gözetliyordu. Böyle şeylere asla izin verilmezdi.

Elif, kuzeni Zeynep’i hiç kıskanmazdı, ama Meryem teyzesi, kızı için kıskanılması gerektiğini düşünürdü. Okul yıllarında Elif bunu hiç umursamadı. Kendi dünyasında yaşardı, hareketliydi, her şeye yetişirdi.

Erkek çocuklarıyla yarışırdı, onlardan geri kalmazdı. Onlarla birlikte ağaçlara tırmanır, kavga ederken kendini ve küçük kardeşini korurdu, hatta bazen erkeklerle birlikte bahçe duvarından atlayıp komşunun elmalarını toplardı. Oyuncak bebeklerle pek oynamazdı, saç modelleri, kurdeleler ve elbiseler onu sıkmıştı. En sevdiği şey, babasıyla garajda vakit geçirmekti. Anahtarlara, cıvatalara, vidalara bakmayı severdi, hatta garajı düzenlemeye bayılırdı.

– Kızım, bu düzen iyi hoş ama ben sonra hiçbir şeyi bulamam, bana on iki’lik anahtarı uzatır mısın? – derdi babası, o da hemen doğru anahtarı uzatırdı. Her şeyin yerini bilirdi, babası onunla gurur duyardı, o da bundan mutlu olurdu.

Zeynep ise Elif’in tam tersiydi. Onu hep bir bebek gibi giydirirlerdi. Üzerinde her zaman süslü elbiseler, yanlarında püsküllü beyaz çoraplar, kocaman kurdeleler olurdu. Elif, Zeynep’in elbiselerini hiç sevmezdi çünkü hep fırfırlı, pileli şeylerdi.

Meryem teyzenin sürekli çığlıkları duyulurdu:

– Zeyneeeep, kum havuzuna girme, çorapların kirlenir! Kapıdan uzak dur, orası cereyan yapıyor! Başkalarının oyuncaklarını elleme, pis şeyler! O elmayı neden aldın, üstü mikrop doludur! – Sürekli “yapma”, “dokunma”, “elleme”…

Elif hep şaşırırdı ve Meryem teyzesini bu yüzden pek sevmezdi. Zeynep’e çok fazla kısıtlama koyuyordu, onunla bahçede bile oynamak sıkıcı oluyordu. Sokağa çıkmasına ise hiç izin vermezdi.

– Nereye gidiyorsun Zeynep? Dışarıda pis köpekler, kediler var, erkekler sana laf atabilir. Bırak Elif gitsin, sen burada bizimle otur, – Elif, içten içe kuzenine acırdı.

– Teyzeciğim, bırak Zeynep de benimle gelsin, kimse ona bir şey yapmaz, – diye araya girmeye çalışırdı.

Ama Meryem teyze sert bir bakış atardı:

– Yok, Zeynep bu bahçeden dışarı adımını atmayacak…

Okul yıllarında Elif atletizmle uğraştı, okulun voleybol takımında oynadı, sonra hatta kick boks yapmaya başladı. Meryem teyze, yeğeninin bu hobilerini duyunca tüyleri diken diken olurdu.

– Kız çocukları böyle mi yetiştirilir? – diye sürekli ablasına sorardı.

– Bırak ne istiyorsa yapsın, kendi yolunu çizsin, – derdi ablası, kızını savunarak.

Ama Meryem’in kızı Zeynep, müzik okuluna gidiyordu, piyano çalıyordu. Annesi onu balo danslarına yazdırmıştı. Bir de resim kursuna gönderdi, sanatçı yapmaya çalıştı ama Zeynep’in hiç ilgisini çekmedi, resim yapmayı beceremiyordu, istemiyordu da. Bu yüzden bıraktı. Olmadı.

Elif, üniversitenin ilk yılında kick boks kursunda Kemal’le tanıştı. O da aynı kursa gidiyordu. Yakışıklı değildi ama sevimli bir yüzü vardı.

– Selam, – diyerek yanına geldi Kemal. – Seni izliyorum, gerçekten çok iyi gidiyor. Ben Kemal, sen de Elif’sin, senin hakkında soruşturdum bile, – diye samimi bir şekilde güldü.

Onun içten gülüşü ve gözündeki neşe Elif’i etkilemişti, o da gülümsedi. Sanki yıllardır tanışıyorlardı.

– Selam, seni okulda görmemiştim galiba?

– Ben senin okulunda değilim, zaten oto tamircisiyim, uzaktan eğitimle otomotiv mühendisliği okuyorum, – dedi Kemal.

O günden sonra görüşmeye başladılar. Biri diğerine çekiliyordu, birlikte kursa giderler, parkta gezerler, sinemaya giderlerdi. Ortak ilgi alanları onları iyice yakınlaştı

Rate article
Lifequest
Gerçek Olan Bu