Sokakta Tanıştığım Adamın Beni Şaşkına Çeviren Notu

Adım Emre Kaya, ve İznik’te yaşıyorum, gölün sakin suları Bursa’nın puslu gökyüzünü yansıtırken. Kendimi hiçbir zaman kutsal biri olarak görmedim. Evet, otobüste yaşlılara yer verir, pazardan dönen teyzelerin torbalarını taşır, ara sıra birkaç lira bağış yapardım—ama hepsi bu. Herkesin bir sınırı vardır, nadiren aşılan, iyiliğin bittiği o çizgi. Ama o akşam içimde bir şey kırıldı, ve o sınırdan adım attım.

Yorgunluktan bitmiş bir halde eve dönüyordum. Soğuk kemiklerime işlemiş, ayakkabılarımda ıslak karın çıkardığı seslerle yürürken tek düşüncem sıcak bir çay ve battaniyenin altına girmekti. Köşedeki küçük büfede onu gördüm—evsizdi. Bir karton parçası üzerinde tir tir titreyerek oturuyor, yırtık pırtık bir paltoya sarınmıştı. Önünde boş bir plastik bardak duruyordu, kimsenin duymadığı sessiz bir yardım çığlığı gibi. İnseler onu görmezden gelerek yanından geçiyorlardı. Ben de geçecektim, ama durdum. Niye? Belki de o bakışları yüzünden—bitkin, sönük, ama derinlerde bir yerde kaderine boyun eğmiş gibiydi.

“Karnını doyurmak ister misin?” diye sordum, kendi sesime bile şaşırarak. Yavaşça başını kaldırdı, güvensizce baktı, alay edip etmediğimi anlamaya çalışır gibi, ve başıyla onayladı: “Evet… zahmet olmazsa.” Bükere girdim, bol peynirli bir pide ve sıcak bir Türk kahvesi sipariş ettim. Beklerken camdan dışarı, karanlığa karışan o yalnız figüre baktım. Döndüğümde paketi uzattım. Dudakları hafifçe titredi, zayıf bir tebessümle: “Teşekkürler,” diye fısıldadı, morarmış parmaklarıyla kabı tutarken.

Geri dönüp gitmek üzereydim ki beni durdurdu: “Bekle!” Cebini karıştırdı ve buruşuk bir kağıt parçası çıkardı, dört kat yapılmış. “Al,” dedi, uzatırken. “Bu nedir?” diye sordum merakla. “Sonra… oku.” Kağıdı cebime attım ve neredeyse unutarak eve gittim. Akşama doğru, üstümü değiştirirken aklıma geldi. Kağıdı açtım—harfler eğri büğrüydü ama okunaklıydı: “Bunu okuyorsan, içinde iyilik var demektir. Bil ki, sana geri dönecek.” Bu sözleri tekrar tekrar okudum. Basitti, neredeyse sıradan, ama bir yanıyla içimi çekiyordu, ruhuma bir kanca gibi takılmıştı.

Ertesi gün, aynı büfenin önünden geçerken gözlerim onu aradı. Ama karton boştu—kaybolmuştu. Haftalar geçti, anı zihnimde solmaya başladı, günlük rutinin gri tonlarına karıştı. Sonra bir gün kapı çaldı. Karşımda düzgün giyimli, saçları tıraşlı, tanıdık gözlü bir adam duruyordu. “Tanıyamadın mı?” diye sordu hafifçe gülümseyerek. Şaşkınlıkla hafızamı zorlarken ipucu verdi: “Büfenin önünde… o gece bana pide almıştın.” İşte o an anladım—evsiz adam oydu, ama şimdi değişmiş, canlanmıştı.

“Bir iş buldum,” diye başladı, gözleri parlayarak. “Bir oda kiraladım. Eski bir dosttan yardım istemeye cesaret ettim, o da beni bu bataktan çekip çıkardı.” Ona bakakaldım: “Bu… inanılmaz.” Başını salladı: “Sana teşekkür etmeye geldim. O gece dibe vurmuştum. Pes etmek, orada o kartonda donup kalmak istiyordum… Ama senin iyiliğin bana bir kıvılcım verdi. Hâlâ savaşabileceğimi fark ettim.” Sesi duygudan titriyordu, içimse garip bir sıcaklıkla doldu. “Teşekkür ederim,” diye tekrarladı, elimi sımsıkı sıkarak. Kapı kapandı, bense boşluğa bakakalmıştım, birden fark ettim: Küçük bir hareket birinin hayatını kurtarabilir.

Şimdi sık sık o geceyi düşünüyorum. Islak karı, onun gözlerini, çekmecemde duran o notu. Kahraman değilim, evliya hiç değilim—sadece yoldan geçmeyen sıradan bir insanım. Ama o sözler kehanet gibi çıktı. İyilik bana geri döndü—para ya da şöhretle değil, bu dünyada boşuna yaşamadığım hissiyle. O, isimsiz adam, bana kendisinden çok daha fazlasını verdi—insanlara, kendime olan inancımı. Şimdi nerede olduğunu bilmiyorum, ama umarım iyidir. Ve o pideyle kahve artık benim için bir sembol—soğuk bir akşamda bile birinin hayatına ışık tutabileceğimin hatırlatıcısı. Belki de o ışık bir gün senin yolunu da aydınlatır.

Rate article
Lifequest
Sokakta Tanıştığım Adamın Beni Şaşkına Çeviren Notu