Zaman Hızla Akıyor, Düşünmek İçin Bekleme

Hayat bir nehir gibi hızla akıp gidiyor, düşünecek çok vakit yok aslında. Zaman zorlu ve bazen adaletsiz. Ama öyle sürprizler yapıyor ki insana, hayata yepyeni bir anlam katıyor. Geçmişin hatalarını düzeltme, hayatın değerini anlama fırsatı veriyor. Eskisinden daha iyi bir insan olmanın yollarını açıyor.

Ahmet Bey, eşi Ayşe’yi sekiz yıl önce toprağa vermişti ve o günden beri yeniden evlenmemişti. Başta oğlu Can ile beraber bu büyük, iki katlı evde yaşamışlardı. Her şey düzenli, bakımlı ve sıcacıktı. Her köşesinde Ayşe’nin emeği vardı, ama o gidince geriye sadece Ahmet’le Can kalmıştı. O günden sonra Ahmet Bey evde hiçbir eşyanın yerini değiştirmemişti, her şey Ayşe’nin bıraktığı gibi duruyordu. Sadece oğluyla birlikte temizliğe özen gösteriyorlardı, ikisi de titiz insanlardı.

Can liseyi bitirip üniversiteye başladı. Yakışıklı bir delikanlıydı, okuldayken kızlar peşini bırakmazdı, o da bu ilgiden şikâyetçi değildi.

“Can, kızlara karşı davranışların biraz yanlış,” diye uyarırdı Ahmet Bey, “Bak bir gün ansızın bir çocuğun olacak. O zaman anlayacaksın, evlenmek zorunda kalacaksın.”

Üniversitede de aynı şey devam etti. Oğlu başka bir şehre taşınınca, Ahmet Bey yalnız kaldı. Ama yine de bir kadınla ilişki kurmaya hevesli değildi. Belli ki sevgili eşi Ayşe’yi unutamıyordu, gerçekten de özel bir aşkları vardı. Hayatta herkese nasip olmaz böyle bir sevgi.

Bir gün Ahmet’in eski sınıf arkadaşı ve dostu Murat çıkageldi. Arka bahçede mangal yakıp sohbet ettiler.

“Oğlun nasıl? İşlerin nasıl gidiyor?” diye sordu Murat.

“İşler iyi, yolunda. Can benim sağ kolum, üniversiteyi bitirdikten sonra bana yardım ediyor. Ama bir türlü evlenmiyor. Bu konuda bana hiç benzemiyor,” diye güldü Ahmet. “Önümüzdeki sene işleri büyütmeyi planlıyorum. Peki ya sen?”

“Bende de her şey yolunda, çiftçilik yapıyorum, çok şey öğrendim. Hayatım renklendi. Bir de evlendim, hatırlarsın İpek’le ayrılmıştım. Şimdi benden neredeyse yirmi yaş küçük bir eşim var. Ama kızımla bir türlü anlaşamıyoruz. Kendisi evli olmasına rağmen benim genç eşimi kabullenemiyor. Neyse, zamanla her şey yoluna girer,” diye anlattı Murat. “Senin Ayşe çoktan vefat etti, hâlâ yalnızsın. Artık evlenmelisin, eşsiz zor oluyor.”

“Yok Murat, şimdilik düşünmüyorum. Etrafta boş kadın çok, ilgiden de mahrum değilim, bilirsin. Ofiste bile güzel kadınlar var. Ama şimdilik aile kurma niyetim yok,” diye açıkladı Ahmet Bey.

Yan komşusu Emine Hanım, güzel bir kadındı. Üç yıl önce kocasını kaybetmiş, tek başına yaşıyordu. Kızı evliydi. Ahmet Bey onunla zaman zaman sohbet ediyordu, hatta içinde hafif bir heyecan da uyandırıyordu. Ama Emine Hanım, bir dul kadına yakışır şekilde mesafeli duruyordu. Fazla ileri gitmez, belki komşuluk gereği bir tabak börek ya da bahçesinden topladığı meyvelerden ikram ederdi. Telefon numaralarını da değiştirmişlerdi, Ahmet Bey önermişti:

“Emine Hanım, numaralarımızı değiştirelim. İkimiz de yalnız yaşıyoruz, ne olur ne olmaz. Birbirimizi arayabiliriz uzun süre görüşmezsek.”

“Haklısın Ahmet Bey, hayat çok garip şeylere gebe,” diye onaylamıştı komşusu.

Murat’ı uğurladıktan sonra mangalın ve birkaç kadeh rakının ardından uyudu. Ertesi gün eve geldiğinde genç bir kız gördü. Arabadan inip sordu:

“Can’ı mı arıyorsunuz? O burada yaşamıyor, şehre taşındı.”

“Biliyorum Ahmet Bey, ben sizi görmeye geldim,” diye tatlı bir sesle cevap verdi kız. “Adım Sibel.”

“Beni mi? İlginç,” dedi Ahmet. Kız bir fotoğraf uzattı, üzerinde küçük bir kız çocuğu vardı. “Bu da torununuz Elif, dört yaşında.”

“Sibel, bir dakika. Kafamı karıştırmayın, gidin Can’la kendiniz konuşun,” diy

Rate article
Lifequest
Zaman Hızla Akıyor, Düşünmek İçin Bekleme