Kaderden Kaçış Yok

Yine de kaderin önüne geçilemezdi.

Leyla ve Aylin, çocukluklarından beri en yakın arkadaşlardı, aynı köyde yaşıyorlardı, herkes onların dostluğunun “su sızmaz” olduğunu söylerdi. İkisi de güzeldi ama Leyla daha narin ve sakin, Aylin ise ateş gibi, hareketli ve gözüpekti.

Lisede herkes, Deniz’in Leyla’ya vurulduğunu biliyordu ama o, onun bakışlarını pek ciddiye almıyordu. Yine de bu, onun gururunu okşuyordu. Deniz peşinden ayrılmıyor, çiçekler veriyordu – kır çiçekleri tabii – her gün gezmeye çağırıyor, hatta aşkını bile itiraf etmişti. Ama Leyla, bu yakışıklı ama utangaç adama sadece gülümsüyordu. Belki de bir gün olurdu aşkları, eğer aralarına kendini beğenmiş Murat girmeseydi. O, tüm güzel kızları peşinden sürüklemek isteyen bir tipti.

Kumral, ela gözlü Murat, okul koridorlarında mağrur adımlarla yürür, kızların peşini bırakmazdı. İki arkadaş da ona tutuldu, başta şaka yollu konuşuyorlardı:

“Leyla, düşünsene, hangi kız bu yakışıklı Murat’la evlenirse ne şanslı olacak,” diye gülüyordu Aylin.

Murat ise ikisinin de kendisine vurulduğunu hissediyor, kendini bir Don Juan sanıyor, sırayla onlarla gezmeye çıkıyordu. Bir hafta biriyle, bir hafta diğeriyle… Derken kızlar da birbirlerine kızmaya başladılar. Bu rekabet, Murat’ı daha da heyecanlandırıyordu. Onları kızdırmak hoşuna gidiyordu ama sevgisini de esirgemiyordu.

Bir gün can ciğer arkadaşlar Murat yüzünden kıyameti koptular ve artık onun kimi seçeceğini beklemeye başladılar. Bir gün Leyla, Murat’la karşılaşınca ona:

“Murat, senden bir bebek bekliyorum. Ne yapacağız?” dedi.

“Gerçekten mi?” diye şaşırdı Murat, ensesini kaşıyarak. “Neyse, ne yapalım? Seninle evleniriz, düşünecek ne var? Çocuğun babası olmalı.”

Kader onların yerine seçimini yapmıştı. Murat bir şekilde yola geldi. Bu konuşmadan bir hafta sonra okulda mezuniyet balosu vardı. Arkadaşlar aniden barıştılar, konuştular, her şey yoluna girmiş gibiydi. Leyla, Aylin’le olan konuşmada samimi olduğunu düşünüyordu, birbirlerine mutluluk dilemişlerdi. Ama Leyla yanılıyordu. Aylin, içinde gizli bir kırgınlık ve ateşli bir kinle ayrıldı.

Murat ve Leyla’nın düğünü oldu, köyde şenlik vardı. Sonra aile hayatına başladılar. İyi, huzurlu yaşıyorlardı, bir oğulları oldu, adını Emre koydular. Leyla’nın babaannesinden kalan evde oturuyorlardı. Murat elinden geleni yapmış, evi tamir etmiş, genişletmişti, marangozlukta hünerliydi.

Ama zaman zordu, kriz patlamıştı. Leyla muhasebede çalışıyordu ama işten çıkarıldı. Tarım işletmesi kapanıyordu, biçerdöver şoförlerini de işten çıkarıyorlardı, Murat şimdilik dokunulmamıştı ama uzun bir izne çıkarılmıştı.

“Murat, ne yapacağız? Emre’nin kıyafetleri eskidi, bu yıl okula başlayacak. Ayakkabıları delindi, çizmeleri patladı. Sonra kış gelecek, yeni kışlıklar almak gerekecek,” diye üzüntüyle anlattı Leyla.

Murat da hak veriyordu. Yedi yaşındaki Emre her şeyi çabuk eskiten bir çocuktu. Kriz iyice vurmuştu. Baş muhasebeci Gülşen, Leyla’ya acıyordu, çünkü o çok çabuk öğrenen biriydi. Onu markette görünce:

“Leyla, kızım söyledi, ilçedeki Vergi Dairesi’nde sekreter aranıyormuş, ama iş yükü çok fazla. Kızım kendisi gitmek istedi ama hamile, üç ay sonra doğum yapacak, onu almazlar,” dedi.

“Çok teşekkürler Gülşen Hanım, yarın sabah otobüsle giderim,” diye sevindi Leyla.

Sabah erkenden ilçeye gitti, Vergi Dairesi’nin kapısından içeri girdi ve personel müdürlüğü odasının önünde beklemeye başladı. Maaşın az, işin çok olduğunu biliyordu ama işten korkmuyordu.

Sonunda içeri çağrıldı.

“Merhaba,” diye ürkekçe seslendi.

“Günaydın, buyurun, oturun,” diye kesik kesik konuştu gözlüklü genç bir kadın. Sesi Leyla’ya tanıdık gelmişti.

Kadın resmi bir takım giymişti, dudakları parlak rujluydu. Bilgisayar ekranına bakıyordu, sonra başını kaldırdı. Leyla’nın yüreği ağzına geldi.

“Aylin?!” diye sevinçle haykırdı. “Bu ne tesadüf!”

“Leyla,” diye şaşırdı Aylin de. “Ne kadar zaman geçmiş, sen hâlâ aynısın. Demek bu pozisyon için sen başvurmuşsun,” diye biraz kibirli sordu.

“Evet, benim,” diye neşeyle cevapladı Leyla.

“O zaman köyden her gün buraya nasıl geleceksin?” dedi Aylin, ses tonu soğuk ve fazla sakindi.

“Nasıl mı? Otobüsle, sık sık kalkıyor. Sen anlat Aylin, nasılsın? Okuldan sonra şehre okumaya gitmiştin.”

“Evet. Ekonomi okudum, sonra buraya geldim, işe girdim. Gördüğün gibi terfi ettim, burada müdürüm,” diye sakin söyledi Aylin.

“Aferin sana,” diye içtenlikle takdir etti Leyla. “Bak, ne güzel oldu, beraber okuduk, şimdi belki beraber çalışacağız.”

Aylin koltuğuna yaslandı, asil bir hareketle saçlarını düzeltti.

“Korkarım olmayacak Leyla,” diye kibarca cevapladı. “Bize ilçeden biri lazım, iş çok, mesai bitiminde de kalınac

Rate article
Lifequest
Kaderden Kaçış Yok