Haydi Evlenelim

Mehmet sessiz, uysal bir delikanlıydı. Anne babasıyla köyde yaşıyordu; belki böyle yetiştirilmişti, belki de doğuştan böyleydi. Hülya ve Ali, oğullarıyla hiç sorun yaşamamışlardı. Mehmet her zaman uslu bir çocuktu.

Komşularının bahçesinden sürekli bağrışmalar, tartışmalar yükseliyordu. Zeynep, Hülya ve Ali’nin komşusu, iki oğlunu tek başına büyütüyordu: Murat ve Can. Özellikle büyük olan Murat öyle yaramazdı ki Zeynep artık onu nasıl dizginleyeceğini bilemiyordu.

“Murat, yine kardeşini ağlatıyorsun, şimdi görürsün sen!” diye Zeynep’in sesi duyuluyordu bahçeden.

“O önce bana laf atıyor, beni kızdırmasın o zaman! Sen de hep onu kayırıyorsun!” diye yüksek sesle cevap veriyordu Murat.

“Ne cürretle annenle böyle konuşursun!” diye gürültüler devam ediyordu.

Zeynep sık sık Hülya’ya dert yanardı:

“Bu haylazlarla başım dertte. Sizin ev hep sessiz, huzurlu. Mehmet’iniz öyle sakin bir çocuk ki, size gıpta ediyorum, Hülya. Ne diyeyim, senin Ali de sakin adam, Mehmet de ona çekmiş. Benim kocam da hareketli, kavgacı bir adamdı, işte erken gitti bu dünyadan, hep o huyu yüzünden. İçmese boğulup gitmezdi belki… Murat da tıpkı babası gibi, Can biraz daha sakin ama o da asla geri adım atmaz. Ah, kaderim kaderim!”

“Haklısın Zeynep, senin çocuklar gerçekten çok hareketli. Geçen veli toplantısında Murat’ın öğretmeni onu öyle bir payladı ki… Sen toplantılara hiç gelmiyorsun ki.”

Oğulları Mehmet ve Murat aynı sınıftaydılar, arkadaştılar, okula gidip gelirlerdi. Mehmet derslerinde iyiydi, Murat ise zar zor geçiyordu.

“Okula gitmiyorum. Öğretmenlerin şikayetlerini duymaya dayanamıyorum, hele Murat için… İnanma Hülya, sokakta öğretmenlerini görsem hemen kaçarım. Başlayacaklar şikayet etmeye, yüzüm kızarır, terlerim… Sana gıpta ediyorum, içten söylüyorum. Senin Mehmet’in öyle düzgün bir çocuk ki, benimkiler…” diyerek elini salladı ve evine yöneldi.

Zaman geçti, delikanlılar büyüdü. Murat yine aynı yaramazlığında devam etti, dokuzuncu sınıftan sonra okulu bıraktı, Can hâlâ okuyordu.

“Ehliyet alacağım, askere gideceğim, sonra da evleneceğim,” diyordu Murat.

Mehmet’le artık yetişkin gibi konuşuyorlardı. İkisi de olgunlaşmıştı. Mehmet yine sessiz, uysal, yumuşak huyluydu. Yazın ormanda yalnız başına gezmeyi, mantar toplamayı severdi. Akşamları evin önündeki basamaklarda oturup çayını yudumlardı. Kitap okumayı da severdi.

Okuldan sonra elektrikçi olarak eğitim aldı, köyünden ayrılmayı hiç düşünmedi. Zaten ailesi de bırakmazdı. Tek evlatlarıydı.

“Oğlum, köklerin bu köyde, burada yaşayacaksın,” diye kararını çoktan vermişti Ali, o da itiraz etmedi, gitmek istemedi.

Eğitim alırken her gün şehre otobüsle gidip geliyordu, yarım saatlik bir yoldu. Şehri sevmiyordu, kalabalık rahatsız ediyordu. Kızlarla pek ilgilenmezdi, bazıları ona bakıp gülümsese de. Cesur olanlar sinemaya davet ederdi, onun utangaç olduğunu bilmeyenler. O ise otobüsü kaçırmamak gerektiğini söyleyerek reddederdi. Otobüsler sık gelmiyordu, zamanında yetişmek lazımdı.

“Mehmet, şehirli kızlara sakın bulaşma ha,” diye tembihlerdi annesi, “hepsi kurnazdır, bir bakmışsın tuzağına düşmüşsün, benden söylemesi…”

“Bırak anne, ne diyorsun öyle…” diye savuştururdu oğlu.

Tabii köyün gençlik kulübüne gider, yerel arkadaşlarıyla sohbet ederdi, sık sık Murat’la takılırdı. Ama kızlara pek ilgi göstermezdi, onlar da ona öyle davranırdı. Kimse bilmezdi ama Mehmet’in liseden beri sevdiği bir kız vardı: Ayşe, kendisinden bir yaş küçüktü. Ama bunu kimseye söyleyememişti, hem de ondan korkardı.

Kendi kendine söylenirdi:

“Niye ben Murat gibi cesur değilim ki? Onun etrafında hep kızlar, ben ise… Kızlardan korkuyorum, utanıyorum, sıkılıyorum… Ayşe’yi seviyorum ama bunu asla itiraf edemem, hele ona hiç. Ya benimle alay ederse? Nerede benim ona açılmam… Ayşe yanıma geldiğinde dizlerim titriyor. Galiba hep bekâr kalacağım. Murat ise evlenmeye hazırlanıyor…”

“Mehmet, benim düğüne mutlaka gel. Düğün kulüpte olacak. Fatma’nın köyünden kızlar gelecek. Kendine birini bul. Yoksa hep yalnız kalacaksın,” diye gülümserdi Murat beyaz dişlerini göstererek.

Fatma, Murat’ın nişanlısı, köye dört kilometre uzaklıktaki komşu köydendi. Mehmet’in komşusu aşkını orada bulmuştu. Neden kendi köyünden birini seçmediğini kimse anlamamıştı, halbuki birçok kız ona âşıktı.

“Tamam Murat, mutlaka geleceğim,” diye söz verdi.

Murat’ın düğünü neşeli ve coşkuluydu. Fatma’nın sağdıcı, aynı köyden arkadaşı Elif’ti. Yaz akşamı ılıktı, müzik yankılanıyordu, davetliler kalabalıktı. Çoğu dans ediyor, Mehmet ise masada oturuyor ya da bazen havasız gelen salondan dışarı çıkıyordu.

İşte tam o sırada Elif, Mehmet’i fark etti. Önce onu izledi. Mehmet oldukça yakışıklıydı: uzun boylu, koyu saçlı, ela gözlü… Tanımayan

Rate article
Lifequest
Haydi Evlenelim