*Ben neyim? Yaşlı mı oldum? Güçsüz mü kaldım?* diye çıkıştı annemin sesi, içindeki kırgınlıkla titreyerek. *Ben daha çok şey yaparım!*
*Ayla! Aylacığım! Daha ne kadar çağıracağım seni?* Annemin sesi tüm evi inletiyordu, çocuk odasının kapalı kapısını bile delip geçiyordu. Orada Ayla, üç yaşındaki Arda’yı uyutmaya çalışıyordu.
*Anne, beş dakika bekle! Oğlum uyumak üzere!* diye cevap verirken, çocuğun sırtını okşadı.
*Ne beş dakikası?* Annenin sesi bu kez daha tizleşmişti. *Kötü hissediyorum! Tansiyonum fırladı! İlaçları getirecektin!*
Ayla içini çekti. Arda neredeyse uykuya dalmıştı, ama şimdi gözlerini açmış, annesine endişeyle bakıyordu.
*Anneciğim, büyükanne ağlıyor mu?* diye fısıldadı.
*Hayır, güneşim, ağlamıyor. Uyu, uyu…* Ayla, oğlunun alnından öptü, ama içi burkulmuştu. Annesi ağlamıyordu, bağırıyordu. Bu daha kötüydü.
Sevgi Hanım mutfakta oturmuş, abartılı bir şekilde elini kalbine koymuş, ağır ağır nefes alıyordu. Kızını görünce, kafasını sallayarak suçlayan bir bakış attı.
*İşte gördün mü? Beni bu hale getirdin! Kalbim çarpıyor, başım dönüyor! Sen ise torunla uğraşıyorsun! Sana demiştim, önce benim ilacımı getir, sonra çocukla ilgilenirsin!*
*Anne, böyle olmaz ki! Çocuk uykuya dalmış, yarı yolda bırakılmaz. Arda sonra gece boyunca döner durur,* diyerek ecza dolabından tansiyon ilaçlarını çıkardı, bir bardak su doldurdu.
*Ben öleyim mi yani?* Sevgi Hanım alınmış bir halde arkasını döndü. *Eskiden böyle yapmazdın. Eskiden, bir dediğimi iki etmezdin. Ama şimdi… Şimdi senin için ailen, kendi annenden daha önemli!*
Ayla sessizce ilaçları ve suyu uzattı. Evet, eskiden her şeyi bırakıp annesinin yanına koşardı. Bir zamanlar annesinin isteği gerçekten bir *rica* olurdu: *Aylacığım, canım, bana ilacımı getirir misin?* Şimdiyse bir *emir*di: *Ayla! Hemen ilacımı getir!*
*Anne, ilacını al, biraz uzan. Kendini daha iyi hissedeceksin,* diye yumuşak bir sesle konuştu.
*Uzanmak! Kolay söylüyorsun! Peki akşam yemeğini kim hazırlayacak? Yarın Arda’yı anaokuluna kim hazırlayacak?* Sevgi Hanım, bir bir saymaya başladı, her kelimeyle sesi biraz daha öfkeli çıkıyordu. *Ben burada hizmetçi değilim! Size yardım ediyorum, sağlığımdan ödün veriyorum, siz ise…*
*Anne, kimse seni yemek yapmaya zorlamıyor. Ben kendim yaparım,* diye sözünü kesti Ayla.
*Öyle mi? Sen ne zaman yapıyorsun? Akşam dokuzdan sonra! Çocuk aç kalıyor, kocan işten gelince o da yiyecek bir şeyler isteyecek. Ben buna dayanamam!*
Ayla annesinin karşısındaki sandalyeye oturdu. Arda doğduğundan beri, iki yıldır birlikte yaşıyorlardı. O zaman annesi, kendi küçük evinden taşınıp torununa bakmak için gelmişti. Başlarda gerçekten bir yardımdı bu. Sevgi Hanım keyifle torununa bakıyor, yemek yapıyor, evi topluyordu. Ayla da çalışıyor, evin güvende olduğunu, çocuğun sevgi dolu bir büyükanneyle kaldığını bilerek rahat ediyordu.
Ama zamanla bir şeyler değişti. Annenin *yardım* teklifleri, birer *zorunluluk* haline geldi. *Ricalar*, *emirler* oldu.
*Anne, biliyor musun,* diye dikkatlice başladı Ayla, *belki Arda’ya iyi bir bakıcı bulmayı düşünebiliriz? Sen yoruluyorsun, sinirleniyorsun…*
*Bakıcı mı?* Sevgi Hanım sandalyesinde doğruldu. *Yabancı birini mi getireceksin torunumun yanına? Aklını mı yitirdin sen? Kim onu benden daha iyi yetiştirebilir? Kim onu daha iyi besler, giydirir?*
*Anne, kötü demedim. Sadece sen…*
*Ben neyim? Yaşlı mı oldum? Güçsüz mü kaldım?* Annenin sesi yine kırgınlıkla çınladı. *Ben daha çok şey yaparım! On tane torun daha büyütürüm! Sadece biraz anlayış bekliyorum! Senin yaptığın gibi değil!*
Koridordan ayak sesleri duyuldu. Ayla’nın kocası, Can, işten dönmüştü. Rahat bir nefes aldı. En azından ortamı yumuşatacak biri vardı.
*Merhaba, sevgililerim!* diye neşeyle seslendi Can, ceketini çıkarırken. *Nasılsınız? Arda uyudu mu?*
*Uyudu,* diye kısa cevap verdi Ayla.
*İşte damat geldi!* Sevgi Hanım anında ses tonunu değiştirdi. *Canım, acıktın mı? Mercimek çorbası yaptım, köfte kızarttım. Sofraya otur!*
Can, karısına, sonra kaynanasına şaşkın şaşkın baktı. Ayla’nın yüzünden, yine bir şeyler olduğunu anlamıştı.
*Teşekkürler, Sevgi Hanım. Bir şey mi oldu? Ayla biraz keyifsiz görünüyor.*
*Önemli bir şey değil,* diye iç çekti annesi. *Sadece ilacımı istedim, kızım torunun daha önemli olduğunu düşündü. Neyse, geçelim. Can, işler nasıl gidiyor?*
Ayla sessizce sofrayı hazırlamaya devam etti. Hep böyleydi. Can yanındayken annesi tatlı, anlayışlı birine dönüşürdü. Ama kızıyla yalnızken bambaşka biri oluyordu.
Yemekte Sevgi Hanım, damadına gününü anlatıyordu




