Rüyamda, garip bir şekilde her şey bulanıktı, sanki sisler içindeydim. Leyla Hanım, masaya iki fincan Türk kahvesi koydu ve arkadaşına bir tabak kurabiye uzattı. Pencereden ekim yağmuru hafifçe süzülüyordu, evin içi ise sıcak ve huzurluydu. Ayla, her zamanki gibi kusursuz görünüyordu – düzgün topuzu, hafif makyajı, zarif elbisesi. Elli sekiz yaşında bile kendine bakmayı biliyordu.
“Leylacığım, yardım ettiğin için çok teşekkür ederim,” dedi Ayla, kahvesini alıp minnetle gülümseyerek. “Açıkçası, kime başvuracağımı bilemiyordum.”
“Ne demek Aylacığım, seninle yıllardır dostuz. Tabii ki yardım ederim,” diyerek karşısına oturdu Leyla. “Anlat bakalım, nedir Mert’in başına gelen?”
Ayla derin bir nefes alıp şakaklarını ovuşturdu.
“Anlayacağın, artık kontrolden çıktı. Dersleri kötü, eve geç geliyor, dün de cebinde birkaç hap buldum.”
“Aman Tanrım!” Leyla elini göğsüne bastırdı. “Uyuşturucu mu?”
“Bilmiyorum. Belki. O kadar korktum ki… Ama hiçbir şey açıklamıyor, sadece tersliyor beni. ‘Seni ilgilendirmez’ diyor.”
Leyla başını iki yana salladı. Mert’i iyi tanıyordu – Ayla’nın torunu, anne babasını kaybetmiş on yedi yaşında bir genç. Eskiden uslu bir çocukken son zamanlarda asık suratlı ve içine kapanık olmuştu.
“Peki ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu Leyla.
“Özel bir dedektife ihtiyacım var,” diye fısıldadı Ayla. “Kimlerle takıldığını, nereye gittiğini öğrenmek istiyorum. Belki kötü bir çevreye düşmüştür.”
“Ne kadar lazım?”
“Otuz bin lira. Fazla olduğunu biliyorum, ama söz veriyorum, emekli maaşımı alır almaz geri ödeyeceğim.”
Leyla düşünmeden kalkıp dolaba yürüdü, kenara koyduğu birikimini aldı. Ayla, yirmi yıldan fazladır en yakın arkadaşıydı. İşte tanışmışlardı, ikisi de evliyken, çocuk büyütürken, gelecek hayalleri kurarken. Sonra kader onları farklı şehirlere dağıtmış ama bağlarını koparmamışlardı.
Leyla dul kalınca, Ayla ona destek olmuş, acısını paylaşmıştı. Ayla’nın oğlu ve geleni trafik kazasında ölüp küçük Mert’i yetim bırakınca da Leyla hemen yanına gitmiş, cenazeleri düzenlemiş, vesayet işlerini halletmişti.
“Al,” diyerek arkadaşına parayı uzattı Leyla. “Geri ödemeyi düşünme bile. Daha fazlası gerekirse söyle.”
Ayla zarfla birlikte Leyla’ya sıkıca sarıldı.
“Sen benim en iyi arkadaşımsın,” diye fısıldadı. “Sensiz ne yapardım bilmiyorum.”
Uzun süre mutfakta oturup kahve içtiler, hayattan konuştular. Ayla, tek başına bir torun büyütmenin zorluklarından bahsetti, özellikle de ergenlik döneminde. Leyla da kendi oğlu Can’ı yetiştirirken yaşadığı deneyimleri paylaştı.
“Can nasıl, haberin var mı?” diye sordu Ayla. “Çok zamandır görmedim.”
“İyi gidiyor. Ailesi güzel, işi düzgün. Sadece çok meşgul olduğundan nadir arıyor.”
“Anladım. Herkesin çocukları bir yerlere dağıldı artık.”
Ayla ancak akşama doğru ayrıldı. Leyla onu asansöre kadar geçirdi, vedalaştılar ve kapılar kapanırken kayboldu Ayla.
Ev sessizleşti. Leyla bulaşıkları topladı, pencere önündeki çiçekleri suladı ve televizyonun karşısına geçti. Ama filmi izleyemedi – aklı hep Mert’teydi. İyi bir çocuktu, saygılı ve zeki. Gerçekten uyuşturucuya mı bulaşmıştı?
Ertesi gün Leyla, rutin kontrol için hastaneye gitti. Dahiliye sırasında komşusu Sevim Hanım’ı gördü.
“Leyla, merhaba,” diye seslendi Sevim. “Nasılsın? Seni bir süredir görmüyordum.”
“İyiyim. Dün arkadaşım geldi, torunuyla ilgili sıkıntıları varmış.”
“Hangi arkadaşın? Siyah lüks arabayla gelen mi?”
Leyla şaşırdı. Ayla gerçekten arabayla gelmişti, ama kendisine hiç araba aldığını söylememişti.
“Evet, o. Nerden biliyorsun?”
“Senin apartmandan çıkarken gördüm. Güzel bir araç, pahalıya patlar herhalde.”
Leyla’nın kaşları çatıldı. Ayla’nın öyle bir arabası varsa neden borç istemişti ki? Belki de araba onun değildi, bir tanıdığı bırakmıştı onu.
Bir hafta sonra Ayla arayıp iyi haberler verdi.
“Leylacığım, inanır mısın, Mert’le ilgili her şey yolunda! Haplar meğer sadece vitaminmiş. Spor salonuna gidiyormuş, takviye alıyormuş, söylemeye utanmış.”
“Allah’a şükür,” diyerek rahatladı Leyla. “Peki dedektif ne diyor?”
“Ne dedektifi ya! Mert’le uzun uzun konuştuk, her şeyi anlattı. Meğer sınıfından bir kıza aşık olmuş, bu yüzden garip davranıyormuş. Gençlik işte.”
Leyla gülümsedi. Haklıydı, ergenler zordu. İyi ki her şey yoluna girmişti.
“Paraları da bir haftaya kadar mutlaka geri vereceğim,” diye ekledi Ayla.
“Acele etme, eline geçince verirsin.”
Telefonu kapattığında içi rahatlamıştı. Sorunlar kendiliğinden çözülünce ne güzel oluyordu.
Fakat Ayla ne bir hafta sonra ne de bir ay sonra parayı geri ödedi. Leyla kibarca hatırlatınca, bahane üstüne bahane sıraladı.
“Leylacığım, affet, beklenmedik masraflar çıktı. Mert’e matematikten özel hoca tutmak zorunda




