**”AĞAÇ EVİN SIRLARI”**

**AĞACIN EVİ**

Eğri büğrü yaşlı ceviz ağacı, köy okulunun bahçesinde dimdik duruyordu. Onu kimin diktiğini hatırlayan yoktu, ama herkes hemfikirdi: “Okul müdüründen bile yaşlıydı.”

Hademe Ahmet, ona tahtadan bir dede gibi bakıyordu. Sonbaharda yapraklarını sabırla toplar, ilkbaharda paslı çivilere veya unutulmuş tahtalara karşı dalları kontrol ederdi.
—Bu ağaç hepimizin toplamından daha fazla teneffüs görmüştür,— derdi.

Bir gün, derslerin başladığı hafta, köye yeni taşınan dokuz yaşındaki Elif geldi. Pek konuşmaz, bahçenin bir köşesinde tek başına defterine çizim yapardı. Ahmet bunu fark etti.
—Diğerleriyle oynamıyor musun?— diye sordu.
—Beni tanımıyorlar,— dedi başını kaldırmadan,— tanısalar bile ister miyim, bilmiyorum.

Ahmet ısrar etmedi ama o akşam bir şeyler yapmaya başladı. Eski tahtalar, ipler ve ödünç alınan aletlerle her gün, çocuklar gittikten sonra ağaca çıkıp yeni bir detay ekledi: bir korkuluk, küçük bir pencere, minik bir bank.

Bir hafta sonra, en alçak dalların arasına saklanmış küçük bir ağaç evi tamamlamıştı.

Elif sabah okula geldiğinde Ahmet onu çağırdı:
—Sana bir şey göstereceğim.

Şüpheyle peşinden gitti. Dalların arasına yerleştirilmiş tahta kapıyı görünce donup kaldı.
—Senin için… istersen,— dedi Ahmet.— Burada çizebilir, okuyabilir ya da sadece düşünebilirsin. Kimse izinsiz çıkamaz.

Elif içeri girdi, defterini bankın üzerine bıraktı ve yuvarlak pencereden baktı. Oradan dünya farklı görünüyordu: daha küçük, daha güvenli.

Zamanla diğer çocukları davet etmeye başladı. Önce kendisine bir boya kalemi veren bir sınıf arkadaşını, sonra kağıttan uçak yapmayı öğreten bir çocuğu. Ağaç ev, dostluğun küçük bir sığınağına dönüştü.

Bir gün köye şiddetli bir fırtına çıktı. Ceviz ağacının dalları, köklerinden kopacakmış gibi sallanıyordu. Ahmet endişeyle bahçeye koştu, evin sağlam durduğundan emin olmak istedi.

Elif sırılsıklam belirdi.
—Sağlam mı?— diye bağırdı rüzgarın sesini bastırmaya çalışarak.
—Öyle görünüyor, ama sen çıkma.

Fırtına geçtiğinde ev hâlâ duruyordu, ancak çatının bir kısmı yıkılmıştı. Ahmet rahat bir nefes aldı, ancak tamir etmeye fırsat bulamadan okulun çocukları organize oldu. Her biri bir şeyler getirdi: kartonlar, kumaşlar, boya, ipler. Hep birlikte sığınağı yeniden inşa ettiler.

Duvara, Elif’in kararlı el yazısıyla yazdığı bir cümle çizdiler:
**”Burada her zaman bir kişilik daha yer var.”**

Yıllar geçti, ağaç ev nice nesiller gördü. Ahmet yaşlandı, Elif büyüdü, şehre gitti ve mimar oldu.

On yıl sonra, babaannesini ziyaret için köye döndüğünde okula uğradı. Ceviz ağacı hâlâ oradaydı, ev sapasağlam duruyordu, biraz yıpranmış olsa da.

Ahmet’i bir bankta otururken buldu.
—Geri döneceğini biliyordum,— dedi gülümseyerek.
—Sana teşekkür etmeye geldim,— diye yanıtladı Elif.— Sanırım ilk kez bir yerde kendimi evimde gibi hissettiğim yer burasıydı.

Ahmet ona gururla baktı.
—Ev değildi o, Elif. Sendin. Sadece hatırlayacağın bir yere ihtiyacın vardı.

O gün Elif, nerede olursa olsun, insanların kendini güvende hissedebileceği yerler inşa edeceğine söz verdi.

Çünkü ağaç ev sadece tahta ve çivilerden ibaret değildi: bazen küçük bir dokunuşun bir ömür değiştirebileceğinin kanıtıydı.

Rate article
Lifequest
**”AĞAÇ EVİN SIRLARI”**