Annenin hastalığını öğrendiğimde, onu eve getirmeye karar verdim. Eşim ise sert bir ifadeyle, “Onun evini sat ve buradan gönder,” dedi.
Mehmet’le liseden hemen sonra tanıştım. Kader beni doğrudan onun kollarına itmiş gibiydi. İlk aşkımız masalsı, göz kamaştırıcı ve biraz da düşüncesizdi. Hiç tereddüt etmeden evlendik ve şehrin dışındaki bir yazlıkta gürültülü bir düğün yaptık. Üç gün süren eğlence, sabahlara kadar süren müzik, yüzlerce misafir… Annem mutluluktan parlıyordusonunda tek kızı, hayatını paylaşacak birini bulmuştu.
Bize düğün hediyesi olarak bir daire verdi. Büyükannesinden kalmıştı. Evet, tadilata ihtiyacı vardı, ama yeni bir binadaydı ve iyi bir semtteydi. En önemlisi, burası bizimdibenim ve Mehmet’in. Hayatımızın başlangıcı.
Ancak annem bununla yetinmedi. Tüm birikimlerini bize verdi ki evi yenileyelim, eşya alalım, her köşesini özenle döşeyelim. Geleceğimize yaptığı katkı paha biçilemezdi. Kendimi dünyanın en mutlu kadını hissediyordum. Sağlam bir temelimiz vardısevgi ve iyilik üzerine kurulmuş.
Ama her şey bir anda yıkıldı.
Düğünümüzde babam genç bir kadınla tanıştı. Bir delikanlı gibi aşık oldu. Birkaç hafta sonra aileyi terk etti, annemi yalnız bıraktı. Sonra evrakları düzenledi, annemi tapudan sildirdi, onlarca yıl birlikte yaşadıkları evi sattı. Annem bir anda hiçbir şeyi kalmadıbarınacak yeri, dayanacak omzu yoktu.
Dayandı. Gülümsedi, yanımda durmaya devam etti, acıdan ayakta duramazken bile. Sonra korkunç bir şey oldufelç geçirdi. Yarısı hareketsiz kaldı. Zar zor konuşuyor, güçlükle hareket ediyordu. Ve tamamen yalnızdı.
Hiç düşünmedimbaşka seçeneğim yoktu. Onu yanıma alacaktım. Bizim evimiz iki odalı, 70 metrekareydi, yeterince yer vardı. Annem hep sakin, mütevazı bir insandı, kimseyi rahatsız etmezdi.
Onu hastaneden eve getirdim. Temiz çarşaflar serdim, yatağının yanına küçük bir sehpa koydum, çay yaptım. Artık her şeyin farklı olacağını hissetmesini istedimsıcak, güvenli, sevgi dolu.
Ama hiç beklemediğim bir şey oldu.
Mehmet, annem




