**Günlük**
Yine tek başıma masaya baktım. Saat dokuzu geçiyordu, ama Victordan ne bir telefon ne de bir mesaj. “Yine işte kaldı,” diye düşündüm, kendi yalanıma bile inanamayarak.
Son bir aydır bu “geç kalmalar” çok sıklaşmıştı. Önce iki haftada bir oluyordu. Sonra haftalık. Şimdiyse eşim eve zamanında gelmeyi tamamen bırakmış gibiydi.
Her şeyin nasıl başladığını çok iyi hatırlıyordum. İlk başta Victor işte kriz olduğunu söylerdiönemli bir proje, sıkı bir teslim tarihi. Ben de inanır, geç saatlere kadar beklerdim.
Sonra bahaneler giderek saçmalaştı. Pazartesi, park yerinde kaldığını çünkü bir buldozerin karı temizlediğini ve çıkmasına izin vermediğini söyledi. Sustum ama onu dikkatle süzüyordum. Çok iyi biliyordum ki Victorun çalıştığı yerde yer altı otoparkı vardı; oraya on buldozer bile giremezdi.
Çarşamba günü “önemli bir toplantısı olduğunu” söyledi, oysa şirketlerinde neredeyse hiç toplantı yapılmazdı. Olsa bile sabah Zoom üzerinden olurdu.
Dünse en iyi bahaneyle geldi: midesi bulandığı için tuvalette bir saatten fazla kalmıştı.
Aptal değildim. Victorun bir şeyler sakladığını biliyordum. Gerçeği zorla çıkarmak istemiyordum ama… neydi bu?
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordum, sakin ve ilgili görünmeye çalışarak.
Victor, henüz eve girmişken, yatağa çöktü ve ağır bir iç çekti.
“Pek iyi değil,” dedi, midesini ovuşturarak. “Öğle yemeğini bir büfeden yedim, sanırım zehirlendim…”
“Ah, korkunç. Ne kadar kötü hissettiğini tahmin edebiliyorum,” dedim, abartılı bir şefkatle, tepkisini gözlemlerken. “Hadi, sana bir ilaç getireyim. Çok iyi gelir.”
“Hayır!” diye ani bir hareketle doğruldu Victor, ama neredeyse bağırdığını fark edince hemen geri yattı.
“Ne oldu?” diye şaşırdım.
“İşteki arkadaşlarım bana bir şeyler verdiler. Adını hatırlamıyorum ama işe yaradı.”
“Ha. Tamam, sen bilirsin,” dedim omuz silkeleyerek. “Ama bir dahakine adını hatırla, ne aldığını bilmiyorsun…”
“Haklısın,” dedi Victor gergin bir gülümsemeyle. “Duş alıp yatacağım, biraz kötü hissediyorum.”
“Tabii,” dedim, yanağını okşayıp yatak odasından çıktım.
Victor banyoya girer girmez mutfağa koştum. Masanın yanında durmuş, eşimin telefonunu sinirle sıkıyordum. Ekranı tarıyordum. Mesajlar, aramalar, Messengerşüpheli bir şey yoktu. Ama sonra banka uygulamasını kontrol etmek geldi aklıma.
“Transfer: 10.000 TL, Ayşe K.’ya,” diye okudum içimden ve bütün vücudum gerildi. Victorun suyu kapattığını duydum. Panikle tüm sekmeleri kapattım ve telefonu yatak odasına götürdüm.
“Panik yapmamalıyım, panik yapmamalıyım,” diye fısıldadım kendime, bir mantra gibi. “Bu Ayşe K. da kim?”
Hatırlamaya çalıştım. Bir iş arkadaşı mı? Muhasebeci mi?
Gece, uyku bir türlü gelmedi. Kocaman yatakta debeleniyordum, şimdi soğuk ve bomboş hissettiriyordu. Victor yanımda huzurla uyuyordu, karısının zihninde fırtınalar koptuğundan habersiz. Bir ara hafifçe uykuya daldım, ama rüyamda bile rahatsız edici görüntüler, kesik kesik cümleler vardı.
Uyanışım aniden oldu, bir şok sonrası gibi.
“Ayşe!” İsmi aklıma bir bıçak gibi saplandı. Victorun nadiren bahsettiği, “ergenlik aşkı” dediği eski sevgilisi.
Yatakta doğruldum, sırtımdan soğuk terler aktığını hissettim. Artık her şey anlam kazanıyordu: gecikmeler, kötü bahaneler, “zehirlenmeler”. Ve şimdi bu büyük para transferi…
Başımı ellerimin arasına aldım, titrememi yatıştırmaya çalıştım.
“Ergenlik aşkı” diye yankılandı kafamda.
Uyuyamadım. Victoru seyrederek şafağa kadar oturdum, puzzleın parçalarını birleştirmeye çalıştım.
Ayşenin eski sevgilisi olduğu şüphesi artık nett




