Ayşe tam iki saattir Hala Fatmanın kapısında bekliyordu. Bu kadın, genç kadının son umuduydu. Yıllardır çocuk sahibi olmaya çalışıyor, ama bir türlü olmuyordu. “Hiçbir şey anlamıyorum… Tahlilleriniz mükemmel, hiçbir sorun yok,” diye ellerini açmıştı doktor.
“Ama bir açıklaması olmalı! Sağlıklıysam neden çocuk sahibi olamıyorum?” diye sordu Ayşe, gözleri dolmuş bir halde.
“Bilmiyorum. Tıp burada çaresiz. Belki bir hocaya görünürsünüz…” diye fısıldadı doktor.
Ayşe ve Mehmet beş yıldır evliydi. Genç çiftin her şeyi vardı: rahat bir hayat, geniş bir ev, sevgi ve karşılıklı anlayış. Eksik olan tek şey, o büyük evde bir çocuğun kahkahalarıydı.
Kadın, uzun zamandır üzerlerinde bir lanet olduğunu düşünüyordu. Doktorun sözleri bu şüpheyi iyice pekiştirdi.
“Camiye gitmek iyidir, ama senin durumunda bir hoca şart!” diye fısıldadı arkadaşı, bir kağıda adres yazıp uzattı. “Hiç düşünme, hemen git. Ne kadar erken o kadar iyi!”
Nihayet sıra Ayşeye geldi. Tereddütle küçük kulübenin eşiğini geçti. Önünde, beyaz başörtülü, renkli entarili, sevimli mi sevimli bir yaşlı kadın duruyordu. Ayşe gülümsedi. Daha önce böyle insanlara gitmemişti, kafasında hep korkunç, dişleri çıkmış, omzunda kara kedi taşıyan birini hayal etmişti.
“Hoş geldin kızım! Gel şuraya, ikonun yanına otur,” dedi kadın, yumuşak bir sesle.
“Benim bir sorunum var…” diye başladı Ayşe, gözyaşlarını tutamayarak.
“Biliyorum tatlım. Elimden geleni yapacağım,” dedi Hala Fatma sakin bir sesle.
Ayşe usulca ikonun yanındaki yumuşak sandalyeye oturdu. Yaşlı kadın mum yakıp dua etmeye başladı, mumu Ayşenin etrafında döndürdü. Yirmi dakika süren bu ritüelden sonra, Hala Fatma karşısına geçip Ayşenin elini tuttu.
“Çocuk sahibi olamayacaksın. Üzerindeki laneti kaldırmamız lazım. Bu lanet çocukluğundan beri seninle,” diye açıkladı.
“Nasıl lanet? Kim niye bana lanet etsin ki? Ben kimseye kötülük yapmadım…”
“Sen yapmadın. Annen büyük bir günah işledi, sen de onun bedelini ödüyorsun.”
“Ama bu haksızlık! Annem çoktan öldü, ben neden onun günahını çekiyorum?”
“Bu evrenin kanunu! Buna karşı gücümüz yetmez…”
“Bana yardım edecek misiniz?” diye umutla sordu Ayşe.
“Hayır. Bu konuda elimden bir şey gelmez. Eğer nazar veya büyü olsaydı, ama bu… hayır,” diye başını salladı yaşlı kadın. “Annenin kiminle ne yaptığını öğrenip onun günahını affettirmelisin. En önemlisi, samimi dua et. Sadece kendin için değil, düşmanların için de!”
“Teşekkür ederim,” diye fısıldadı Ayşe.
Arabasına bindi, hemen Mehmeti aradı.
“Mehmet? Bugün gelmeyeceğim. Acilen halamın yanına gidiyorum. Sonra konuşuruz canım,” dedi ve arabasını çalıştırıp köye doğru yola koyuldu.
“Ayşeciğim! Niye haber vermedin? Sobayı yakar, ısıtırdım evi!” diye sevindi hala Serpil.
“İşim var,” diye kesip attı Ayşe. “Bana gerçeği anlatmalısın. Annem ne yaptı? Ben hangi günahın bedelini ödüyorum?”
“Bu da nereden çıktı?” diye şaşırdı hala.
Ayşe, hocayı ziyaretini ve konuşulanları anlattı.
“Vay canına… Tamam, dinle bakalım…”
Serpil, yeğenine annesi Zeynepin köyün en güzel kızı olduğunu, bir sürü talipli çıktığını, ama Zeynepin evli bir adam olan Ahmete aşık olduğunu anlattı. Zeynep, hiç vicdan yapmadan Ahmeti ailesinden koparıp almıştı. Terkedilen eşi Emine, kucağında bebeğiyle ortada kalmıştı.
Emine bu duruma dayanamamış, bir gün Zeynepin önünde diz çöküp yalvarmıştı. Ama Zeynep küstahça gülüp onu kovmuştu. Emine de çaresizlik içinde Zeynepe ve doğmamış çocuklarına lanet okumuştu.
“Sonra ne oldu?” diye fısıldadı Ayşe, korkudan titreyerek.
“Annen Ahmetle evlendi, sonra sen doğdun. Ama bildiğin gibi, ikisi de uzun yaşamadı. Birbiri ardına gittiler. Tıpkı Eminenin laneti gibi… Şimdi de sen çocuk sahibi olamıyorsun…” diye ellerini çırptı hala, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
“Peki bu Emine hâlâ köyde mi yaşıyor? Onunla konuşup annemin günahı için af dilemeliyim.”
“Eminenin de işleri iyi gitmedi… Kısa süre sonra aklını kaçırdı. Önce sakin, zararsızdı… Ama bir gün rastgele birine saldırdı, köylüler zor durdurdu. O günden sonra Emineyi akıl hastanesine yatırdılar, oğlu Leventi de yetimhaneye verdiler.”
“Levent benden iki yaş büyük olmalı. Demek benim kardeşim?” diye şaşırdı Ayşe.
“Evet. Ama onun da talihi yaver gitmedi…” diye iç çekti hala. “Yetimhaneden döndükten sonra içkiye başladı, olay çıkardı. Sonra iyice kötüleşti. Bir kış günü Levent ormanda kayboldu. Ertesi gün buldular, hayattaydı ama bacaklarını kurtaramadılar. Şimdi tekerlekli sandalyede.”
“Demek annem sadece bir aileyi dağıtmakla kalmamış, masum insanların hayatını da mahvetmiş.”
“Öyle görünüyor!” diye onayladı hala.
“Hala, beni kardeşime götür. Onu görmem




