Kocam Beni ve Üç Çocuğumuzu Eski Bir Köye Attı, Bir Hafta Sonra Orada Hayatımı Sonsuza Dek Değiştirecek Bir Şey Buldum

**”Kocam Beni ve Üç Çocuğumuzu Eski Bir Köye Attı, Bir Hafta Sonra Orada Hayatımı Değiştirecek Bir Şey Buldum”**

“Ne dedin sen şimdi?” Ayşe donup kaldı, içinde bir ürperti hissetti. Selim kapıda duruyordu, elinde bir anahtar demeti sıkıca tutuyordu. Genellikle neşeli olan yüzü şimdi sinirli bir ifadeye bürünmüştü.

“Artık böyle yaşayamam,” duygusuz bir sesle tekrarladı. “Ne ben, ne de annem dayanabiliyor. Topla çocukları, Gümüşpınar’a gidin. Ninemin evi hâlâ ayakta, çatısı sağlam. Bir şekilde idare edersiniz.”

Ayşe ona yabancı gibi bakıyordu. On yıllık evlilik, üç çocuk ve şimdi bu karar? Neredeyse terk edilmiş bir köy, birkaç evden ibaret, bakkalı bile yok, düzgün yolu bile

“Neden” diye başladı, ama Selim sözünü kesti.

“Çünkü yoruldum,” dedi, gözlerini kaçırarak. “Sürekli şikâyetlerden, bitmeyen sızlanmalardan, evde çocuklarla oturup hiçbir şey yapmamandan Annem haklıymış, sen tam bir kümes kadını olmuşsun. Eskiden evlendiğim kadını tanıyamıyorum.”

Boğazına düğümlenen gözyaşlarını yuttu. Çocuklar duvarın ardında uyuyorduElif ve Arda, büyükleri olan Can ise muhtemelen her şeyi duymuştu.

“Peki nerede çalışacağım? Nasıl geçineceğiz?” sesi zar zor çıktı. Selim masanın üstüne bir zarf attı.

“İlk zamanlar için biraz para. Evin tapusu da zaten senin üzerine. Eğer bu kadar özgüvenliysen, şimdi kanıtla bakalım.”

Döndü ve tek bir kelime bile etmeden odadan çıktı. Bir dakika sonra kapı çarpma sesi duyuldu.

Ayşe yavaşça sandalyeye çöktü. Aklında bir tek saçma bir anı dönüp duruyordu: “Sabah kahvaltısına onun en sevdiği elmalı keki yapmıştım.”

Ev onları küflü bir soğuklukla karşıladı. Ayşe, uyuklayan Elif’i kucağında taşıyarak içeri girdi ve kalbinin sıkıştığını hissetti. Çocukluğu bu evde geçmiştininemin yanına yaz tatilleri, taze ekmek kokusu, tavan arasındaki otlar, kilerdeki elmalar Şimdi sadece toz, örümcek ağları ve terk edilmişliğin acı tadı vardı.

Can, yaşının ötesinde bir ciddiyetle içeri girdi ve panjurları açtı. Kirli camlardan süzülen nisan güneşi, havada uçuşan toz tanelerini aydınlattı.

“Burası çok soğuk,” diye şikâyet etti Arda, kollarını kendine dolayarak. “Soba yakacağız birazdan, ısınır,” dedi Ayşe, kendinden emin görünmeye çalışarak. “Can, annene yardım eder misin?” Çocuk başını salladı, ona bakmadan. Yol boyunca sessizdi, ebeveynlerinin son konuşmasını duyduğundan beri.

Neyse ki eski soba hâlâ çalışıyordu. Huş ağacı odunlarını tutuşturduklarında, oda yavaş yavaş ısınmaya başladı ve Ayşe biraz rahatladı.

“Anne, burda uzun kalacak mıyız?” diye sordu Arda, duvardaki eski fotoğraflara bakarak. “Bilmiyorum, tatlım,” diye dürüstçe cevap verdi. “Önce yerleşelim, sonra karar veririz.”

İlk geceyi ninelerinin geniş yatağında hep birlikte geçirdiler. Çocuklar taşınmanın yorgunluğuyla hemen uyudu, ama Ayşe uyanık kaldı, tavana bakarak hayatını bu hale getiren şeyleri düşündü.

Sabah, uyuyan çocukların kollarından usulca çıkarak bahçeye çıktı. Arazinin her yanı yabani otlarla kaplanmıştı. Bir zamanlar bol meyve veren elma ağaçları şimdi kırık dallarıyla çarpık bir şekilde duruyordu. Eski ahır eğilmiş, kuyunun üstü yosun bağlamıştı.

Ayşe yeni krallığına baktı ve beklenmedik şekilde acı bir kahkaha attı. İşte buydu, onun mirası. Yeni başlangıcı.

Köydeki ilk günler bitmeyen bir kabus gibiydi. Her sabah kendini şehirdeki evinde bulmayı, kahve makinesinin sesini ve Selimin konuşmasını duymayı umarak uyanıyordu.

“Anne, babam bizi ne zaman alacak?” diye sordu Elif, babasıyla pazar gezilerine alışkındı. “Yakında, tatlım,” dedi Ayşe, kendisinin bile anlamadığı şeyi nasıl açıklayacağını bilemeyerek.

Telefon sessizdi. Selim aramalarını görmezden geliyordu. Bir kez kısa bir mesaj geldi: “İhtiyacın olan her şey orada. Bana zaman ver.”

Zaman mı? Ne umuyordu? Ailesiz ne kadar kötü olduğunu mu fark edecekti? Yoksa onları tamamen hayatından silecek miydi?

İlk haftanın sonunda Selimin bıraktığı paranın uzun sürmeyeceği anlaşıldı. Sobayı tamir ettirmek, çatıyı onarmak, yiyecek almak gerekiyordu. Ama en kötüsü, köyde iş olmadığını fark etmekti.

“Belki şehre dönsek?” diye önerdi Fatma Teyze, Gümüşpınardaki birkaç komşudan biri. Ayşe başını iki yana salladı: “Dönecek yerimiz yok. Ama burada en azından çatı var başımızın üstünde.”

O gün bahçeyi temizlemeye karar verdi. Yıllardır ihmal edilmiş toprak yabani otlarla kaplanmıştı, ama Ayşe ninemin bahçesinin ne kadar bereketli olduğunu hatırlıyordu.

“Can, yardım eder misin?” diye seslendi oğluna. Çocuk sadece başını salladı, hâlâ sessiz ve mesafeli.

Birlikte çalıştılar, ot köklerini söktüler, sert toprak parçalarını kırdılar. Hafif ev işlerine ve bilgisayar klavyesine alışkın elleri kısa sürede nasır bağladı. Akşama doğru sırtı ağrımış, omuzları tutulmuştu. Ama sadece

Rate article
Lifequest
Kocam Beni ve Üç Çocuğumuzu Eski Bir Köye Attı, Bir Hafta Sonra Orada Hayatımı Sonsuza Dek Değiştirecek Bir Şey Buldum