Oha, bu da kim?” diye şaşırdı Ayşe, arkadaşının mutfağına girerken.

Bugün komşumun mutfağına girerken gözlerime inanamadım. Sarı lamba ışığı altında, küçük dolabın yanında kırklı yaşlarında kelimsi bir adam sessizce dereotu doğruyordu.

“Bu da kim?” diye şaşkınlıkla sordum.

“Bu Tolga. Tolga, bu da Ayşe,” diye mırıldandı Aslı, yüzü kızararak. Hemen bir kavanozu bana tutuşturdu. “Al şekerini, hadi gidelim.”

Beni koridora çıkarırken arkamdan seslendim: “Tanıştığıma memnun oldum!” Adamın üstüne şöyle bir baktım, ama öyle etkileyici bir tarafı yoktu. Ne vardı ki bu adamı bu kadar çabuk Aslı’nın rengarenk donutlu önlüğüne sokan?

Aslı mutfağa, “Hemen geliyorum,” diye seslendi ve kapıyı kapattı.

Koridorda koluna yapıştım: “Anlat şimdi!”

“Ne anlatayım?” diye kaçamak yapmaya çalıştı. “Tamam, hadi gel.”

Komşu daireye geçtik. Ayşe’nin evi tarçın ve Dior parfümü kokuyordu. Beyaz puflardan kapıdaki kristal avizeye kadar her şey, ev sahibinin titizliğini belli ediyordu.

“Benim evim böyle değil,” diye düşündüm içimden. Yırtık duvar kağıtlarını hatırladım.

“Anlat artık!” diye üsteledim. Kaseye şeker ekledim, çırpma teli elimde bekliyordum.

“Senin Murat nerede?” diye konuyu değiştirmeye çalıştı.

“Toplantıda. Geç gelecek. Hadi ama!”

“Pazarda gördüm onu. Sonra… aldım işte.”

“Nasıl yani?” diye kaşlarımı çattım.

“Baktım, bir adam yeşillik satıyor. Uygun görünümlü ama biraz düşkün gibi. Yanına gittim, ‘Dereotu kaç lira?’ diye sordum. O da, ‘Sana hediye edeyim,’ dedi. Şaşırdım tabii. ‘Niye?’ diye sordum. ‘Öyle bir şey yaptım,’ dedi. ‘Üzgün gözlü bir kadın gelirse bana, her şeyi ona vereceğim. Al, ben yetiştirdim bunları.'”

“Sonra?”

“Sonra aldım. Giderken döndüm, ‘Gözlerimin üzgün olduğunu nereden çıkardın?’ dedim. ‘Hiç de üzgün değiller.’ Bana öyle baktı ki… Sonra çantalarımı aldı, yanımda yürüdü.”

“Sen?” Çırpma teliyle yapışmış saçımı düzeltirken fark ettim elimdeki şeyi.

“Ben de yürüdüm, ne yapacağımı düşündüm. Sonra dedim ki, bu adamın yuvası yok belli ki. Bırak gelsin. Yolda tanıştık işte.”

“Yani sen sokaktan bir adamı eve mi aldın? Hiç değerli eşyalarını saklamadın mı?”

“Aslı!” diye kızdı. “Ne saçmalıyorsun? O arada doktor bu. Radyolog.”

“Eee, kimliğini kontrol ettin mi?”

“Sen bana anlatmıştın ya…” dedi üzülerek, “o avokado olayını…”

“Ne avokadosu?” diye şaşırdım.

Aslı o geceyi hatırladı. Mutfakta, tabağın üstüne yayılmış avokado dilimleri… Yeşilin tonları, kabuğa yakın koyu hali, çekirdeğe yakın sütlü zeytini…

Aslı hiç avokado seçemezdi. Market raflarında saatler geçirir, parlak kabuklara dokunur, sertliğini kontrol ederdi. Bazen doğruyu bulduğunu sanırdı. Eve getirir, bıçakla kesmeye çalışırken patates gibi sert olduğunu fark ederdi. O zaman birkaç gün bekletir, olgunlaşınca yerdi.

Ama o gün tabaktaki mükemmeldi. Ayşe almıştı onuavokadolarda şanslıydı. Çatalıyla nazikçe alıp ağzına attı. Öyle yumuşaktı ki çiğnemeye gerek yoktu. Taze, hafif cevizli tadı ağzını kapladı…

“O zaman demiştin ki,” diye devam etti Aslı, “avokadoya bakarak anlayamazsın. Bazen dokunarak da bilemezsin. İyisini hissetmek lazım.”

“Avokadoyla erkeklerin ne alakası var?”

“Sen onlarda da hep başarılı oldun. Tıpkı avokadolarda olduğu gibi… Benim gibi değil,” diye başını eğdi.

“Sen bu… Tolga’yı mı hissettin?” İsmini zor hatırlamıştım, üstelik o kadar sıradandı ki.

“Yanında bir dinginlik hissettim. Pazar kalabalıktı, ama sanki etraf sessizleşti. Sonra düşündüm, belki de sıradan olmasında bir sakınca yoktur?”

“Hmm… Tamam, sen git artık. Adam merak eder.”

Hemen kapıya yönlendirdim onu, şeker kavanozuyla birlikte. Kapıyı kapattım, kulağımı dayadım. Komşu kapısının sesini duydum. Sessizlik…

“Boş ver. Belki de…” Mutfağa döndüm, çırpma telini kreme daldırdım.

Aslı içeri girdiğinde Tolga’yı gördü. Hâlâ önlüğündeydi, ama şimdi bir taburenin üstünde durmuş, duvar kağıdını yapıştırıyordu.

“Kusura bakma,” diye ürkekçe söze başladı, “dereotunu koyacak kavanoz ararken buldum bunları. Tutkal da ordaydı. Düşündüm ki… Sakıncası var mı?”

Tabure sallandı, Aslı atıldı, onu tuttu. Koyu pantolonun altındaki dizlerini hissetti. Sert kabuğun altındaki avokado gibiydiler. “Benim,” diye geçirdi içinden.

Tolga kıpırdamadan durdu. Belki duvar kağıdını bırakmaktan korkuyordu. Belki de bu anı bozmak istemiyordu.

Sonra ellerini çekti, Aslı’nın saçlarını okşadı.

“Avokado sever misin?” diye sordu Aslı, gözlerini kısarak.

“Çok!” dedi Tolga, hiç tatmamış olmasına rağmen.

O anda, ılık bir duvar kağıdı yavaşça üzerlerine düştü. Belki de mutluluktu bu…

Rate article
Lifequest
Oha, bu da kim?” diye şaşırdı Ayşe, arkadaşının mutfağına girerken.