– Unutma ki bu ev benim ve bütün hayatını burada geçirdin. – Yine başlıyorsun. Bunu bana ömür boyu sürekli hatırlatacaksın, değil mi?

” Unutma, bu benim evim ve sen burada yaşıyorsun. Yine başlıyorsun. Bunu bana hayatımın sonuna kadar yüzüme vuracaksın.

Tülay ve Okan on yıldır evliydi.

Tülayın bir annesi ve üvey babası vardı; üvey babası onu üç yaşından beri büyütmüştü.

Tülayın küçük kardeşi Emre de üvey babasının öz çocuğu değildi.

Sadece küçük kardeşi Nazlı onun öz kızıydı. Ama o, çocuklar arasında hiçbir ayrım yapmazdı.

Tülay evlenip eşinin yanına taşındığında Nazlı sekiz yaşındaydı.

Okan, kayınpederiyle hemen anlaşmıştı. Şaşılacak bir şey yoktu; Mehmet Bey, mahallenin çocuklarıyla bile içtenlikle konuşabilen biriydi. Onun için karşısındakinin çocuk mu, genç mi yoksa yetişkin mi olduğu fark etmezdi.

Herkesle eşit düzeyde konuşur, ortak konular ve ilgi alanları bulurdu.

Kayınvalidesi hakkında da kötü bir şey söyleyemezdi, ama Mehmet Beyle hemen yakınlaşmış ve ona “baba” demeye başlamıştı.

Kendi babası hayatta değildi.

Annesi ise hasta olduğu için babaannesinin yanına gitmişti. Oraya gidip bir daha geri dönmemişti. Evi de oğluna bırakmıştı.

Tülay ve Okan evi kendilerine göre yenilediler. Babası da yardım etmişti. Tülayın annesi mırıldanıyordu, kızını anlamıyordunasıl olur da şehirden bir kasabaya taşınırdı?

Anne, burası büyük bir kasaba. Hatta merkezde beş katlı binalar var.

Ama sen kenar mahallede, bir evdesin. Kenar mahalle demek köy demektir

On yıl geçti. Ailede bir oğlan ve bir kız çocuk büyüyordu. Tülayın kardeşi Emre, eğitimini bitirdikten sonra memleketinden uzakta, şehirde kalmaya karar verdi. Küçük kız kardeşi Nazlı ise evlenmişti. Kendi evleri olmadığı için kiralık bir daireye taşınmışlardı. Kiranın parasını Nazlının anne ve babası ödüyordu.

Bizde kalsınlar, dedi Mehmet karısına.

Benim bir itirazım yok, ama seninle konuşmamız gereken bir şey var.

Ne hakkında?

Niye işini değiştirdin?

Bunu zaten konuştuk. Çocuklar büyüdü, kendi paralarını kazanıyorlar. İki işte çalışmak bana artık zor geliyor, hastalıktan sonra daha da kötüleştim. Giderlerimiz de biraz azaldı.

Nazlıya bir ev lazım.

Onun bir kocası var.

Unutma, sen benim evimde yaşıyorsun ve hayatın boyunca burada yaşadın.

Yine başlıyorsun. Bunu bana hayatımın sonuna kadar yüzüme vuracaksın.

Seçimini yap! Kızımız için bir ev almak için çalışmalısın!

Seçim ne? Ev için çalışmak mı, yoksa ne?

Ya da git.

Bu kadar çalışamam, biliyorsun.

O zaman boşanma davası açıyorum. Git. Senin bir evin var.

Ev mi? Onu gördün mü? Yıllar içinde ne hale geldi.

Beni ilgilendirmez. Satmak istemedin ya.

Mehmet Bey sessizce en gerekli eşyalarını topladı.

Gerisini de al yoksa hepsini atarım.

Neredeyse bir ömür geçirdik, seneye emekli olacaksın. Ben altmış üç yaşındayım.

Genç birini bulmalıydım, sana razı olmakla hata ettim. İki çocukla kim beni alırdı ki? Yük oldular

Çocuklardan mı bahsediyorsun? Gidiyorum. Diğer eşyalarımı bir hafta içinde alırım. Sabret

Anne, babam nerede?

Biliyorsun, o senin baban değil.

Ne fark eder? O benim babam, başka babam yok.

Ayrıldık. Nazlı ve kocası buraya taşınıyor.

Ne? Peki babam nerede?

Kendi köyünde.

Nazlı, hasta babasını oraya göndermeye nasıl razı oldu? Sen nasıl yaparsın bunu?

Niye bu kadar üzülüyorsun?

İnsanlık dışı bir şey bu. Emre biliyor mu?

Onun bilmesine gerek yok, o uzakta. Siz niye geldiniz?

Sadece uğrayalım dedik, yarın tatile gidiyoruz. Sonra Emreye uğramayı düşündük, orası yakın.

Benden ne istiyorsunuz? Bana para lazım, kız kardeşin ve kocası yakında taşınacak, hamile. O yüzden hiçbir şey veremem. Çocukları getirdiniz mi? Onlara bakacak vaktim yok.

Bir şey istemiyoruz. Paramız var, çocuklar bizimle geliyor. Bunun için gelmedik. Peki boşanmayı ne zaman bize söyleyecektin?

Size ne? O sadece Nazlının öz babası.

Bizi sevip büyütürken öz babamızdı, şimdi yabancı mı oldu? Bu doğru değil, anne

Beni yargılamaya hakkın yok! Sizin için çabaladım!

Okan tekrar içeri girdi. Tülayla annesinin konuşmasının başında, babasının artık orada olmadığını anlayınca dışarı çıkmıştı. Mehmet Beye zar zor ulaşabilmişti. Telefonunu yanına almaz, evde bırakırdı. Ama şans eseri açmıştı.

Tabii ki ben yargılamam. O bizim için çabaladı. Zaman her şeyi gösterir

Tülay, hadi gidelim, dedi Okan, elinden tutarak. Her şeyi öğrendim. Çocuklar arabada. Dedelerine gidiyoruz.

Öğrendin mi? Gidelim.

Öğrendim. Zorla söyletti. Anlatmak istemiyordu.

Aferin sana. Ben adresini hiç bilmiyordum. Bize söylemediler, hiç gitmemiştik oraya.

Mehmet Bey onları eski evin önünde karşıladı.

Dede, evinde kötü bir nine mi yaşıyor? diye neşeyle sordular torunlar.

Yok. O şehirde kaldı.

Tülay ve Okan güldüler. Şaka tutmuştu, ama babanın moral

Rate article
Lifequest
– Unutma ki bu ev benim ve bütün hayatını burada geçirdin. – Yine başlıyorsun. Bunu bana ömür boyu sürekli hatırlatacaksın, değil mi?