Bugün günlüğüme yazarken hâlâ titriyorum. Eşim Ayşenin vefatından sonra tek dostum, tek dayanağım köpeğim Karabaş oldu. Ona herkesten çok güveniyordum. Hiç sebepsiz havlamaz, kimseye saldırmazdı; herkese karşı sakin ve dost canlısı bir köpekti.
O gün İstanbulun kalabalık sokaklarında yürürken yorulmuştum. Yaş artık kendini hissettiriyordu. Bir banka oturdum, Karabaş da ayaklarıma kıvrılıp yattı. Her şey normaldi: insanlar koşturuyor, arabalar geçiyor, biz de anın tadını çıkarıyorduk.
Sonra bir adamın bana doğru geldiğini fark ettim. Görünüşte sıradan biriydi: orta boylu, basit giyimli. Ama yürüyüşü tuhaf derecede hızlı ve gergindi, bakışları ise keskin ve ürkek. Yaklaştığı anda Karabaş aniden gerildi, tüyleri diken diken oldu ve hiç yapmadığı bir şey yapıp hırlamaya başladı.
Ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan, bir anda ileri atılıp öyle bir havladı ki, tasmayı zor tuttum. Adam şaşkına döndü, durdu ve kekeledi:
“Şey… Saatin kaç olduğunu sormak istemiştim…”
Ama Karabaşın tepkisi çok tuhaftı. Sonra birden anladım. Adamın sesindeki gerginlik, kaçamak bakışları… İçime bir korku düştü.
Kısa cevap verip telefonumu kontrol eder gibi yaptım. O da hızla uzaklaştı, ama dönüp bize öyle bir baktı ki…
Eve gidene kadar kendime gelemedim. Karabaşı okşayarak sakinleştirmeye çalıştım. Akşam haberleri açtığımda ise kanım dondu: o adam, polisin aradığı bir hırsızmış. İnsanlara bahane bulup yaklaşıyor, sonra çantasını veya cüzdanını kapıp kaçıyormuş.
Karabaş, tehlikenin kokusunu almıştı. Benden önce sezmiş ve o adamın bana yaklaşmasına bile izin vermemişti. Belki içgüdüleri, belki de o pis niyeti hissetmişti. Artık biliyorum ki, ona her koşulda güvenmeliyim.
O olmasaydı başıma ne geleceğini düşünmek bile istemiyorum. Bir kez daha anladım: köpek sadece bir hayvan değil, gerçek bir koruyucu, dost ve ailenin bir parçasıdır.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



